Doksanlar (film), bir Türk-Kürt ortak yapımı!

Barış kelimesini söylemekten korkmayanlar bir araya gelmeli, örgütlenmeli, seslerini duyurmalı.
Doksanlar (film), bir Türk-Kürt ortak yapımı!

Dönemin DEP milletvekili Orhan Doğan 1994 te Meclis te gözaltına alınmıştı.

Şu günlerde herkesin ağzında benzer endişe cümlesi var: “Terörle mücadelede yoksa 90’lara mı dönüyoruz?” Peki şöyle 2011 yılından bakınca bu cümledeki endişe tonunu yaratan neydi hatırlayanınız var mı? 90’ların ortasında sahada yani Güneydoğu’dan Kuzey Irak’a kadar geniş bir alanda gazetecilik yaptığım için oturdum şöyle bir düşündüm. Aklıma ilk gelenleri yazdığımda karşıma bir korku filmi çıktı. Zira Doksanlar filminin senaryosu kanla, beceriksizlikle, yanlış devlet politikalarının hoyrat uygulamaları ile yazılmıştı. Filmin sonunda askerinden politikacısına bu filmin başrol oyuncuları bu millet tarafından tek tek tasfiye edilmişti. Zira Doksanlar şu anlama geliyordu: 

* KÖY BOŞALTMALARDI İlk kimin fikriydi bilinmiyor ancak günlerden bir gün ABD’nin Vietnam savaşındaki taktikleri kulaktan kulağa konuşulmaya başlandı. Özellikle PKK’ya yönelik saha avantajını ve lojistik desteği engellemek için köy boşaltmaları başladı. Binlerce köy çok kısa bir sürede boşaltıldı. Yüz binlerce kişi yanlarına alabildikleri birkaç parça eşya ile şehirlere göç etmek zorunda bırakıldı. Bölgedeki demografik denge altüst oldu. Büyükşehirlerin arka mahallelerinde açlık ve öfke kol gezmeye başladı. Sonuç felaketti. 

* FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERDİ Bölgede PKK ile mücadele için devlet tarafından yeni bir örgüt devşirilmeye, kollanmaya ve görmezden gelinmeye başlandı. Hizbullah ve PKK’nın arasında devletin seyrettiği kanlı bir hesaplaşma yaşandı. Binlerce kişi sokak ortasında satırlarla öldürüldü. Sonuç felaketti. 

* KARAKOL BASKINLARI PKK’nın ardı arkası kesilmeyen karakol baskınlarıydı. Bu öylesine aleni olmaya başlamıştı ki PKK baskınları kaydediyor, sonra yayımlıyordu. Yüzlerce, binlerce şehit. 

* KORUCULAR KRALDI Devlet alan hâkimiyeti için hemen her şeyi deniyordu. Bir süre sonra koruculuk sistemi uygulanmaya başlandı. Binlerce köylü bir gecede korucu ilan edildi. Aşiretler arası kanlı çatışmalar yaşandı. Korucular bir süre sonra bölgenin yeni silahlı gücü oldu. Güç beraberinde yozlaşmayı ve suçu da getirdi. Sonuç felaketti. 

* DEP’LİLERİ HAPSETMEKTİ Kürtçe yemin girişimleri, günler süren TBMM kuşatması ve Meclis’ten başları arabaya sivil bir polis tarafından ittirilerek götürülen DGM’ler. Kürt siyasetçilerin cezaevine atılıp yıllarca ömür tüketmeleri... Sonuç, siyasi olarak felaketti. 

* GAZETE BOMBALANMASI Özgür Gündem gibi bölgedeki tek gazetenin çalışanlarının tek tek öldürülmesi, bununla da yetinmeyip gazetenin merkezinin havaya uçurulması, Orhan Pamukların, Yaşar Kemallerin inadına İstiklal Caddesi’nde Özgür Gündem’e destek vermesiydi. 

* UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞIYDI Uyuşturucu baronlarının Güneydoğu’da lord olduğu yıllardı. Yüksekova’nın lüks arabalardan geçilmediği, kimi askerlerin de bu kaçakçılığa karıştığının mahkemelerle tespit edilmesiydi. 

* KÖYLÜLERE B.K YEDİRMEKTİ Sadece bir subayın hatası olarak b.k yedirilmesi değil o subayın korunup kollanmasıydı. 

* PKK’NIN ADAM KAÇIRMASIYDI Yol kesmesi, haraç alması, beğenmediğini dağa kaldırıp aylarca rehin almasıydı. 

* ÖZEL TİMCİLERİN FAİLİ MEÇHULLERİYDİ Bugün tutuklu olan polislerin o gün ellerini kollarını sallayarak şehirlerde racon kesmesiydi. 

* MGK ONAYLI ÖLDÜRÜLECEK KÜRT İŞADAMLARI LİSTESİYDİ Listedekiler kaçırılmaya, öldürülmeye, haraç vermeye zorlandı. Sapanca-İstanbul-Düzce arasında bir ölüm üçgeni oluştu. 

* SUSURLUK’TU, GAZİ MAHALLESİ’YDİ, KUMARHANELERDİ Güneydoğu’da tetikçi, özel timci başrol oyuncularının şehre gelmeleri bir felaketti. Şehirlerin içindeki basit kavgalar bile Gazi Mahallesi’nde olduğu gibi büyük olaylara dönüştü. Kumarhane sahipleri para için öldürüldü, Susurluk diye bir şey ortaya çıktı. 

* BIÇAK KEMİĞE DAYANDI Doksanlarda devlet adamlarının sarıldıkları bir meydan okuma olarak akılda kaldı. Bu meydan okumalar sürerken o yıllarda Kürt sorunu kemikleşti, kimse bunu fark etmedi.

Silahları bırakma çağrısı yapılmalı
Evet böyle bir çağrı yapılmalı. Hemen, hiç bekletmeden, lafı hiç kıvırmadan, tam da şimdi.
Bu ‘acil’ çağrı PKK’ya yönelik yapılmalı. Türk ve Kürt aydınları, vicdanı olan siyaset erbabı elini taşın altına koymalı ve ‘dur’ diyebilmeli.
Eğer hâlâ barış için çok çok küçük bir umut varsa, yeteri kadar kalabalık ve gür çıkacak bir aydın hareketi en azından bir düşünme ortamı yaratabilir. Yaratmalı.
Mesela, Sırrı Süreyya Önder ayağa kalkıp “Durun bir dakika, şiddetle bir yere varamazsınız” diyebilmeli. Mesela Vedat Türkali evinden başını uzatıp “Bu şiddet, halkların kardeşliğinin üzerine giden freni boşalmış bir kamyon, durdurmalısını” diyebilmeli. Mesela Yaşar Kemal, “Biz bu kanlı filmi daha yeni gördük, bir daha görmek istemiyoruz” diyebilmeli.
Mesela Orhan Pamuk, “İnsanlık namına şiddeti durdurun, silahları koşulsuz bırakın” diyebilmeli. Barış kelimesini söylemekten korkmayanların bir araya gelmesi, örgütlenmesi, seslerini duyurmaları ve ayağa kalkıp (hatta sokağa çıkıp), şiddet köprüsünden önce son çıkışı değerlendirebilmesi için bu son fırsat.
Eğer onlar da bu savaşa dur diyemezse, durduramazsa çok kanlı bir sonbahar bizi bekliyor olacak.
Benim (az da olsa) hâlâ umudum var.