Hamilelerin sokağa çıkması gerçekten ayıp mı?

Muhafazakâr yazarlar, Ömer Tuğrul İnançer'in 'hamile kadın' açıklaması hakkında ne düşünüyorlar?
Hamilelerin sokağa çıkması gerçekten ayıp mı?

Bugün sizlere basit bir soru sormak istiyorum: Gazetelerde günlük köşeleri olan ve sayıları her geçen gün artan muhafazakâr yazarlarımız neden hiç özel hayatlarını yazmıyorlar? Günlük dertlerinden, tasalarından, çocukları ile ilişkilerinden bahsetmiyorlar? Bu tür konuları hafif buldukları için mi? Yoksa yaşam tarzları bu tür konuların konuşulmasını, tartışılmasını ayıp saydığı için mi? Ya da bizim bilmediğimiz başka bir çekingenlik mi var? Bugün kadını-erkeği, başı örtülüsü-başı açığı fark etmez muhafazakâr cephenin yaratıcı kalemlerinden özel hayat adına en fazla başörtüsü tartışmaları üzerinden birkaç cümle işitiyoruz, o kadar... Ayşe Böhürler, Fatma Barbarosoğlu, (her sözü tartışılsa da) Esra Elönü ve birkaç yazarı daha hesaba katmazsak günlük yaşantılarından bahseden hemen hiç kimse yok! Pardon, bu noktada isterseniz bir Dücane Cündioğlu hatırlatması yapalım. Yeni Şafak’ta lezzetine doyamadığımız, günlük hayatın estetiği üzerine yazılar yazıyordu ki kendini kapının önünde buldu. Moda deyişle kibarca işten kendi isteğiyle ayrıldı diyelim isterseniz.

Oysa baktığınız zaman muhafazakâr kesimlerin namlı köşe yazarları neredeyse her gün adam adama markajla Başbakan savunmasında çok mahirler. Başbakan’ı eleştiren, karşılarında onları buluyor.

Sabırlı okumalar
Irak’taki yönetimden yerel seçimlere kadar her konuda müthiş bilgi ve birikimlerini sergilemeye doyamıyorlar! Kemal Kılıçdaroğlu’na söylemedikleri gökkubbede hakaret bırakmadılar. Gezi eylemcilerini aşağılamadıkları söz kalmadığı gibi her gün aynı yazıyı birkaç cümle değiştirerek yazmaktan da bıkmıyorlar.

Hepsini tek tek her gün sabırla okuyorum. Tüm bu hakaret cambazlığı içinde biraz da gittikleri yerleri, günlük hayat içinde yaşadıkları sıkıntıları, bıkkınlıklarını, heyecanlarını samimiyetle merak ediyorum. 

Her söze söyleyecek sözleri var ama mesela geçen gün TRT ekranında yer alan, bir din âlimi sıfatı ile Ramazan Sevinci ekranına çıkarılan Ömer Tuğrul İnançer’in sözlerine söyleyecek tek bir sözleri olmamasını anlamakta zorlanıyorum. İnançer’in neresinden tutsanız elinizde kalan hamilelik ile ilgili sözlerini tarihe geçmesi adına bir kez daha hatırlatmakta fayda var. İnançer’in “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşamüstü çıkarlar. Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir” diyerek devlet ekranından ahkâm kesmesinden mesela hiçbir muhafazakâr kadın yazar rahatsız olmuyor mu? Ya da erkek yazarların cazibe radarına girmiyor mu bu korkunç sakat sözler? Hamileleri eve kapatmaktan bahseden, dışarı çıkacaklarsa da arabası olmasını şart koşan, dünyanın en kutsal olayı üzerinden kadınlara ahkâm kesen bu maço sözler hiç mi muhafazakâr cenahta kimseyi rahatsız etmiyor? Söyleyecek birkaç ‘cümlecik’ bile yok mu!

Bir koruyucu anne
Bir süredir Vatan gazetesinde Mutlu Tönbekici’nin koruyucu annelik üzerine yazdığı yazıları hayranlıkla takip ediyorum. Sevgili Mutlu’nun, koruyucu anneliğini üstlendiği, Çilek adı ile bildiğimiz kızı ile yaşadıklarını neredeyse bir günlük tadında yazmasını şu sıcak ve sıkıcı siyaset gündeminde paha biçilmez buluyorum. Böylesine kutsal bir konu hakkında böylesine içten kendi terübelerini anlatması kuşkusuz konudan bihaber binlerce kişiye de ilaç gibi gelecek, ilham verecektir. Gazete köşelerinde tecrübe adına çaktırmadan yapılan promosyon yazılarından, özel hayat adına teşhirci fantezilerini üzerimize faş eden yazarlardan sonra Mutlu’nun yazdığı bebekli maceraları, yazdığı onlarca güzel siyasi yazıdan daha işlevsel ve faydalı geliyor bana.

Oysa biliyorum ki bu tür hayat üzerine yazılar ‘iş’ yapmıyor! Birilerine çakmayınca okunmuyorsunuz!
Bir grup, kafayı Başbakan’a takmış durumda. Lafı dönüp dolaştırıp Başbakan’a bağlamaktan kendini alamıyor. Bir başka grup, dilinden Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşürmüyor. Kimi Suriye üzerine aynı yazının farklı versiyonunu 50. defa yazmış; ne kendisi rahatsız ne de uyaran editörü var. Siyasetin 20 başlığına sıkışmış kalmış durumdayız, aynı yazıları yazıp yazıp duruyoruz.

Oysa biraz olsun bu kısırdöngüyü aşmamız gerekmiyor mu? Siyaset sadece nobran grup konuşmalarından, Başbakan’ın iftar nutuklarından ibaret olmamalı. Siyaset başta karıkoca ilişkileri olmak üzere aileden okula, iş dünyasından arkadaşlık ilişkilerine kadar hayatın hemen her yerinde karşımıza çıkıyor. Gelin görün ki bunları yazmak ayrı bir vizyon ve cesaret gerektiriyor...

Başa dönersek aynı soruyu bir kez daha sormak istiyorum. Muhafazakâr yazarlar neden bizlere kendi hayat tecrübelerini yazmaktan çekiniyorlar?
Mesela 7 aylık olana kadar hamile eşleri ile sokağa çıkmak ayıp mıdır? Bu konuda ne düşünüyorlar?
Susmayın, siyasi yazı asıl budur.
Korkmayın.