'Evlat acısının keyfini sürmek' ha!

Evlat acısı kimseye keyif vermez. Başkasının evladının acısını hissetmezsen kimse de senin evladının acısını hissetmez.

Bütçe görüşmeleri nedeniyle TBMM’de hareketli günler yaşanıyor. Sanki siyasetin üzerinde örtülü duran bir şal kalktı ve Ankara’da Meclis diye bir yer olduğu ve o Meclis’te milletvekillerinin birbirini yediği bir kez daha hatırlandı. Ne yazık ki Sayıştay Kanunu gibi hayati konular yerine milletvekillerinin birbirleri hakkındaki ağza alınmayacak küfürlerini konuşuyoruz. Konuşuyoruz da ne oluyor? Hiç. and 

Zira Meclis dediğimiz yer sonuçta bu milleti temsil ediyor. Yani trafikte kırmızı ışık yığında sadece bir saniye geciktiğiniz için arkanızdaki aracın şoförü nasıl ananıza avradınıza saydırmakta tereddüt etmiyorsa milletvekilleri de sakınmıyorlar. Kusura bakmayın ama bu küfürleri duyunca hepimizin ellerimizi ağzımıza götürüp sanki hayatımızda ilk kez duyuyormuş gibi şaşkınlık ifadesi takınması bana biraz ‘bizim büyük ikiyüzlülüğümüz’ gibi geliyor...

İster eğitim seviyesi deyin, ister yıllarca bu ülkenin kanına girmiş olan terörün bir yan etkisi olduğunu söyleyin, isterse ‘yahu bunlar bizim atasözlerimizde bile var’ pişkinliğine vurun fark etmez. Sokakta ne varsa TBMM çatısı altında da onu görüyoruz. Ne bir eksik ne bir fazla... Kürsüden liderler fütursuzca birbirlerine saydırıp en ağır küfürlerle hakaret ettiklerinde hiçbirimizin kızmaya hakkı yok. 

Zaten bu küfürlere bakıp hiç kimse ‘Batsın bu siyaset’ demiyor!

O kürsüde edilen ana avrat sinkaflı küfürlerin yanı sıra aynı kürsüde dile getirilen çok daha ince, çok daha derin ve çok daha yaralayıcı bir cümle daha var.

Geçen gün sadece BDP’nin değil TBMM’nin belki de en janti ve en kibar milletvekili olduğuna inandığım Sırrı Sakık, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat ile kürsüdeyken bir söz düellosuna tutuştu. Bu söz düellosu Sırrı Sakık’ın Oya Eronat’a “Acısının keyfini çıkaran kadın, otur yerine” cümlesiyle bitti.

Türk siyasi tarihinin en ‘gaddar’ cümlesinin yakın dönem siyasetinde en ‘kibar’ bildiğimiz insanın ağzından dökülmesi doğal olarak herkes gibi beni de şaşırttı. Oya Eronat’ın oğlu Eren Şahin 2008’de Diyarbakır’daki bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti. İşin garibi, Sırrı Sakık’ın oğlu Sidar Sakık da geçen yılın eylül ayında intihar etmişti. Yani bu sözler evlat acısı nedir bunu bilmemiş, tatmamış, sıradan bir milletvekilinin ağzından değil, bizzat çok kısa bir süre önce bu korkunç acıyı yaşamış, duyarlı bir babanın ağzından dökülüyordu.

Sırrı Sakık’ı 5n1k’ya çağırırken bu söylediği sözlerden pişman olduğunu, bir anlık gaflet ve öfkesine yenildiği için geri adım atacağını hatta özür dileyeceğini ummamın nedeni her iki milletvekili arasındaki evlat acısından kurulu köprülerdi. Bunu umarken aklımın en uzak ucundan bile böylesine bir adımın birilerinin galibiyeti, birilerinin mağlubiyeti gibi değerlendirileceği geçmiyordu. Yanılmışım.
Ya ben çok safım ya da evlat sevgisini yeni tadıyor olmam beni bu hallere düşürüyor.

Gördük ki Sırrı Sakık bırakın söylediğine pişman olmayı, neredeyse bir hak olarak görüyordu. Gerekçe olarak Oya Eronat’ın 2011 seçimlerinde Hatip Dicle’nin yerine YSK kararı ile Meclis’e girmesinden başlayıp bir sürü nedeni ardı ardına sıralıyordu.

İşin garibi, sadece Sırrı Sakık’ın değil onun gibi düşünen yüzlerce hatta binlerce kişinin de aynı düşünceler içinde olmasıydı. Sosyal medyada canlı yayın sırasında birileri Sırrı Sakık’ı ‘sıkıştırdığım’ için bana küfrediyor, başka birileri de onu ekrana çıkardığım için yine bana küfrediyordu.

Bir gazete köşesinden siyasetin ehli birisine akıl vermek benim boyumu aşar. Bir siyasinin sözlerine körü körüne biat edip gözünü karartmış kitleler beni ezelden beri korkutur. Yine de beni canlı yayında çaresizliğe sürükleyip batsın böyle siyaset dedirten bunlar olmadı.
Ortak müştereklerimizin böylesine ortadan kalkmış olmasına isyan ettim. Canım sıkıldı. Hatta bir ara üzerimdeki mikrofonu fırlatıp gitmeyi bile düşündüm. O canlı yayın stüdyosundan, yaşadığım şehirden hâlâ umudumuzu diri tuttuğumuz bu ülkeden çekip gitmeyi...
Biliyorum çok uzun bir savaştan çıkıyoruz ve bu savaşın acılarını unutmak, anılarından kurtulmak kolay olmayacak. Herkes kendi acısının yasını tutarken, kimse başkalarının acılarına pansuman yapmayacak. Ancak en azından bir empati eşiği geliştirebiliriz, ne dersiniz?
‘Evlat acısı’ din, dil, siyaset, her şeyin üzerinde olabilir mesela.
Zira hiçbir evlat acısı hiçbir siyasi laf geçirmeye, kariyere, koltuğa değmez.
Hiçbir evlat acısı hiç kimseye keyif vermez.
Başkasının evladının acısını hissetmezsen hiç kimse de senin evladının acısını hissetmez.
Sırrı Sakık ile yayın sonrasında telefonda konuştuk. Eminim o da söylediklerinden pişman hatta günlerdir uyuyamadığını söylüyor. Söylüyor söylemesine ama geri adım atmıyor, atamıyor.
Arkasındaki kitleler hâlâ ‘oylarımızı çaldılar’ nakaratında...
E, o zaman kimse kusura bakmasın ama ‘Batsın bu siyaset!’