Domuz bağından ceylan derisine

Türkiye'de ilk kez MGK kararıyla görüntü yayını yasaklanmıştı; oluşacak infialden korkulmuştu.

Bir adam diz çöktürülmüş elleri, ayakları domuz bağı ile bağlanmış yerde duruyor. İki adam ayakta, bir tülbenti adamın kafasının üstünde tutuyor. Üçüncü adam ise sesli şekilde Arapça dualar okuyor. Kamera biraz aşağıya sabit bir şekilde konumlandırılmış. Kayıtta bu dörtlüyü görüntülüyor. Odadan anladığımız kadarı ile burası bir gecekondu. Dualar okuyan adamın elinde ekmek bıçağını görüyorsunuz. Birazdan harekete geçiyor. Yerde dizleri üstünde duran tülbentten dolayı kim olduğunu göremediğiniz bir insanın öldürülüşünü izliyorsunuz. Gözlerinizi ekrandan kaçırıyorsunuz.
Birazdan ekranda başka bir kadının görüntüsü beliriyor. Kamera yine sabit. Başörtülü bir kadın bu. Sıradan bir duvarın önünde bir sandalyeye oturtulmuş kameraya bakarak konuşuyor. İslam dininin şartlarından bahsediyor, tövbe ediyor. Kamerada kayıt duruyor. Derken bir daha baştan başladığını izliyorsunuz. Sözlerini bitirince yine kamera kapanıyor. Açılınca kadın yeniden tövbe etmeye başlıyor. Bir daha, bir daha, bir daha tam yedi kez izliyorsunuz... Yedincinin sonunda kadın gözyaşlarına boğuluyor. Karşısındakilere, “N’olur beni öldürmeyin” diye yalvarmaya başladığında kamera kapanıyor. O kadının kim olduğunu biliyorsunuz. Birazdan öldürülecek olan Gonca Kuriş...
Bu görüntüler 2000’li yılların başında MGK üyelerine seyrettirildi. Türkiye’de ilk kez bir görüntünün yayımlanması MGK kararı ile yasaklandı. Böylesine görüntülerin insanlarda oluşturacağı infialden korkulmuştu. Hepsi Hizbullah’ın Beykoz baskınında ele geçirilen arşivinden çıkmıştı. Sonradan birkaç gezeteciye daha gösterildi... Yine de bu görüntüler nasıl bir örgütle uğraşıldığını tam olarak anlatmaya yetmiyordu.
Mesela Hizbullah evlerini basan polisler ellerinde metreler ve tapu kayıtlarındaki krokiler ile evlere gitmeye başlamışlardı. Zira örgüt evlerin içine duvarlar inşa ediyor, gizli bölmelerde kaçırdıkları insanları saklıyorlardı. Aylarca, yıllarca bu bölmelerde bir hayvan gibi bekletilen insanlar bulunduklarında tırnaklarının 30 cm’ye ulaştığı, sakallarının yere kadar uzadığı görülüyordu. 5 metrelik bir su kuyusunun altına özel bölme yapmayı düşünebilen bir örgütten bahsediyoruz.
Bunları neden şimdi anlattım derseniz, unutmayalım istedim.
Önümüzdeki seçimlerde muhtemelen bağımsız adayları ile yeni Hizbullah’ı TBMM’ye taşındıklarında ceylan derili koltuklarda kimlerin oturacağını unutmayalım.

Çankaya sofrasında öğrenci olmak!
Önceki gün ODTÜ’lü öğrenciler AKP’ye yürümek istediler. Polis panzerlerle sulu müdahale yaparken Çankaya Köşkü’nden gayet havalı bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül öğrencileri Köşk’e çağıracak ve onların dertlerini dinleyecekti. Vay anasına sayın seyirciler dedirtecek şıklıkta bir çıkıştı bu... Polisin sert müdahale ettiği, Başbakan’ın her fırsatta azarladığı, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakanın mahkemeye verdiği öğrencilere devletin zirvesindeki isim yemek verecekti. Üstelik Çankaya’da...
Dün anlaşıldı ki eylemci öğrenciler Çankaya’ya çağrılmamış. Peki kim çağrılmış dersiniz? Eylemci öğrencileri kınayan öğrenci konseyi temsilcileri. Güler misin ağlar mısın? Protestocuya tazyikli su, kınayana Çankaya sofrasında yemek! Tam bir PR tiyatrosu... Cumhurbaşkanı’nın iyi niyetinden şüphemiz yok peki ama öğrencilerle görüşeceğim deyip de, protestocu öğrencilerden kaçıp protestocu öğrencileri eleştiren öğrencilerle görüşmek her şeyi geçtim biraz ayıp olmuyor mu? Dün o yemekte kafa kafaya verip protestocu öğrencileri kınayınca öğrencileri anlamış mı oldunuz? Karşımızda bu PR kampanyasını düzenleyen koskoca Cumhurbaşkanı olmasa, “Siz bizle dalga mı geçiyorsunuz yahu?” diye soracağım. Hadi sormayayım...



Komünist bir sembol olarak orak-çekiç
ODTÜ’lü öğrenciler eyleme (polisi taşlamalarını saymazsak) gayet cesur ve renkli hazırlanmışlardı. Polis kalkanı şeklinde yaptıkları pankartların üzerine yazdıkları BAŞKALDIRIYORUZ sözü meydan okumacı ve cüretkârdı. Benim gözüm o kalkanların birindeki Orak Çekiç’e takıldı. Aynı şeyi geçtiğimiz bayramda gezdiğim Vietnam’da da düşünmüş yazamamıştım. Vietnam’da komünist partinin simgesi de Orak Çekiç’li bayrak. Ülkenin resmi bayrağı olan kırmızı fon üzerine sarı bir yıldızın yanına asılıyor. Orak Çekiç aslında sanayi işçilerini ve tarım işçilerini simgeliyor. Gel gelelim artık ne orak kaldı ne de çekiç. Tarımda da sanayide de üretim biçimi değişti. Sizce yeni bir komünist partinin simgesi ne olmalı. Biz üzerinde uzun süre tartıştık bir bilgi çağında artık rakamlar ve harflerden oluşan bir bayrak ya da flama fena olmayabilir gibi geldi. Yine de hâlâ tam doğru cevabı bulabilmiş değiliz. Sizce 2010 yılında komünizmin simgesi ne olmalı?

Keriz ‘ÖTV’si vergisi
Benzinde %65 dolayında vergi alan hükümet şimdi de telefon görüşmelerinden aldığı %60 vergi yetmezmiş gibi %7.7 arttırmış. Dünyada benzer bir uygulaması yok. Hepimiz aslında devlete çalışıyoruz. Köle İsaura olsa o bile isyan ederdi. Kunta Kinte olsa ‘insaf’ derdi. Biz ise aldırmıyoruz konuşmaya devam ediyoruz. Devlet tarafından kazıklanmak acıtmıyor. Gerçekten bir başkadır benim memleketim. Hay bu kadar pahalı taşına toprağına!..