Cemaat okulları Türkiye'nin dünyadaki 'yumuşak gücü' mü?

Ben de Monocle gibi bir süredir 'yumuşak güç'e taktım. Acaba Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir vizyonu olacak?
Cemaat okulları Türkiye'nin dünyadaki 'yumuşak gücü' mü?

İtiraf edelim ki haber dergileri için oldukça zor bir dönemi yaşıyoruz. Bir yanda teknolojik devrim diğer yanda dergilerin yayın periyotları, bir de bunlara içeriklerindeki eskime hızı eklenince hem dergiyi çıkartanlar hem de dergileri yapanlar için zor bir süreç yaşanıyor. Hele böylesine bir dergi aylık olursa işi daha da zorlaşıyor.

Monocle, Zürih ve Londra merkezli yayın yapan dünya çapında trendleri belirleyen ilginç bir dergi. Bahsettiğim zorlukların hepsini yaşıyor ve kendince çözümler üretiyor. Mesela birkaç büyük başkentte yaşam kültürü pazarlaması olarak da bir mağaza zinciri oluşturmuş durumda. Kendi tasarımı çantalar, kıyafetlerle ufaktan mağazacılığa göz kırpıyor. Bir yandan parasını verene özel ekler hazırlayarak reklamcılıkta yeni bir trend yaratmaya çabalıyor diğer yandan da web üzerinden radyo yayıncılığı yapıyor. İtiraf edeyim aylık dergileri hele de içeriği zengin olsun diye tepeleme doldurulmuş Monocle’u okumakta son zamanlarda zorlanıyorum. Bende ilk günlerden bu yana çıkan pek çok sayısı olsa da son aylarda elim dergi tezgâhından almaya gitmiyor.

Geçen gün Monocle’un Londra ofisinden bir mail alınca itiraf edeyim şaşırdım. Beni yeni kurdukları radyoda Türkiye’de basının durumunu konuşmak üzere bir söyleşiye davet ediyorlardı.

Monocle’a giderken bir radyo söyleşisinde kıracağım İngilizce potları düşünerek tedirgindim.

Ahmet Davutoğlu ve yumuşak güç

Monocle binası 3 katlı mütevazı bir bina. Londra’nın merkezinde yer alıyor. Beni karşılayan söyleşi yapacak İngiliz gencin ne benimle ne de Türkiye ile ilgili pek bilgisi olmadığı her halinden belli oluyordu. Girişte Monocle’ın son sayısını karıştırdım. İçlerinde Ahmet Davutoğlu’nun da olduğu 3 dışişleri bakanı ile Soft Power üzerine bir söyleşi yapılmıştı.

Söyleşide Türkiye’deki basının durumu üzerine kısa bir giriş yaptıktan sonra sıra Türkiye’nin Soft Power meselesine geldi.

Joseph Nye’ın ilk kez kullandığı Soft Power yani Yumuşak Güç Monocle’ın son aylarda üzerinde durduğu bir kavram.
Bir ülkenin silahlar yerine kültürel aktiviteleri, cazibesi ile güçlü olmasına odaklanıyor. Bir ülkenin silahları, dayılanmaları ile değil o ülkenin yetiştirdiği sanatçılar, izlettirdiği diziler, filmler ve o ülkeyi yaşamak için tercih eden, demokrasisinden ekonomisine örnek alan insanların çokluğu ile ölçülüyor.

Biz Osmanlı’dan bu yana Yumuşak Güç kavramına yabancı değiliz. Her ne kadar daha düne kadar Ortadoğu’ya örnek olan demokrasimiz adına son zamanlarda söyleyecek çok fazla bir şey kalmadıysa da hâlâ yumuşak gücün temsilcisiyiz. Ne yazık ki tutuklu gazeteci sayıları ve süreleri bizi böylesine bir yumuşak güce örnek ülke olmaktan oldukça uzaklaştırdı. Yine de son yıllarda Ortadoğu’dan Balkanlar’a kapışılan Türk dizileri yumuşak gücün en güzel örneği. Bir zamanlar Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonu olması ve dünyanın hemen her yerinde Hasan Şaş adını duymamız da bunun güzel örneklerinden biriydi.

Cemaat okullarının gücü

Ben ise sözü Türkiye’nin son yıllardaki en büyük yumuşak gücünün ‘Gülen Cemaati’nin dünya çapındaki yaygınlığına getirdim. Elbette sunucu ilk kez duyuyordu. Şaşırdı. ‘Gülen Cemaati’ dünyanın farklı yerlerinde açtığı okullarla yepyeni bir Türkiye imajı yarattı. Matematik ve fen bilimlerinde başarılı öğretmenleriyle göz dolduran bu yumuşak gücün Türkiye imajına yurtdışındaki olumlu katkıları inkâr edilemez. Biz cemaatin genelde hep Türkiye’deki etkisini, gücünü, rolünü tartışıp duruyoruz ama asıl önemli gücü dünyada yaptıkları. Edirne’den dışarı adımınızı attığınız an bunu son yıllarda artık çok net görebiliyorsunuz.

Bu haliyle baktığınız zaman ‘Gülen Cemaati’nin sayıları 1000’i bulan dünyanın farklı ülkelerindeki okullarını da Türkiye’nin yumuşak güç listesine rahatlıkla yazabiliriz.

Ben de Monocle gibi bir süredir bu ‘yumuşak güç’ kavramına kafayı taktım.

Acaba Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir vizyonu olacak?

Sağa sola efelenen, esip gürleyen, tehditkâr bir ülkenin mi hayalini kuruyoruz yoksa yaptıklarıyla örnek alınan bir ülkenin mi?

Türkiye şu sıralar aslında tam da bunun yol ayrımına geldi.

İkisinin bir arada sürdürülebilir olması uzun vadede mümkün değil.  

Eğer gerçekten bir güç olacaksak o gücü bu tercihimiz belirleyecek.

Eğer gerçekten vurdu mu oturtan, dedi mi yaptıran bir güç olmak istiyorsak Hard Power’a yüklenmemiz gerekiyor. Zira güç olmadan güçlüymüş gibi davranınca komik duruma düşüyoruz. Yok eğer soft power yani yumuşak güç olacaksak o zaman da yapılacaklar belli.

Geldik mi yine şu bizim demokrasi meselesine.

Hay Allah ya...