Haber stüdyosundaki savaş yorumcusu öküz

Yanı başımızda taraf olduğumuz bu iç savaşta, Batı'nın bombaları patlayınca hâlâ seyretmeye devam edebilecek miyiz?
Haber stüdyosundaki savaş yorumcusu öküz

Geçen gün taşınma telaşıyla eşyaları toplarken elime koskocaman siyah bir gaz maskesi geldi. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında yaklaşık bir ay boyunca kemerime takılı olarak yanımda taşıdığım bu maskeyi hatıra olarak saklamışım. Eğer savaş muhabirliği yapıyorsanız ne yazık ki bu tür tuhaf hatıra eşyaları evinizde bulunabiliyor. Çoğu zaman arkadaşlarınızın tüylerini diken diken edebilen bu tür hatıra eşyalar bir savaşın en korkunç yüzünü aradan yıllar geçse de unutmamanızı sağlıyor. Ne yazık ki hiçbir savaştan evinize iyi anılarla dönemiyorsunuz. Her neyse, bu maskeyi ABD’nin Irak işgalini takip ederken gazetecilere vermişlerdi. Sürekli belimizde takılıydı. Yanımızda bir kutuda hazır şırıngalar taşıyorduk. Bir gün boyunca bu iğneleri hangi kimyasal silahlar karşısında nasıl kullanacağımızı anlatmışlardı. Maske takma eğitimleri yapmıştık. Neyse ki Irak’ta bu maskeleri kullanmaya gerek kalmadı. Başından sonuna kadar kurmaca bir ‘kimyasal silah’ tehlikesi bahanesiyle Irak işgal edildi, milyonlarca insan öldü, herhangi bir kimyasal silah bulunamadı.

Ne yazık ki Suriye için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Son gelen fotoğraflar ve haberler gösteriyor ki Suriye’de birilerinin elinde kimyasal silahlar var. Üstelik bunu hangi hesapla olursa olsun kullanmakta hiçbir sakınca da görmüyorlar. Bugün bu kimyasal silahları kendi halkına karşı kullananların yarın başka hesaplarla komşu halklara karşı da kullanabileceklerine şüphe yok. O yüzden 2003 yılında olduğu gibi Suriye ile ilgili gelişmelere bakarken kestirmeden ‘Savaşa Hayır’ deyip işin içinden çıkamıyorum. Yanı başımızda 100.000 kişi ölmüşken, kimyasal silahlar (her kim tarafından olursa olsun) farklı hesaplarla kullanılmaya başlayıp çoluk çocuk demeden insanlar katledilirken, bir yanda inatçı Esad rejimi, öbür yanda kim olduğunun artık oldukça flulaştığı 1200 silahlı örgüt birbirine girmişken, olası askeri müdahaleye bakıp ‘savaşa hayır’ demenin oldukça naif bir saflık taşıdığınıdüşünüyorum. 

Tam tersi, “Bu savaş bizi de yakar” gibi kötü bir his, tüylerimi diken diken ediyor.
Türkiye ile Suriye böylesine iç içe geçmişken, sınırlar birbirine bu kadar yakınken oraya atılan kimyasal bombanın buraya ulaşması bir rüzgâra bakarken endişeler sarıyor dört bir yanımı. Oysa bakın medyamızda savaş kutlamaları şimdiden başladı.
Şu aralar yine bildik fotoğraflar ve grafik malzemeleri ile Batı’nın silah fetişizminin tavana vurduğu günleri yaşıyoruz. Kimi gazeteler bir bayram haberi verir gibi 1500 tonluk bombaların nasıl da ‘güzel’ patlayacağını coşkuyla duyuruyor. Suriye politikasını evdeki hesaba uyduramayan Türk diplomasisi mutluluğunu gizleyemiyor. Batı’nın müdahalesi sonrasında, yıllardır Türkiye’nin devam ettirdiği Suriye politikasının, nihayet meyvelerini toplayacaklarmış gibi bir güven gelmiş gözüküyor.
Günlerdir köşelerden, manşetlerden bizlere anlatılan Suriye fotoğrafında ciddi eksiklikler var. Mesela BM’nin son verilerine göre Suriyeli sığınmacı sayısı çeşitli komşu ülkelerde 2 milyon kişiyi aşmış durumda. Üstelik bu sığınmacılardan her dört kişiden birinin Türkiye-Suriye sınırındaki kamplarda olduğu sanılıyor. Sanılıyor dememin nedeni, bu kamplara gazetecilerin giriş-çıkışının Türkiye Dışişleri tarafından yasaklanmış durumda olması. Bu kamplara 2 trilyon lira harcandığını biliyoruz. O kadar.
Suriye ile ilgili sadece internette yayımlanan bol dezenformasyon videoları, Tomahawk resimleri, diplomatların Ortadoğu hesapları ile yeni bir savaşa doğru sürükleniyoruz.
Suriye’yi Irak’tan ayıran en önemli gerçeklerden biri de Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşta hem siyasi hem askeri, hem istihbarat hem de lojistik olarak açıktan taraf olmuş olması.
Peki, yanı başımızda taraf olduğumuz yani savaşın bir tarafını açıktan desteklediğimiz bu iç savaşta, Batı’nın bombaları patlayınca hâlâ seyretmeye devam edebilecek miyiz? Ya da tersten soralım; sizce Suriye rejimi bizim tutumumuzu seyretmekle mi yetinecek? 
Şu aralar Suriye’de iç savaşın dengeli bir şekilde devam etmesi için yapılacak bir Batı müdahalesine bakıp heyecanlananların gündeminde bu sorular yok.
Suriye bu haliyle çıkmaz bir sokağa benziyor. Bu müdahalenin çözüm konusunda hiçbir işe yaramayacağı daha başlamadan belli gözüküyor.
Peki o zaman başka ne yapılabilir? Esad’a haddini bildirmenin ötesinde 2 milyon sivil Suriyeliyi evlerine nasıl döndürebileceğiz? Savaş birkaç ayda Esad’ı düşüremediğine, Batı’nın da böyle bir niyeti olmadığına göre başka ne yapılabilinir?
Bu soruların cevabı henüz yok. Durum o kadar çaresiz ki geçen gün bir haber stüdyosuna canlı bir Öküz getirip ona sormuşlar. Metafor değil, bildiğiniz gerçek ÖKÜZ’den bahsediyorum. Bakmış öyle...
Olmaz ya, olası bir kimyasal saldırıda hâlâ çalışıyor mı diye Irak işgalinden kalma gaz maskesini takıp aynaya baktığımda aklımdan böyle şeyler geçiyor işte...