Demokrasi paketinin Türkçe tercümesi

Değiştirilmeye çalışılan sadece yasalardaki birkaç madde olunca geminin bir kısmı yüzüyor, diğer kısmı su alıyor.
Demokrasi paketinin Türkçe tercümesi

Demokrasi paketi açılırken yoldaydım. Radyodaki canlı yayında dinliyor olsam da Başbakan Erdoğan’ın yorgun bir ses tonuyla ama her zamanki üslubuyla yaptığı giriş konuşması bizlere nasıl bir paketin açılacağını fısıldıyordu. Başbakan’ın bitmek bilmeyen giriş konuşmasının sonuna gelip paket açılmak üzereyken ne yazık ki arabadan inip beni bekleyen helikoptere yönelmek zorunda kaldım. Günlerdir üzerinde çalıştığım ‘Kentsel Dönüşüm’ dosyası için İstanbul’a bir de havadan bakacaktım. Helikopterin kaptanı daha önce uçuş planını sormuş ve ilk olarak 3. köprü inşaatının yapıldığı ‘Kuzey Ormanları’ndaki durumu görmek istediğimi belirtmiştim. Ne yazık ki bunun mümkün olmayacağını helikopterin kapısında öğrendim. Fiili olarak bir uçuş yasağı yoktu ancak sivil idare ormanların üzerinde uçuşa izin vermiyordu. İdareye bunun nedeni sorulduğunda ise adres olarak siyasi irade gösteriliyordu. En saf halimle “Neden?” diye sordum. Bir cevabı yoktu. Kaptanın yapabileceği bir şey de yoktu. Kuzey Ormanları’nda ağaçların kesilmesine bir yasak yoktu ancak görüntülenmesi idare ve irade tarafından engelleniyordu.
Herhangi bir hukuk ve demokrasi ülkesinde böylesine şeylerin olması hayal bile edilemezdi ama bizde ne yazık ki işler böyle yürüyordu...
İstanbul semalarına çıktığımda aslında demokrasimiz için en çok gereken şeyin ne olduğu daha net olarak göze çarpıyordu. Helikopterden aşağı baktığımda gözüme ilk çarpan, kaos içinde bir şehir oldu. İstanbul artık bir binalar ormanını andırıyordu. Bu bina ormanının arasında tek yeşil alanlar mezarlıklar olarak kalmıştı. Gökdelenler son derece tuhaf bir şekilde, İstanbul’un çeşitli bölgelerine, uzaydan fırlatılmış gibi saplanmışlardı. Şehir öylesine birbirinin üzerine yığılan binalardan oluşuyordu ki bırakın yeşil alanı, yarın bir gün bir deprem olsa çadır kuracak boş alan bile kalmamıştı.
Mahallelerin arasında artık hangi imar yasasına uydurulduysa kafasını göğe doğru uzatan gökdelenlere teğet geçiyorduk. Sulukule üzerinden geçerken tarihi surların hemen dibinde Nordik bir şehirden ışınlanmış gibi duran gıcır gıcır binalar, hemen yanındaki yılların yorgunu apartmanlara tepeden bakıyordu. Yoksul semtler ile havuzlu villalar arasında duvarlar göze çarpıyordu. İstanbul’un tepesinden baktığınızda isteyenin istediği her şeyi yapabileceği bir düzenin fotoğrafını görüyordunuz. Uzlaşma, standart, kanunlara riayet bütün bu kaosun arasında kaybolup gitmişti.
Bir-iki saatlik bu turdan sonra helikopterden indiğimde artık demokrasi paketi açılmış bir ülkede yaşıyordum. Merakla açıklanan paketin içeriğine baktım. 
Kürt barışı tam olarak terk edilmemişti, anlaşılan hâlâ barış masasında pazarlık devam ediyordu. Seçimlerde Kürtçe mitinglere ufuk görünmüştü.
Aleviler konusu hâlâ bir tabuydu ama gelen baskılardan dolayı reformsal değişiklikler yerine makyaj yapılıyordu.
Devletin gözünde azınlıkların hakları da hâlâ azınlık olarak gözüküyordu.
Nihayet Türkiye bir ayıbından kurtuluyor ve başörtülü kadınlar toplumsal yaşamın içine davet ediliyordu.
Seçim sistemi konusunda hükümetin kafası karışmış, topu taca atmıştı.
Oğlum ilkokula başladığında kar kış demeden andımızı okumak zorunda kalmayacaktı.
AK Parti’nin seçimlerdeki bazı hesapları eşbaşkanlık adı altında tedavüle sokulmuştu.
Kentsel dönüşümde Sulukule’de Roman vatandaşlarımızı rezil rüsva eden düzenlemeler sonrasında gönül almak için bir-iki hamle vardı.
Türkiye’nin en önemli rant meselesi(!) ‘Kurban derisini kim toplayacak?’ tartışmasına son nokta konulmuştu.
Bu demokrasi paketinin pek çok kesimi mutlu etmeyeceği aşikâr. Sorunların pek çoğunun çözmeyeceği de kesin.
Hangi paket açılırsa açılsın sonuç benzer olacaktı. Belki farklı konuları konuşuyor olacaktık ancak yine de hep bir şeyler birilerinin gözüne eksik gözükecekti.
Peki neden?
Bunun en büyük nedeni, sanırım biraz önce sizlere anlattığım havadan gözüken İstanbul fotoğrafının nedenlerinde yatıyor.
Yasalarda tek tek değiştirmeye çalışıp durduğumuz demokrasi, Türkiye gemisinin üzerinde yüzdüğü bir denize ya da üzerimizi çevreleyen atmosfere benziyor. Değiştirilmeye çalışılan sadece yasalardaki birkaç madde olunca geminin bir kısmı yüzüyor, diğer kısmı su alıyor, aynı odada kimi boğuluyor, kimi nefes alıyor.
Günün birinde gerçek bir demokrasiye paketler açarak değil işte bu zihniyeti yıkarak ulaşacağız. Aynı geminin içindeyken, aynı odadayken ayrı gayrı yapmayacağız.
Son tahlilde demokrasi paketi sonrasında illa ikiye ayrılacaksak benim adımı iyimserler arasına yazabilirsiniz. Benim hâlâ umudum var.
Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşayabiliriz.
Ancak o gün ormanları kesenleri görüntülemek için ‘Kuzey Ormanları’na doğru kalkan bir helikoptere kimse ‘dur’ diyemez.