Bir genelkurmay başkanı nasıl terör örgütü lideri olur?

Türk ordusunun şanlı darbeler tarihine baktığımız zaman darbeye teşebbüs; dün bir hukuki haktı, bugün hukuki bir suç.

Türk ordusunun dışı demokrasiyi yakar içi kendisini. Dışarıdan baktığımız zaman ordunun zirvesinde ortak hareket eden generaller ve tek yumruk olmuş bir ordu görürüz. Oysa içeriden baktığımızda Türk ordusunun zirvesinde her zaman kaynayan bir kazan vardır. 27 Mayıs öncesinde kaç cunta kurulmuş kaçı başarılı olmuştur neyse ki artık biliyoruz. Talat Aydemir darbe girişimlerini hayata geçirebilseydi kahraman bir devlet adamı olacaktı, hayata geçiremeyince asılan bir asker olarak kaldı. 12 Mart Muhtırası dediğimiz şey neredeyse cuntalar arasındaki general transferlerinin yaşandığı utanç verici bir girişimdi, unutulmadı. Bilmem 12 Eylül darbesini hatırlatmaya gerek var mı? Türk ordusunun zirvesindeki hareketlilik, mücadele, generaller arasındaki rekabet hiç bitmedi. Bu yüzden askerlerin nazarında 90’ların başında Eşref Bitlis kazasının alelacele kapatılması da tuhaf karşılanmadı, 90’ların sonunda Kıvrıkoğlu’na yönelik Kuzey Kıbrıs’taki tatbikatta kaza olarak sunulan suikast girişimi de. Bunlar Türk ordusunun generallerinin karargâhta aralarında konuşup, orduevinde üzerini örtmeyi tercih ettikleri sıradan hakikatlerdi. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün evinden karargâha sefertası ile yemek getirmesini gerektirecek kadar ‘iç tehdit’lerle karşı kaşıya kalabildiler. Türk ordusunun zirvesi hiçbir zaman sütliman olmadı. Generaller arasındaki rekabet kimi zaman kendi aralarında ittifaklar oluşturdu, kiminde ise büyük düşmanlıklar yarattı. Bugün yan yana oturdukları lojmanlarda yıllardır görev yaptıkları silah arkadaşlarının suratına bile bakmayan generallerin olmasının nedeni bu ölümcül rekabet ortamıdır. Sivillere karşı her zaman ortak bir cephe alınsa da askeriye kendi içinde birlik ve beraberliği tam olarak tutturamadı ama hep kol kırıldı yen içinde kaldı. İşte böylesi bir orduda emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklanma gerekçesi olarak sunulan ‘terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs’ hiç de öyle kendisinin ağzını açık bırakacak kadar tuhaf bir iddia değil. İlker Başbuğ ister ‘Yüce Divan’da yargılansın isterse özel yetkili mahkemelerde, bu saatten sonra inanın çok da önemli değil. Önemli olan böyle bir iddia ile yargılanıyor olmasıdır. ‘Terör örgütü lideri’ iddiası sivillerin, ordunun içinde yıllardır sessizce takip ettikleri bu tuhaf duruma el koyduklarının teşhisidir. Türk ordusunun şanlı darbeler tarihine baktığımız zaman darbeye teşebbüs, bir hükümeti illegal yollardan yıkma girişimi, dün bir hukuki haktı, bugün hukuki bir suç. Bu suç, terör suçunun daniskası bile olabilir. Hiç boşuna şaşırmayın.


Araştırmacı spor yorumcusundan tehdit!
Geçen pazar gecesi kendimi bir spor stüdyosundaki polemiğin ortasında buldum. İtiraf edeyim ben kaşındım. Pazar gecesinin rehavetinde koltuğa kurulmuş miskin miskin kanalları zaplarken Beyaz TV’de ‘ve gol’ programına denk geldim. Futbolla ilgilenmem, tam zaplayacaktım ki stüdyoda Ergenekon soruşturmasının konuşulup tartışıldığını fark ettim. Şaşırdım. Dayanamayıp sosyal medyaya “Ve Gol programında spor yorumcuları Ergenekon soruşturmasını tartışıyor, işte bu ofsayt” yazdım. Sonra da üzerinde durmayıp zaplamaya devam ettim. Vay efendim ben miyim bunu yazan! Stüdyodaki yorumculardan Adnan Aybaba birazdan beni tehdit etmeye başlamış. 11 aydır tutuklu Soner Yalçın’ı örnek gösterip, benim hakkımda atıp tutuyor. Bir sürü zırva. Neyse ki araya bu konularda fikir ve bilgi sahibi Rasim Ozan Kütahyalı girmiş ve Aybaba’yı biraz sakinleştirebilmiş. Ergenekon soruşturmasında tehdit düzeyinin nerelere kadar geldiğini göstermek için Aybaba’nın bu tehdidini yazıyorum. Eskiden hiç olmazsa birileri birilerini tehdit ederken bir belgeye, bilgiye ihtiyaç duyardı şimdi artık buna da gerek yok. Öyle bir ortam yaratıldı ki bir futbol yorumcusu bile tutuklu gazetecileri gösterip fütursuzca başka gazetecileri tutuklatmakla tehdit edebiliyor. Araştırmacı futbol yorumcusu deyip hafif kafa bulacağım ama o bile değil, bununki doğrudan infazcı futbol yorumculuğu. Aybaba’nın iddialarındaki ‘cehalet’ kısmını avukatıma havale ettim, ‘fütursuzluk’ kısmını ise yüce Türk demokrasisine havale ediyorum. Kendimi ise ileri Türk demokrasisine emanet ettim!

3. köprüyü kim yapacak?
Bugün yapılacak 3. köprü ihalesine katılan 18 şirketin 9’u Türk firması. Böylesi büyük bir işe talip olan firma sayısı bile bize Türk inşaat sektörünün ne kadar geliştiğini gösteriyor. Gönül ister ki bu ihale bir Türk firmasına verilsin. Ancak olur ya ihaleyi yabancı bir firma kazanırsa da dünyanın sonu değil. Nihayetinde alt yürütücü firmaların Türk firmalar olacağını unutmayalım. Sonuçta bu köprüyü Türk işçisi yapacak. Benim merakım bu köprünün yayalar tarafından kullanılıp kullanılmayacağı. En son San Francisco’ya gittiğimde bırakın yayaları bisikletle bile Golden Gate turları düzenleniyordu. Bizdeki ilk iki köprüde yayalar unutuldu, belki üçüncüsünde unutulmaz. Köprünün ortasına yürüyerek gelip ‘Sana dün en güzel yerinden baktım aziz İstanbul’ şiirini okuyabiliriz. Hayali cihana değer.