Bodrum katındaki kirli savaşımız

Batıda yaşayan milyonlarca insan için Güneydoğu'da yıllarca süren kirli bir savaş tam da Teoman'ın şarkısındaki gibi yaşanmıştır.
Bodrum katındaki kirli savaşımız

Aşk nedensiz sevmektir şarkısı tipik bir Teoman şarkısı olarak başlar. Yeni bir kız vardır. Daha doğrusu giden eski kız, yine geri gelmiştir. Teoman kızı zaten tanıyordur, konuşulması gereken yeni bir şey yoktur. Zaten bezginlikten de yorulmuştur. Hayat bıkkınlığı vardır, bazı yenilgiler hâlâ unutulmamıştır. Hem kıza hem de kendine söyleyeceği sözler hazırlamıştır ama boşversindir. Şarkı böyle güzel güzel giderken diğer Teoman şarkılarında benzerini çok nadir görebileceğiniz sözler karşınıza çıkar. Teoman’ın,

‘Kulağımda gürültüler’ vardır.

‘Uyurken televizyon açık kalmış’tır.

‘Bir ülkenin bodrum katında kirli bir savaş varmış’tır.

‘Midem bulanıyor galiba dünya tuttu’dur

‘Beni hep kuruttu!’dur

Bir an şaşırırsınız. Bir aşk şarkısının içine iliştirilmiş bu sözler de nereden çıktı diye düşünmeye başlarsınız. Neyse ki Teoman konuyu uzatmaz. Konuyu yine aşka bağlar ‘Derler ki bir yerden sonra acımaz daha fazla’ diye devam eder gider şarkı…

Bizim kirli savaşımız

Batı’da yaşayan milyonlarca insan için Güneydoğu’da yıllarca süren kirli bir savaş tam da bu şarkıdaki gibi yaşanmıştır. Uzakta bir yerde hiç gidilmeyen ve belki de gidilmeyecek olan dağlarda birileri birilerini öldürmüştür. Adını bile duymadıkları bazı köyler boşaltılmıştır. Adını ilk kez duydukları karakollar basılmıştır. İsimsiz fakir halk çocukları, isimsiz başka fakir halk çocuklarını öldürüp durmuştur. Ara sıra Güneydoğu’daki terör çıkıp büyükşehirlere ‘ziyarete’ gelmiş, bombalar patlamıştır ama yine de bu algıyı değiştirmeye yetmemiştir. Bu ülkenin bodrum katındaki savaş tıpkı kapıcı dairelerinin hüznü gibi hiçbir zaman üst katlara çıkmamıştır.

Konu değişmiş hayat kaldığı ezberden devam etmiştir.

Belki hiç kimse bu bodrum katında yaşananları konuşmaya hatta duymaya niyetli değildir ama niyetlense de devlet her seferinde ön almıştır. Askerler telefonlarla genel yayın yönetmenlerini uyarmıştır. Yayınlar yasaklanmış, sansür çalıştırılmıştır. Bu yasaklara uymayan gazeteciler andıçlanmış, itibarsızlaştırılmaları için ne gerekiyorsa yapılmıştır.

İsimsiz cenazeler

Böyle olunca da zorunlu askerlik hizmeti sayesinde fakir mahallerden kalkan isimsiz şehit cenazeleri ile ateş sadece düştüğü yeri yaktığıyla kalmıştır.

Acılar bireysel trajediler olarak yaşanmış, kitlelere dokunmamıştır.

Aynen Teoman’ın dediği gibi ‘bir yerden sonra acıtmadı daha fazla…’

Bugün bodrum katımızdan bir savaşı uğurlarken bir başka savaşı buyur ediyoruz. Yaşananlara biraz uzaktan bakınca tıpkı o eski sevgilinin yeniden gelmesi gibi tanıdık bir filmi seyrediyor hissine kapılıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz tepkiler aynı. 43 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı bir saldırı sonrasında hayat ‘hiçbir şey olmamış gibi’ devam ediyor.

Cumartesi gecesi İstanbul’da eğlence hayatının kesintisiz devam edişine şaşırmıyorsunuz. Zaten ne bazı kanallarda çekilen halaylara ara verilmiş ne de müzik-eğlence programları yayınlarını ağırlaştırma ihtiyacı duymuştu. Güya ‘teröre inat’ eğleniyorduk. Halimiz aç insanlar için balo düzenleyen cemiyet insanlarımızı andırıyordu. Sosyal medyada izansız zevzekliklerin marifet gibi sürdürülmesi işte böyle bir atmosferin yan ürünüydü.

Sanki o bomba sınırın Türkiye tarafında patlamamış sanki onca insanımız ölmemiş gibiydi.

Hükümet alelacele yayın yasağı getirerek olayın etkisinin daha fazla artmamasının telaşındaydı. Oysa şu tabloya bakınca ne kadar da gereksiz bir çaba.

Kimsenin umurunda olmayan acılarımız var!

‘Eğlence devam ediyor…’

İsterseniz birkaç dakikalığına o minibüslerin Reyhanlı’da belediye binasının önünde değil İstanbul’da büyük bir alışveriş merkezinin girişinde patlatıldığını düşünelim. Sizce yine aynı ruh halinde yaşıyor olabilir miydik? Hafta sonu derbi oynanabilir miydi? İnsanların aklına karşı takımın formasını giyiyor diye gencecik bir insanı öldürmek düşebilir miydi? İstanbul’da cumartesi gecesi eğlence mekânları vur patlasın çal oynasın devam edip, televizyonlarda o halaylar çekilebilir miydi? İnternetteki patavatsız zevzeklikleri böylesine kahramanca sahiplenebilirler miydi?

Cevap vereyim: HAYIR.

Ama gelin görün ki bomba Suriye sınırında patladı. Gördük ki batıda yaşayan sağcısı da solcusu da milliyetçisi, dincisi de o sınırın öbür tarafında patladığında ve insanlar öldüğünde ne kadar üzülüyorsa o kadar üzüldü.

Ne eksik ne fazla…

Siz deyin buna yıllardır terörle yaşamaya alışmanın getirdiği bıkkınlık ben diyeyim ‘Bizim toplumsal büyük ikiyüzlülüğümüz.’ Fark etmez pek çoğumuz bir futbol takımını sevdiğimiz kadar sevmiyoruz bu vatanı. Tanımadığınız insanlara üzülemeyecek kadar empati yeteneğimizi tatile çıkartmışız.

Ateş kendi evine düşmediği sürece başkasının acısı canımızı acıtmıyor.

Bodrum katında olan bodrum katında kalıyor!