Cemaat operasyonu için geri sayım

Emniyetçilerin MİT'çileri tutukladığına şahit olmuştuk. MİT'çilerin Emniyet istihbaratçılara operasyon yaptığını görürsek şaşırmayın.

Geceyarısı torba yasalarla apartopar Meclis'ten geçirilen MİT, TİB ve HSYK yasalarına tek tek baktığımızda detayların içinde kaybolup gidebiliriz. Oysa ‘moda tabiri’yle büyük resme baktığımızda hükümetin yeni bir hukuki sürecin altyapısını kurduğunu görüyoruz. Bu altyapı bir sacayağının üzerine kuruluyor. Eğer bunlardan herhangi biri eksik olursa üzerine inşa edilmek istenen operasyon süreci çalışmaz. Bütün bu yasal değişiklikler bizlere tek bir şeyi söylüyor: Hükümet cemaate yönelik operasyonunun hukuki altyapısını kuruyor. Şu andaki sistemde hükümet istediği kadar binlerce kişinin yerini değiştirsin cemaate yönelik bir operasyona ‘devlet memurlarını’ iknada zorlanabilirdi.

Nitekim bunun cemaat de farkındaydı. Hatta edindiğim izlenim buna çok da güveniyorlardı. Yarın bir gün suç olabilecek hukuki süreçlerin içinde sıradan devlet memurlarının yer almayacağını düşündüklerini dile getiriyorlardı. Hükümet de bunun farkında olduğu için önce hukuki altyapıyı önümüzdeki operasyonları ‘sorunsuz’ halletmek için düzenliyor. Düğmeye bastığında bir memurun kanunları gösterip "Bu yapılan suç değil mi" sorusunu ortadan kaldıracak altyapıyı hazırlıyor.

Mit–emniyet istihbarat savaşı
Bu değişikliklerde en çok tartışılan kuşkusuz MİT’in yeni görevleri, sorumlulukları ve yetkileri... Oysa asıl tartışılması gereken bütün bu yetkilerin sorumlulukların ve görevlerin denetlenip denetlenmeyeceği, denetlenirse nasıl denetleneceği olmalı. Bu konu güncel siyasal tartışmalarda yok denecek kadar az.

Türkiye’deki istihbarat kurumlarının nasıl işlediğini bilmeyen pek çok kişi bu konuda sadece bir iki yasa maddesi üzerinden ahkâm kesmekten çekinmiyor.

İsterseniz şu yaşananları Türkiye’deki istihbarat düzeninin nasıl işlediğine bakarak bir kez daha değerlendirmeye çalışalım. Bugüne kadar MİT hep askeriyenin borusunu öttürdüğü bir devlet kurumuydu. Bu yüzden sivil yöneticiler başta Turgut Özal olmak üzere alternatif olarak emniyet istihbaratı güçlendirmeye ve sahip olmaya çalışmışlardı. Nitekim bu ikilik zaman zaman mahkemelerde biten bir istihbarat savaşına yol açmıştı. İlk bakıldığında bir kavga görüntüsü verse de bu kavga aslında hayırlara vesile bir kavgaydı. Zira kendi kurumsal kimliklerini korumak için kavgaya tutuşan bu iki istihbarat örgütü birbirlerini farkında olmadan denetlemeye, usulsüzlüklerini açığa çıkartmaya, deşifre etmeye kadar işi götürebiliyorlardı. Bu ikiliye devletin PKK ile savaş enstrüumanı olarak ürettiği JİTEM’i de ekleyebiliriz. Yıllar boyunca adı konulmasa da bu gerilim istihbarat teşkilatları arasındaki olmayan iç denetimi getirmişti. Bu denge ilk olarak Ergenekon operasyonları ile bozuldu. Bunun bozulduğunu 2007 yılında yazıp yayımladığım emniyet istihbaratın kuruluş ve gelişim hikâyesini anlattığım ‘Önemli İşler Dairesi’ kitabında görmüştüm. Emniyet istihbarat önce gelişmiş, sonra kendi içinde bir tasfiyeye gitmiş ve cemaatin gözle görülebilir ağırlığının ve etkisinin olduğu bir yapıya bürünmüştü. Gelen tsunamiyi görmüş ve kitabın alt başlığı olarak ‘Derin Devletin Yeni Sahibi’ yazmıştım. O dönem bu başlık emniyet istihbaratçıların ilk başta canını sıksa bile biraz da kendilerine güvenle içten içe hoşlarına gitmişti. O dönem AK Parti hükümeti emniyet istihbaratı destekliyordu. Emniyet istihbarat kendi adamlarını TİB ve MİT’e atamaya başladı. Yine de her iki kurum da kendi kurumsal kültürü ile dış etkilere karşı savunmadaydı. Araya Kürt çözümü ve Oslo görüşmeleri girdi. Savaş bir kez daha başladı. 7 Şubat 2012 bu mücadelenin en somut meydan savaşı oldu. Emniyet istihbarat şah çekti, MİT direndi. Hükümet bunu kendine yönelik bir tehdit olarak algılayınca MİT’in yanına geçti. Hükümet-Cemaat savaşının iki istihbari savaş gücü emniyet ve MİT oldu. Bugün görüyoruz ki her iki kurum da birbirleri hakkında gizli soruşturma dosyaları açmışlar. Kimi yolsuzlukların üzerine gitmiş kimi imamları takibe almış. 17 Aralık ‘Yolsuzluk Soruşturması’ ise bu güç ve etki savaşının yeni meydan savaşı oldu. Şu anda son durum MİT’in istihbarat savaşında öne geçtiğini gösteriyor. Emniyet istihbarat sürgün ve yer değiştirmeleriyle cemaatin gücü pasifize edilirken MİT’e hukuki altyapı ile takviye yapılıyor. MİT’in 2. adamı TİB’in başına atandı. MİT’çiler önümüzdeki operasyonlarda operasyonel bir güce dönüşmeleri ve yargıdan korunmaları için TİB’ciler ile birlikte yasal olarak koruma güvencesine alınıyor.

Hatırlarsanız Ergenekon soruşturmalarında ilk kez emniyetçilerin MİT’çileri tutukladığına şahit olmuştuk. Önümüzdeki süreçte benzer bir durumu yani MİT’çilerin emniyet istihbaratçılara operasyon yaptığını görürsek şaşırmayın.

Bugün gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanan telefon dinleme listeleri, imamların fotoğrafları yarın bir gün cemaate yapılacak resmi operasyonların delili olarak dosyalara girecek. Tıpkı bugün resmi dosyalardan çıkartılıp yayımlanan hükümete ait yolsuzluk ve rüşveti belgeleyen ses kayıtları gibi...

Bunlar cemaat operasyonu için son hazırlıklar!