Dağlıca saldırısı PKK'yı böler mi?

Bir örgüt, iki lider ve iki farklı dünya. Gelin moda deyimle soralım, devlet 'Hangi PKK?' ile görüşüyor? Hangisiyle görüşmeli?

En son dün gerçekleştirilen Dağlıca baskınından sonra devlet cephesinde söyleyecek çok da fazla yeni bir şey yok. İsterseniz gelin biraz PKK’daki durumu konuşalım. PKK cephesinde olan biteni anlamak için iki güncel söyleşiye bakmamız yeterli. Söyleşilerden biri dün ANF sitesinde yayımlandı. Silvan ve Dağlıca saldırılarını gerçekleştiren HPG komuta üyesi Bahoz Erdal kendi PKK’sını anlatıyor. Belli ki böyle bir saldırının önceden yapılacağı hesaplanmış. Son süreç ile ilgili bir söyleşi yapılmış ve tam da Dağlıca saldırısının üzerine yayımlandı. Diğer söyleşi ise gazetemizin yazarlarından Avni Özgürel’in Birleşik Basın sitesinde yayımladığı, PKK’nın yönetim kadrosunda bulunan Murat Karayılan ile yapılmış. Bu iki söyleşiyi okuduğunuzda Dağlıca saldırısının nedenleri ve sonuçları hakkında önemli detaylar gizli olduğunu görüyorsunuz...
Karayılan Oslo sürecine hâkim, ‘barış’ adına çok umutlu olduğunu da saklamıyor. Silvan saldırısını “Denk geldi” diye özetleyip geçiştiriyor. Karayılan’ın açıklamalarının satır aralarından anlıyoruz ki Silvan saldırısı PKK’nın yönetim kadrosunun bayağı canını sıkmış. Hatta aynı gün ilan edilen demokratik özerklik gibi bir siyasi hamlenin ölü doğmasına bile neden olmuş. Oslo sürecinin bittiğini bilmem söylemeye gerek var mı? Asıl söyleşinin en ilginç kısmı, Karayılan’ın devletten bir adım beklediğini söylediği satırlar. Karayılan özellikle ramazan ayında devletin barış yönünde bir adım atacağını umutla söylemiş. Karayılan’ın söyleşisinde öylesine ilginç detaylar var ki insan hayrete düşmekten kendini alamıyor. Mesela Oslo sürecini anlatırken bu süreç Türkiye’nin devlet kademesinde hemen herkes tarafından bilinirken PKK’da sadece 11 kişinin haberi olduğunu söylüyor. Bunun nedeni olarak da sürecin sabote edilmesinden korktuğunu belirtiyor. Nitekim süreç Silvan saldırısında tam da Karayılan’ın korktuğu gibi sabote ediliyor.
Bahoz Erdal söyleşisinde ise Karayılan’ın söylediklerinin neredeyse tam tersi bir hava görüyorsunuz. Bahoz Erdal sözlerini sakınmıyor. Net. Keskin. Bilenmiş. Barıştan umudunu kesmiş bir havası var. Hemen her iki cümlesinden biri Roboski’ye çıkıyor. Cezaevlerindeki baskılardan, mücadeleden, savaştan bahsediyor. Savaşmaktan bahsederken 90’lardan ezberlediğimiz bir perspektif ile PKK’nın silahlı saldırılara neden devam etmesi gerektiğini kendi açısından anlatıyor. Bu tür eylemlerde inisiyatif kullandığını ise saklamıyor.
Bir örgüt, iki lider ve iki farklı dünya. Gelin şu günlerin moda deyimiyle soralım, devlet ‘Hangi PKK?’ ile görüşüyor? “Hangi PKK ile görüşmesi gerekiyor?” Şu anda devletin içinde oluşan güvenlikçi anlayışı ile müzakereci anlayışın PKK’nın içinde farklı bir biçimde oluştuğunu görüyoruz. Bir yanda Beşir Atalay gibi bu meselenin müzakerelerle çözüleceğine inanan Murat Karayılan, diğer yanda KCK operasyonları ile PKK’yı bitirmeyi uman güvenlikçi politikalara karşı tepkisini karakol baskınları ile gösteren Bahoz Erdal. Şu anda devletin zirvesinde MİT krizi olarak bildiğimiz krizin çıkış noktası tam da bu iki politikanın çatışmasıydı. Gördüğünüz gibi bu açıdan baktığınız zaman devlette olduğu gibi PKK da bir yol ayrımında. Şu anda bir yandan müzakereleri savunup diğer yandan kanlı eylemlerin ‘denk gelmesi’ sürdürülebilir bir durum değil. Yakın bir zamanda PKK da birinden birini seçecek. Bu iki farklı anlayıştan birinin diğerini yakın bir zamanda tasfiye edeceğini söylemek ise zor değil. Bilmem tüm bu ‘büyük resim’e Leyla Zana’nın son çıkışını eklemeye gerek var mı?

Genelkurmay’dan Pandora operasyonu açıklaması



Pazar günü bu köşeden Genelkurmay Başkanlığı’na yönelik 3 basit soru sormuştum. Pazartesi akşamüstü İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Baki Kavun’dan bir faks aldım. Nazik bir üslup ile sorduğum sorulara kısaca cevap verilmiş. Baki Kavun’un faksını yorumsuz aktarıyorum: 

1- Casusluk soruşturması kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde de adli ve idari inceleme başlatılmıştır. 

2- RedHack’in ele geçirdiğini iddia ettiği belgeler, güncelliğini yitirmiş bilgileri içeren, eski tarihli ve kişisel kullanıcılar tarafından oluşturulmuş belgelerdir.
Bu belgelerin Türk Silahlı Kuvvetleri ağına bağlı olmayan kişisel bilgisayarlardan alınmış olabileceği veya taşınabilir hafıza ortamı ile genel ağa (internet) aktarılmış olabileceği değerlendirilmektedir.
Bu değerlendirme ışığında idari ve adli soruşturma başlatılmıştır. 

3- Sizin ve Sn. Can ATAKLI’nın ‘sürekli izlenecek gazeteciler olarak fişlenmesi’ dayanaktan yoksun bir iddiadır.
RedHack grubunun, sesini kamuoyuna daha çok duyurabilmek ve bu maksatla konuya basında yer vermeniz için öne sürdüğü gülünç ve mesnetsiz bir iddia olduğunu değerlendiriyoruz.
Bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne sizleri ne de başka gazetecileri izlemek gibi bir uygulaması yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri, basın özgürlüğünü demokrasimizin vazgeçilmezi olarak görmektedir. Bizim, sizlerden tek ricamız; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal şahsiyetini zedeleyecek söylemlerden ve yazılardan kaçınmanızdır. Yapıcı eleştirileriniz bizler tarafından saygıyla izlenecek ve değerlendirilecektir.
Esenlikler dilerim.