Cadı kazanları fokurdarken

Başbakan sürprizi en sona saklamıştı. Gezi'deki gençlere şefkatle seslendi, 'Ya eylemlere artık son verin ya da anladığınız dilden konuşacağım' diyordu.

Bir odada oturuyoruz. Karşımızda Halk TV açık. Hemen birkaç metre ötemde oturan Başbakan Erdoğan sabahtan bu yana 6 mitingde giydiği lacivert ekose ceketi üzerinden çıkarmamış. Biraz ötede Suat Çelik, aynı ekose ceketin bir ton açık rengi üzerinde olmasına rağmen elinde telefonundan twit’leri kontrol ediyor. ‘Melih Başgan’ da yanımızda, yüzünde her zamanki joker gülümsemesiyle televizyondaki olaylara bakıyor. Ben koltuğun ucuna ilişmiş, tedirgin bir şekilde oturuyorum. Üzerimde her zaman yayında giydiğim siyah ceket ve kravat var. Fırsat bulup Başbakan’a ceketinin markasını soracağım ama yeri mi değil mi tartamıyorum. O sırada Halk TV’de 59 TL’ye ulusalcı kit reklamı başlıyor. Başbakan merakla bana dönüp ‘Bu da nedir yahu?’ diye soruyor. Şaşırıyorum. ‘Şey’ diyorum. ‘şey işte, ulusalcı şeyi..’ Tam o sırada kapı açılıyor. Elinde çayların bulunduğu bir tepsi ile paytak paytak yürüyerek bir penguen içeri giriyor...”
İşte o an uyanıyorum.
Kan ter içindeyim.
Herhalde aynı gün içinde 6 Başbakan mitingi seyretmenin bir sonucu olarak kâbus görmüşüm. Yatakta kan ter içinde otururken pazar günü sabahtan akşama kadar dinlediğim Başbakan’ın yol mitinglerinden cümleler kafamın içinde uçuşuyor.
Türk siyasi tarihinde sanırım bir ilki bu pazar günü yaşadık. Başbakan Erdoğan ve televizyonlar kendi içinde bir rekora imza atarak Başbakan’ın bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, beş değil, tam altı mitingini canlı olarak yayımladılar. Bizler de evlerimizde bütün bu mitingleri tek tek izledik.
İyi ki izledik zira bu sayede Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı’ndaki gelişmelerle ilgili son kararını da öğrenmiş olduk. 6 mitingdeki konuşma metinlerinin ana çatısı ortak olsa da hemen her mitingde metne eklenen yeni birkaç cümle, daha önce duymadığımız bir-iki komplo teorisi ve elbette farlı kesimlere yönelik tehdit göze çarpıyordu.
Başbakan Erdoğan’ın uzun Afrika seyahati sonrasında anaakım medyada neredeyse herkes Başbakan Erdoğan’dan ılımlı bir çizgide uzlaşı formülü bekliyordu. Oysa pazar mitinglerinde gördük ki Başbakan’ın yolu ikinci yol, yani dişe diş mücadele olacak gibi.
Başbakan hiçbir konuşmasında kişilerin ya da kurumların isimlerini vermedi ama herkesin anlayacağı gibi net bir şekilde tarif etti!
İsterseniz pazar mitingleri sonrasında önümüzdeki günlerde hükümetin başlatacağı cadı avına kısaca bir göz atalım.
İsterseniz en tepeden, yani faiz lobisinin olağan şüphelilerinden, ‘zenginlerden’ başlayalım.
Listenin tepesinde Türkiye’nin ana sermaye gurupları bulunuyor. Mesela Doğuş Grubu hem medya hem bankacılık alanında hükümet ile ilişkilerinde yepyeni bir devreye girdi diyebiliriz. Cumartesi gününe kadar Başbakan’ın hedefindeki kişi Garanti Bankası Genel Müdürü Ergün Özen’di. Özen’in kendilerini protesto edenlere yönelik yatıştırıcı “Ben de çapulcuyum” sözleri, anlaşılan Başbakan’ı çileden çıkarmıştı. Pazar günü kaçıncı mitingdi hatırlamıyorum ama Başbakan halka paralarını ‘bu bankalardan çekip devlet bankalarına yatırmalarını’ tavsiye etti. Ertesi sabah borsada bu bankaların kim olduğu tahmin edilmiş olmalı ki Garanti, Akbank ve İş Bankası hisseleri düşüşle güne başladı.
İkinci hedef Cem Boyner oldu. Başbakan’ın gözalıcı ekose ceketinin markasının Beymen olmadığı böylece netleşti.
Üçüncü hedef Koç ve Sabancı üniversiteleriydi. Gezi Parkı baskınından sonraki basın toplantısında TOMA’lardan sıkılan gaz ve sudan yaralanan göstericilere Divan Oteli’nde ilkyardım yapmanın bile bir bedeli olabiliyormuş anlayacağınız.
Sonra sıra eyleme katılan sanatçılara geldi. O sanatçıların başlarına nelerin gelebileceğini ertesi sabah Yeni Şafak’taki Mehmet Ali Alabora manşetiyle anladık. Halit Ergenç’siz bir Muhteşem Süleyman nasıl olacak bilmiyorum ama Cem Yılmaz’ın çok geç olmadan müzik kabiliyetini gösterip Şahan’ın bıraktığı yerden devamla ikinci bir ‘yüzünü asma öyle 2’ şarkısı yapmasının tam sırası!
Yakında Yalan Dünya yalan olursa, Yılmaz Erdoğan âkil adamlıktan atılırsa, Sezen Aksu vergi cezalarıyla tanışırsa sürpriz olmayacak.
Elbette günah keçisi medya unutulmadı. Gezi eylemlerine destek veren gazetecilerin bir liste halinde medya patronlarının önüne konulup tek tek sessizce işlerinden atılmalarının istenmesi artık haber değeri taşımıyor!
Ancak Başbakan Erdoğan asıl sürprizi en sona saklamıştı. Gezi Parkı’ndaki gençlere şefkatle seslendi, “Ya eylemlere artık son verin ya da anladığınız dilden konuşacağım” diyordu.
İşte bu cümle, kâbuslar ile gerçeklerin yer değiştirdiği, hangisinin gerçek hangisinin kâbus olduğunu tam olarak çözemediğimiz sürreal bir döneme girdiğimizin habercisiydi.
Şimdi uyuyun uyuyabilirseniz artık!