Erkekler ağlamaz(mış)

Gözyaşları ile belaltı vurmaya kalktığınız her tekme, döner dolaşır sizi bulur. Gözyaşının siyaseti ve hesabı olmaz. Döken yaş sayılmaz.

Şu aralar içimizde bin pişmanlık var mı emin değilim ama popüler gündemimizin başköşesinde gözlerdeki yaş var. Bir yanda Başbakan Erdoğan’ın Mısır’da öldürülen genç bir kız çocuğu için canlı yayında döktüğü gözyaşları, diğer yanda Trabzonspor oyuncusu Volkan Şen’in kendini tutamayıp ağlayarak sahayı terk etmesi siyaset ve spor gündemini gözyaşında buluşturuyor. Aslında olaylar mesela İsviçre gibi bir ülkede gelişse Başbakan’ın bir canlı yayında ya da profesyonel bir futbolcunun maçın ortasında bir anda gözyaşlarına boğulmasının çok da haber değeri taşıyan yanı olmayabilirdi.

Ancak burası Türkiye. ‘Karı gibi ağlama lan’ diye erkeklerin erkekleri uyardığı maçoistan toprakları!
Nitekim her iki olay sonrasında verilen tepkilere baktığınız zaman tam da bu kültürün nasıl siyasi liderlerden anlı şanlı kulüp başkanlarına kadar sirayet ettiğini görüyorsunuz.

Gözyaşlarına verilen tepkiler “Yahu siz hangi ara bu kadar gaddar oldunuz?” diye sormamızı gerektiren hoyratlıkta gelişiyor.
Bakınız Kemal Kılıçdaroğlu. Kendisi Başbakan’ın gözyaşlarını ‘çaresizlik’ olarak tanımlıyor. Orada da durmuyor, ‘zavallılık’ derken kendisinin hiç ağlamaması ile de böbürleniyor. Yaa meğer Kılıçdaroğlu hiç ağlamıyormuş. Siyasi erdeme gel erdeme...
Türkiye’nin belki de en çok ağlayan (daha doğrusu ağlayabilen) siyasetçilerinden Bülent Arınç bu hoyrat tanımlamaya “Ben hiç ağlamam ne zamandan beri bir güç gösterisi oldu?” diyerek cevap vermiş. Az bile söylemiş.
Futbolcu Volkan Şen’in sahanın ortasında ağlama krizine gelen cevap ise daha da katı. Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu genç futbolcuyu ağladığı için kulüpten kovma kararı almış. Az bile yapmış. Trabzon’da fırınlara haber salın bari, ağladığı için Volkan’a ekmek de vermesinler!

Bu karar sanırım futbol tarihine dökülen gözyaşlarına verilen en büyük profesyonel ceza olarak geçecek. Ders olsun bütün futbolculara!
Trabzonspor Başkanı ağlayan Volkan’a gösterdiği hoyratlığı ağlayan Başbakan’a da gösterebilir mi sorusunu isterseniz şimdilik geçelim.
Hatırlarsanız 2012 yılında 8 şehidin cenazesinde gözyaşlarına hâkim olamayan Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de ağladığı için az eleştirilmemişti. Öyle ya, nasıl olur da bir Genelkurmay Başkanı şehit askerlerinin arkasından ağlardı! Bu da bir güçsüzlük, çaresizlik ifadesi olarak siyaseten okunmuştu.

Görüyorsunuz bizim ‘Maçoistan’da gözyaşı demek zaafiyet demek.
Sakın bugünlere özgü bir durum sanmayın. Bu topraklarda ağlamak çok uzun zamandan beri bir güçsüzlük ifadesi olarak okunuyor.
Benzer bir durum 28 Şubat döneminde Fethullah Gülen’e de yapıldı. Hatırlarsanız Gülen’in hislenerek ağladığı kimi konuşmaları ekranlara servis ediliyor ve bu gözyaşları üzerinden belaltı vurulacağı planlanıyordu.

Gözyaşı Doğu toplumlarında erkek kültürünün baştabusudur. Ağlamak bir zayıflığın göstergesi, dışavurumudur. Nitekim Nilüfer’in unutulmaz sesinden ‘Erkekler Ağlamaz’ şarkısı tam da bu tabunun üzerine sözlerini inşa eder. Yıllarca dilimizden düşmeyen şarkı, bildiğiniz gibi aşk ayrılığını kadın açısından ele alır. Erkeğin döktüğü gözyaşları kadının içini eritir. Kadın dayanamaz, ‘sil gözyaşını’ derken ayrılık sonrasında bile hâlâ ağlayan bir adamı teskin etme ve erkeğe gözyaşını yakıştıramama telaşı vardır kadında.
Sezen Aksu da bizim ‘Maçoistan’ toplumunun içine sinen gözyaşı damarını keşfetmiştir ama o yine ezber bozar. Tersten çakar. ‘Ağlamak Güzeldir’ derken kadın-erkek ayırmadan gözyaşlarını sahiplenir. Saygı duyar. Önünde eğilir.
Ağlamanın nasıl da insanı insan yaptığını güzel güzel, tane tane anlatır. Şu gelip geçici dünyada ağlamanın her şeye rağmen var olmak anlamına geldiğini söyler.

Başbakan Erdoğan önceki gün Suriye’den gelen ölü bebek fotoğraflarını görünce ailece nasıl ağladığını anlatmış. Daha önce Emine Erdoğan’ın Gazze ve Arakan’da yaşananlar için gözyaşı döktüğünü de hepimiz biliyoruz. Kılıçdaroğlu’nun eşi, çocukları ağlıyor mu bilmiyoruz ama kendisinin ağlamadığı kesin!

Bir siyasetçiyi eleştirmenin bin türlü yolu varken işi eğer gözyaşlarına kadar getiriyorsanız bu karşınızdakinin değil tam tersi sizin güçsüzlüğünüzü ve çaresizliğinizi gösterir.
Gözyaşları ile belaltı vurmaya kalktığınız her tekme, döner dolaşır sizi bulur.
Gözyaşının siyaseti ve hesabı olmaz. Döken yaş sayılmaz.
Ben ağlayan insandan değil ağlamayı bile beceremeyen insandan korkarım.
En son Birand’ın ölüm haberini sunarken ben de canlı yayında ağlamıştım. Anlayacağınız Kemal Kılıçdaroğlu’na bakarsanız bende de iş yok!

Bu halimle Trabzonspor’da oynamam da elbette mümkün değil.
Vay halime!