Derin devletin yeni sahibi kim olacak?

Devletin derinlerindeki çarpışmayı tek bir cümle ile özetlersek: Derin devletin sahibi devletin de sahibi oluyor.
Derin devletin yeni sahibi kim olacak?

Tam da Hanefi Avcı’nın cezaevinden tarihin sahnesine yeniden çıktığı günün gecesinde sosyal medyaya yeni bir ses kaydı düştü. Bu sefer zamanlama gerçekten manidardı. Ses kaydında Paris’te suikast sonucu öldürülen Sakine Cansız ve diğer iki arkadaşını öldüren kişi olduğu iddia edilen Ömer Güney’in ses kaydı olduğu (yine) iddia ediliyordu.

Uzun bir konuşmanın montajlandığı ses kaydı insanı şüpheye düşürecek kadar ürperticiydi. 10 dakikalık ses kaydında önce Ömer Güney’in MİT’e neden ve nasıl katıldığı anlatıldığı bölüm alınmıştı sonrasında Paris’te PKK’nın önemli isimlerine nasıl suikast gerçekleştireceği bölüm eklenmişti. Dikkatli bir kulak ses kaydının pek çok yerinde montaj olduğunu fark edebiliyordu. Ses kaydı nerede kaydedilmiş hiçbir bilgi yoktu. Ne zaman kaydedilmiş bu konuyla ilgili de hiçbir emare yoktu. Sızdırılan ses kaydında ekranda yazılan hikâyeye göre Ömer Güney’in yakınının yayımladığı iddia ediliyordu. Elbette yerseniz!

İşin geldiği noktada derin devletin içinde çok tuhaf bir hesaplaşmanın döndüğü netti. Daha birkaç gün önce 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu Abdullah Öcalan da ‘darbe girişimi’ olarak niteleyip hükümetin yanında saf tutmuştu. Bu ses kaydını sızdıranlar muhtemelen bu ittifakı bozmayı hedefliyorlardı. Tıpkı Oslo görüşmelerinin kayıtlarının sızdırılmasında olduğu gibi…

Buraya bir notu daha düşmekte fayda var: Bu ses kayıtlarının sızdırıldığı gecenin sabahında Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, aylardır iddia ettiği Uludere baskınının MİT enformasyonu ile yapıldığına dair belgeler yayımladı.

Tam bu noktada küçük bir hatırlatma yapalım. Hatırlarsanız Oslo görüşmeleri ilk yayımlandığında benzer bir şok yaratmıştı. Ancak asıl şok o sızdırmalardan aylar sonra açılan KCK dava ve soruşturmalarında gelmişti. Zamanında yalanlanmayan o görüşmeler de referans alınarak MİT’in zirvesindeki nerede ise bütün isimlere soruşturma açıldığı 7 Şubat gelmişti.

Uludere ile ilgili askeri savcılığın geçen günlerde yayımladığı görevsizlik kararında Genelkurmay Başkanı’ndan itibaren sayılan isimler, sızdırılan belgeler, ses kasetlerini bir araya koyduğunuz zaman günün birinde benzer bir devr-i sabık ortamının bu soruşturmalar ve cinayet davaları için de muhtemel olabilir. Gördüğünüz gibi artık antrenmanlıyız bu yüzden bu tür sızdırılan, yayımlanan her belgeyi görmezden gelmediğimiz gibi hemen üzerine de atlamıyoruz. Zira seyrettiğimiz bir filmin nerede ise tekrarını izliyoruz.
Gelelim Hanefi Avcı’nın Ali Bayramoğlu’na yaptığı açıklamalara…

Aslına bakarsanız Hanefi Avcı yeni hiçbir şey söylemiyor. Bundan üç yıl önce kitabında ne yazdıysa sonrasında verdiği bir iki söyleşide ne söylediyse nerede ise kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Yeni olan bu sözlerinden dolayı o zamanlar Hanefi Avcı’yı neredeyse linç eden Yeni Şafak gibi pek çok çevrenin bugün aynı Avcı’yı omuzlarına alıp taşıması, o kadar…

Hanefi Avcı’nın, Bayramoğlu’na sözlerinde benim en çok ilgimi çeken “Bundan sonra ne yapılır” sorusuna verdiği cevap oldu. Avcı Odatv davasını örnek göstererek, ‘Sadece bu davanın bile soruşturmasının tersten yapılması ile önemli bir yere varılabileceğini’ iddia etmesi ilginç geldi. Yani Odatv’deki iddialardan cezaevine giren insanların komplo kurduğunu değil de bu insanlara komplo kurulduğu yaklaşımı ile dosyayı ele aldığınızda bu sefer tam tersi bir hukuk yolculuğuna çıkılabileceğini iddia ediyordu. Bunu bütün davalar için uygulayabilirsiniz.
Yine ‘Tuhaf Zamanlar’ mevsimine geldik. Derin devletin içinde büyük bir hesaplaşmayı izliyoruz. Her şey birbirine karışmış hatta bilerek karıştırılmak isteniyor. Hukuk hiç olmadığı kadar boşa çıkartılmış durumda. Üstelik yakın bir zamanda çıkartılacak internet yasakları ile ortam daha flulaşacak. Bu fluluk kuşku dağlarını büyütecek.

Geçen yıllarda derin devlet içinde bu tür çarpışmaların üç ilginç sonucu olduğunu gördük.
İlki bu yaşanan kavga bir süreç ve hemen bitmiyor.
İkincisi bu sürecin sonrasında muhakkak davalar ve soruşturmalar geliyor. Yani sızdırılan bir ses kaydının, yayımlanan belgelerin aslında üç dört adım sonrasında atılacak adımlarda farklı bir anlamı ve önemi olduğunu biliyoruz.
Üçüncüsü derin devlet kavgaların sonrasında bürokrasinin içinde göç mevsiminin başladığına ve büyük sürgünler yaşandığına tanıklık ettik, ediyoruz.

Benim gördüğüm önemli bir fark da bu sefer yeni olarak Paris cinayetleri, Suriye’ye gönderilen silahlar ile yeni bir uluslararası boyutun oluştuğu.
Devletin derinlerindeki bu çarpışmanın önemini tek bir cümle ile özetlersek: Derin devletin sahibi devletin de sahibi oluyor.