Devletin mafyalaşması

Eskiden işadamlarının özel mallarına çökülürdü, zaman içinde bu daha sofistike ve akılcı bir hal almış.
Devletin mafyalaşması

İsterseniz bugün 90’lı yılların ortasına doğru bir zaman yolculuğuna çıkalım. Mafyanın devleti ele geçirme teşebbüsünün yaşandığı 90’lı yıllar, siyasi tarihimize kapkara harflerle geçecektir. Türkiye’de mafya sokağa çıkmış, devletin çeşitli istihbarat birimlerinden, emniyetinden en alttan en üste kadar adamlar devşirmiş, devleti ele geçirmesine yani devletin mafyalaşmasına ramak kalmıştı.

Neydi o meşhur Susurluk kazası hâlâ hatırlayanınız var mı?

Susurluk’taki kazada aranan bir mafya mensubu devletin polisi ve milletin vekili ile aynı arabada bir kazaya karışmışlardı. Bir gece önce devletin İçişleri Bakanı ile aynı otelde aynı masada yemek yemişlerdi. Susurluk kazası çete savaşlarının ortaya saçıldığı, ilmeğin çekilip mafyanın üzerindeki örtünün ilmik ilmik ortaya döküldüğü bir sürecin başlangıcı olmuştu.

O süreçte şunları görmüştük. Mafya bazı işadamlarını haraca bağlamıştı. Devletin içindeki işbirlikçileri ile beraber varlıklı işadamlarından çeşitli bahaneler ile haraç alıyorlardı. Bu tehditler kimi zaman "Seni öldürülecek Kürt işadamları listesinden çıkartacağız" bahanesi ile oluyordu kimi zamansa ihale verme karşılığında yapılıyordu.
İhale denilince çetelerin asıl faaliyet alanlarından biri bu ihale sektörüydü. Pek çok ihaleyi kimin alacağı önceden belirleniyor, ortada büyük nakit paralar dönüyordu.

Mafyanın liderlerinin işadamlarına baskısı öyle bir noktaya gelmişti ki bu istekleri telefonda duyan kimi işadamlarının ‘kimyası bozuluyordu.’ Yine de küfrederek, yakınarak, ağlayarak rüşvetlerini tıkır tıkır veriyorlardı.
Bankalara hortum takılmış paralar çekiliyordu.

Sadece iş düyasında değil spor dünyasında da mafya kendini göstermeye başlamıştı. Üç büyüklerin kongre seçimlerinde bir adaydan yana taraf oluyor, kongre üyelerini etkilemek için her türlü numara çevriliyordu.

Medya, mafyanın kuşatması altındaydı. Gazeteciler mafya liderleri tarafından ağlatana kadar tehdit ediliyordu. Bazı gazeteciler ise mafya liderleri ile kanka oluyor, kankalık bozulunca silahlar konuşuyor, gazeteciler vuruluyordu. Sonunda dönemin başbakanı bazı gazeteleri mafya ile bağlantılı işadamlarına aldırmaya çalıştığı için yüce divana çıkmak zorunda kalmıştı.

90’lardaki mafya çağında istihbarat teşkilatları da işe karışmış kimileri bizzat mafyanın bir parçasına dönüşmüştü. Dinlemeler, tapeler, iddialar havada uçuşuyor her türlü gizli bilgi karşı tarafı ‘vurmak’ için medyaya servis ediliyordu.

Hukuk rafa kaldırılmış, bunun yan etkisi olarak Güneydoğu'daki savaş iyiden iyiye kirlenmiş, Türkiye bir faili meçhuller ülkesine dönüşmüştü.

OHAL adı altında güvenlik politikaları mafya düzenini sadece meşrulaştırmaya yaramıştı.
İsterseniz gelin zaman makinesine binip o bunaltıcı Mafya Çağını arkamızda bırakıp bugünün Türkiyesi'ne dönüp manzaraya bir de bu hatırlatma üzerinden bakalım.

Son aylarda ortaya çıkan tapelerde neyi öğrendik?
İşadamları ihaleleri almak için yepyeni bir düzen oluşturmuşlar. Gelin görün ki ‘düzen’de değişiklik yok. Yine sesleri titreyerek rüşvet paraları toplanıyor, yine ihaleler bozulup istenilen işadamlarına yönlendiriliyor.

Siyasetçiler, işadamları ve istihbaratçılar arasındaki alışveriş üçgeni yine kurulmuş. Ancak bu sefer mahallenin bıçkın kabadayılarının yerini iş dünyasının hayırsever işadamları almış. İlişkiler milletvekili düzeyinden bakan düzeyine çıkartılmış.

Eskiden işadamlarının özel mallarına çökülürdü, zaman içinde bu daha sofistike ve akılcı bir hal almış. İşadamları yerine devletin kamu
arazilerine, sit alanlarına, polis binalarına ‘çökülüyor’. Yeni düzende bu çökme de küresel para sistemine uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Eskiden öldürülen tefecilerin malları mafyanın emanetçilerinin hesabında tutulurdu. Şimdi çökülen devlet malları kâr amaçlı özel vakıflar üzerinden temize çekiliyor.

Dinlemelerde de bir fark yok, hâlâ herkes herkesi izinsiz dinlemeye devam ediyor. Magazin dünyası da yine tüm bu ilişkilerin göbeğinde.

Medyanın üzerindeki baskı gazetecileri by-pass edip medya sahiplerini ağlatacak bir aşamaya gelmiş. Alo Fatih, Alo Nermin hatlarında online’a geçilmiş. İşadamları siyasetçilerin gösterdiği medya gruplarını zorla ve zorlanarak almaya devam ediyor.
Hukuk yine adamına göre işletiliyor. Torba yasalar imar değişiklikleri ile talan ediliyor.

Spor cephesinde de değişiklik yok. Kongrelerde perde arkasından her türlü nüfuz tüccarlığı yapılıp seçimler manipüle edilmeye çalışılıyor.

O zaman ‘devlet için kurşun atan da yiyen de şerefli’ydi, şimdi 14 yaşındaki Berkin Elvan’ı kafasından vurup öldüren polis ‘destan’ yazıyor.

Ve Hanefi Avcı o zaman da cezaevindeydi şimdi de cezaevinde…
90’lı yıllarda mafya çağında yaşananlar ile bugün arasında sadece tek ama tek bir fark var: O zamanlar günün birinde mafyanın devleti ele geçirmesinden korkuluyordu.

Bugün artık böyle bir korku yok!