Gülen Cemaati aslında ne diyor?

Sanırım dönüp dolaşıp geldiğimiz yer yine Türkiye'deki demokrasinin işleme biçimine dayanıyor.
Gülen Cemaati aslında ne diyor?

undan birkaç yıl önce Fethullah Gülen ile görüşmek üzere Pennsylvania’ya giden bir grup gazetecinin arasındaydım. Sonrasında bu gezi, basındaki bazı ‘art niyetli’ gazeteciler yüzünden çok olay olmuş, çarpıtılmış, aleyhimizde bir itibarsızlaştırma operasyonuna dönüştürülmüştü. Bu gezi sonrasında ben de izlenimlerimi geniş bir şekilde kaleme almıştım. Bu geziyi organize eden ve dün Gülen Cemaati ile ilgili ‘güncel’ iddiaları 11 maddede yanıtlayan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ydı. Bu gezi boyunca vakfın yöneticilerine Gülen hareketi ile ilgili aklıma gelen hemen her soruyu sormuş, onlardan da samimi olarak cevaplar almıştım. Gülen Cemaati dışarıdan bakan bir insan için kapalı bir kutuydu. Hakkında pek çok olumlu-olumsuz iddia mevcuttu. O kapalı kutunun içinde ne olduğu merak uyandırıyordu...
Benim o gezi boyunca Gülen Cemaati ile ilgili en çok üzerinde durduğum en önemli konu, ‘şeffaflık’ meselesiydi. Böylesine büyük bir hareketin yeterince şeffaf olup olmaması, hakkındaki pek çok iddiayı meşrulaştırıyordu. En azından ortada bir para trafiği vardı ve hiçbir devlet sistemi böylesine bir trafiğin şeffaf olmamasını kabul edemezdi.

Fişlenme korkusu
Ben şeffaflığı çok önemsiyordum. Gülen Cemaati’nin sivil toplum kuruluşu olarak tescillenmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyordum. Bir hatırlatma yapayım; o seyahat sırasında AK Parti-cemaat koalisyonu gayet uyumlu bir şekilde ilerliyordu. Ortalıkta şimdiki gibi son derece ciddi iddialar havada uçuşmuyor, tam tersi sonsuza kadar sürecekmiş gibi gözüken bir koalisyon uyumu gözüküyordu. Vakfın yöneticilerinden biri, ısrarlı sorularım sonrasında “Türkiye’de ne olacağı hiçbir zaman belli olmaz. Bugün cemaate yardımcı olan işadamları yarın bir gün cemaat mensubu olarak fişlenebilir. Bunları yaşadık, bir kez daha yaşamak istemiyoruz” gibi bir açıklama yaptı. Belki kelimesi kelimesine böyle değildi ama çıkan anlam buydu.
Bugün Gülen Cemaati adına Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın yaptığı açıklamaya baktığımızda tam da bu endişenin vücut bulmuş halini görüyoruz.
Güncel ve gündemdeki ‘şehir efsaneleri’ üzerine yapılan 11 maddelik açıklamadan anladığımız kadarı ile cemaat tam da bu endişelerin şu günlerde vücut bulmasından, ete kemiğe bürünmesinden endişe duyuyor.
Gülen Cemaati gündemdeki pek çok tartışmalı konunun üzerine kalmasından son derece rahatsız. Hükümete yakın kimi köşe yazarlarının dolaylı ya da doğrudan dile getirdiği önemli iddialara net bir şekilde cevap veriyor. Lafı hiç dolandırmadan “Bizim bu olayların ve iddiaların hiçbiriyle alakamız yok” diyor.
İnanıp inanmamayı bize bırakıyor.

Cevap bekleyen soru
Asıl mesele bu iddiaların tek tek ne olduğu ya da Gülen Cemaati’nin (kendi deyişleriyle hizmetin) ne cevap verdiği değil.
Çözmemiz gereken daha zor bir soru ile karşı karşıyayız.
Türkiye’de Gülen Cemaati başarılı çalışmaları sayesinde büyük bir güce dönüşmüş durumda. Sadece Türkiye’de de değil, son açıklamadan anladığımız kadarıyla 150 ülkede bu gücün etkin bir şekilde yayıldığını görüyoruz. Biz de lafı hiç dolandırmadan söylersek AK Parti içinde bazı isimler son dönemde cemaatin bu çalışmalarından rahatsız. Özellikle Türkiye içindeki çalışmalarını kendilerine karşı bir tehlike olarak görüyorlar.
Aslında burada da bir ikiyüzlülük var. Dedim ya, bunu hiçbir zaman bir yetkilinin ağzından duyamıyoruz ama AK Parti’yi koşulsuz destekleyen köşe yazarları artık bunu dile getirmekten çekinmiyor.

Peki ne yapacağız?
Öyle ya, bir yanda milyonlarca insanın gönül verdiği bir hizmet hareketi, diğer yanda milyonlarca insanın oy verdiği bir parti var.
Her ikisi de Türkiye’nin önemli bir değeri.
Sanırım dönüp dolaşıp geldiğimiz yer yine Türkiye’deki demokrasinin işleme biçimine dayanıyor.
Zira her iki kesimin itirazlarına da baktığımızda, üstü kapalı da olsa birbirlerini demokrasi dışına çıkmakla itham ediyorlar. Bu kriz ilk başladığında yakın çevreme “Bu işin sonu mahkemede bitecek gibi gözüküyor” diyordum. Pek çok kişi bana inanmıyor, hatta gülüyordu. Oysa bugün geldiğimiz noktada, ortada öylesine ciddi iddialar uçuşuyor ki az bile söylemişim. Zaten cemaatin bu açıklaması da durumu ne kadar ciddiye aldıklarını bizlere gösteriyor.
Oysa eğer biz demokratik sistemimizi bireysel özgürlükler üzerinden bir kurabilsek, inanın bugün konuştuğumuz pek çok konuyu konuşmak zorunda da kalmayacağız.
Herkes için daha çok bireysel haklara, özgürlüklere ve sağlam bir hukuka ihtiyacımız var.
Demokrasimizdeki pek çok flu alanın giderilmesi ancak bu tür özgürlüklerin sağlam bir şekilde hayata geçirilmesi ile giderilecektir.
Gülen Cemaati ile AK Parti arasında sessiz sakin giden, böylesi açıklamalar sonrasında somut olarak ortaya çıkan bu gerginlik aslında hepimizin ertelediği ‘demokrasi’ tartışmamızın önemli bir parçası.
O kadar...
Evet, şimdi ne yapıyoruz?