Cem Uzan'ın bile bilmediği Uzan soruşturması

Cem Uzan'ın anlattıklarını okuyunca hâlâ başına gelenlerin nasıl olduğunu anlamadığını görüyoruz.

Telefonum acı acı çaldı. Açtım, karşımda Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik var. İlk konu dekolteli sunucu. O daha söze başlamadan ben bir haberci gözüyle baktığınız zaman içinde siyaset, mahalle baskısı, medya, dekolte ve güzel bir kadının olduğu tartışmanın doğal olarak ilgi çekici olduğunu söyledim. “Doğru” dedi. Güldü. “Biliyorum konu sizin için ilginç ama inanın ben kızcağız işten atılsın diye söylememiştim o sözleri. Tamamen benim görüşüm” dedi. İnandım mı? Yüzde yüz inandım. Ancak mesele Hüseyin Çelik’in sözlerinde değil zamanın ruhunda gizli. Gazeteciler tek bir kaş kaldırma, bir demeç veya gizlice açılan bir ‘eleştiri telefonu’ ile teker teker çalıştıkları gazetelerden atılırken, Gezi olayları sonrasında eleştirilen herkesin başına binbir türlü soruşturma, baskın gelirken Hüseyin Çelik ne derse desin faturanın bir kısmı ona kesilecekti. Farz edelim Hüseyin Çelik’in hiç suçu yok. Olaylar da ATV’nin açıkladığı gibi dekolte nedeni ile değil performans nedeni ile gelişti o zaman dağıtılamayan bu kuşku bulutu nereden çıktı? Ya da şöyle soralım: Sahi, ‘zamanın ruhu’nu kim bu hale getirdi?

Potansiyel devlet sanatçımız Kutluğ Ataman’ın Gezi olaylarına atıp tutması ve kendisine yönelik tepkiler sürüyor. Son olarak Sabancı Üniversitesi öğretim üyeleri kendisinin son demeçleri üzerine potansiyel devlet sanatçımıza tavır koymuşlar. “Kendilerinden izinsiz kendi fotoğraflarını kullanıp bir Sakıp Sabancı portresi yapmak isteyen Kutluğ Ataman’a verecek tek bir vesikalığımız yok” diyerek son zamanlardaki sözlerini kendisine hatırlatmışlar. Hay Allah, çağdaş sanatçımız tam da Koç’lara atıp tutarken bir de şimdi ortaya Sabancı Üniversitesi çıktı bakar mısınız? Çağdaş sanatta devlet sanatçımız var mı bilmem ama Ataman son zamanlardaki anti-Gezi ‘performansı’yla bırakın devlet sanatçılığını, Başbakan’ın sanat danışmanlığına bile gelebilir. Bin defa dedik tekrar edelim: Kutluğ Ataman’ı yedirtmeyiz kardeşim!

Mesele 3. Dünya solcusu kafası ile 3. köprüye karşı çıkmak değil ama 3. Köprü yanlış bir proje. Bunun da 3 önemli nedeni var.

1- Bugün anlıyoruz ki devlet, köprünün yapımı sonrasında öyle garantiler ve sözler vermiş ki sırf bu bile 3. köprüyü sorgulamak için yeter de artar…

2- Kuzey ormanlarındaki ağaç katliamı. İstediğiniz kadar bu katliamı görüntülemek için gazetecilere uçuş izni vermeyin, yine de saklayamazsınız. Üstelik mesele sadece kesilen yüz binlerce ağaç meselesi de değil. Yol yapıldıktan sonra İstanbul’un kuzeye doğru büyüyeceğinin ve daha milyonlarca ağacın kesileceğinin kesin olması. Bu, bir çevre katliamı demek.

3-En önemlisi ise bu proje İstanbul’un şu aralar bir numaralı sorununa dönüşen trafik meselesine çözüm olmayacak. Bu köprünün şu anda trafikteki ağır araç trafiğinin sadece %2’sini alması öngörülüyor. Trafik için tek köklü çözüm var o da toplu taşımanın teşvik ve koordine edilmesi.

3. köprüyü savunanların demagoji yapmadan bu üç net soruya cevap vermesi gerekiyor.
Cem Uzan yine Paris’ten başını uzattı, Taraf gazetesine uzun uzun konuşuyor. Kırmızı bültenle aranan birinin Paris’te elini kolunu sallayarak dolaşması Fransız hukukunun neresinde yazıyor, kılıfına nasıl uyduruluyor bu ayrı bir yazı konusu. Neyse, Cem Uzan nasıl battığı ile ilgili kendisi dışında suçlamadığı kimse yok. Atıp tutuyor. İmkânı olanlar cevap veriyor ama bir de fiziksel olarak imkânı olmayanlar var. Cem Uzan’ın anlattıklarını okuyunca hâlâ başına gelenlerin nasıl olduğunu anlamadığını görüyoruz. Durun ben Cem Uzan’ın bile bilmediği bir gerçeği anlatayım. Şu anda çeşitli davalardan anlaşılmadık gerekçelerle tutuklanıp mevsimden mevsime yargılanan Hanefi Avcı 28 Şubat döneminde bu kadar olmasa da yine aforoz edilip kızağa çekilmişti. O yıllarda Ankara’ya gittiğimde Avcı’ya uğrar, havadan sudan sohbet ederdik. Boş zamanlarında dava dosyası okuduğunu bu ziyaretlerden birinde öğrenip şaşırmıştım. Gündemde olmayan, kimsenin ilgilenmediği kimi davaların dosyalarını okuyup, soruşturmaların nasıl yapıldığına ya da yapılamadığına bakıyordu. Uzanlar’ın da o zamanlar çeşitli dava dosyalarına bakmış, Kepez ve Çeaş davalarının nasıl Uzanlar lehine sonuçlandığını çözmüştü. Mesela ilginç tespitlerinden bir tanesi davaların pek çoğunun bilirkişi raporlarıyla bitirilmesindeki benzerlikti. Bunun gibi pek çok detayı yakalamıştı. Ama en önemlisi Uzanlar’ın bütün bunları ‘halletme’deki cinlikleri Avcı’yı dehşete düşürmüştü. Okuduğu dava dosyaları Avcı’da “Bunlar şimdi engellenmezse hiçbir zaman engellenemez” gibi bir fikir oluşmasına neden olmuştu.

Sonrasında aktif göreve getirilip AK Parti hükümeti de siyasi irade gösterince Uzan imparatorluğunu çökerten soruşturma bizzat Hanefi Avcı tarafından yönetildi. Anlayacağınız Uzanlar soruşturması başlarken olay çoktan çözülmüştü.