Kara kedi uğursuz mu?

Çarkın'ın gösterdiği yeri sadece bir mezar deyip geçmeyin. Ya da bir bakmışsınız o mezardan hiçbir şey çıkmaz, konu sessizce kapatılır.

Dün haber kanalları canlı yayında Fransız parlamentosundaki Ermeni tasarısı ile ilgili tartışmaları canlı yayımlarken halkımızın bir kısmı TNT kanalındaki Hayatın Şifreleri adlı programı izliyordu. Ben de bir ara takıldım (iki saat kadar). Başlangıçta konu oldukça ilginçti. Konuklar ikiye bölünmüş, sesler yükselmiş, stüdyoda hararet artmıştı. Tartışılan konunun ne olduğunu anlamak kolay değildi. Neyse ki birazdan ne tartışıldığını anladım. Stüdyoda ciddi ciddi “Kara kedi uğursuz mu?” konusu masaya yatırılmış, hararetle tartışılıyordu. Bildiğiniz gibi zavallı kara kedilere halkımızın büyük bir kısmı tarafından uğursuz olarak bakılıyor. Önünden kara kedi geçti diye yolunu değiştireni mi istersiniz, saçını çekeni mi ararsınız, yok yok.
İşin ilginç tarafı, stüdyo konukları arasında bir astrolog, bir dinbilimcisinin yanı sıra geçen gün “13 sayısı uğursuz mudur” şeklinde bir soru önergesi veren MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri de vardı. İtiraf edeyim tartışma boyunca dudağımın kenarında asılı duran müstehzi bir gülümsemeyi gizlemeye çalıştım. Hayatın Şifreleri’ndeki tartışmaya biraz takılınca Özcan Yeniçeri’nin aslında ne kadar ‘hayırlı’ bir iş yaptığını daha iyi anladım. Milletçe hurafelerle yatıp hurafelerle kalkmayı pek seviyoruz. Herhangi bir okul ya da din kitabında yer almayan onlarca korku sıradan hayatlarımızın baş köşesinde duruyor. Onlarla yaşıyor, pek çok zaman onlardan medet umuyoruz. Belki okullarda ders kitaplarında bunlar öğretilmiyor ama sınıf ayrımı gözetmeksizin fakirinden zenginine, Lazından Çerkezine, Müslümanından Hıristiyanına kadar bu batıl inançlar dört koldan bizi kuşatmış durumda. Gece yarısı kuşağından gündüz kuşağına transfer olan Hayatın Şifreleri iki vardiya sabahtan akşama kadar TNT’de yayımlandığına göre çok izlenen bir program. Nitekim geçen gün rastladığım TNT Genel Koordinatörü Saner Ayar da çok izlendiğini doğruluyordu. En son bir gece zaplarken denk geldiğimde ‘İstanbul’da kaç vampirist’ olduğunu ciddi ciddi tartışıyorlardı. Dün kara kedi tartışmasının hemen ardından ‘uğursuz tünel’ tartışması başladı.
Gülmeyin...
Çocuğunun göbek bağını parçalara ayırıp ülke ülke gezdiren nice okumuş insanla aynı havayı soluyoruz, netekim!
Bu satırları okurken de bir ara parmağınızı büküp şöyle bir tahtaya tak tak vurmayı da sakın ha ihmal etmeyin. İşin ucunda bu batıl inançlarla hafiften kafa bulan bir yazıyı okuyup, gülümseyip, nazara uğramak da var!
Şimdiden tedbirinizi alın.

Tarık Ümit mezardan çıkarsa ne olur?
Nihayet dün Ayhan Çarkın, Tarık Ümit’in naaşının olduğu yeri gösterdi. Gelin, “Tarık Ümit’in cesedi o mezardan çıkarsa ne olur” sorusuna cevap arayalım. 

* İlk olarak Ayhan Çarkın’ın bugüne kadar söylediği bütün ‘soyut’ iddialar bir anda somutlaşır. Daha doğrusu kamuoyunun soyut olarak görmediği, inandığı bu iddiaların büyük bir kısmına mahkeme de duyarsız kalamaz. Ciddiye almak zorunda kalır. 

*Öldürülen Kürt işadamlarının ölüm listesi en baştan sorgulanır. Bu listeyi kimin hangi amaçla oluşturup, hayata geçirdiği ortaya çıkartılır. 

* Tarık Ümit’in cesedinin ortaya çıkması Tarık Ümit’in neden öldürüldüğü sorusunu da beraberinde getirir. Bu soru ise Tarık Ümit’in MİT ve Emniyet ilişkilerine bizi götürür; işte bu aşamada MİT, kendi içinde bir soruşturma yapmak zorunda kalır. 

* Eski MİT’çi Mehmet Eymür, Tarık Ümit ilişkisi bir kez daha masaya yatırılır. Ancak bu ilişkiler ağı sadece Mehmet Eymür’ün anlattıklarıyla sınırlı kalamaz. Soruşturma genişler. 

* Dönemin karşı cephedeki önemli aktörlerinden olmasına rağmen bugün ‘malum nedenlerden’ görmezden gelinen Hanefi Avcı’nın mecburen bilgisine başvurulur. Hanefi Avcı’nın anlatacakları ile Susurluk dosyası yeniden açılır. 

* Bu aşamada Mehmet Ağar, Teoman Koman, Tansu Çiller (ve sevgili eşi) üçgeninde siyasetçilerin ve askerlerin o dönem içindeki rolü bir kez daha sorgulanır. 

* İş dönemin MGK’sına, oradan da Süleyman Demirel’e kadar gider.
Görüyor musunuz bir mezar birkaç kemik parçası istenirse bizi nerelere kadar götürebiliyor! O yüzden Ayhan Çarkın’ın dün gösterdiği yeri sadece bir mezar deyip geçmeyin. İstenirse sağlam bir soruşturma yapılırsa 90’lı yıllarda Türk devletinin PKK konusunda izlediği yanlış stratejiyi pozisyonlandıran ve bu stratejiyi uygulayan bürokratından politikacısına, askerinden siyasetçisine kadar pek çok kişiden hesap sorulabilir. Ya da bir bakmışsınız o mezardan hiçbir şey çıkmaz ve konu sessizce kapatılır. Hadi şimdi tahmin edelim bu şartlar altında sizce o mezardan Tarık Ümit çıkar mı, çıkmaz mı?

Fransa boykotunda ağır yaptırımlar * French oje yasaklanıyor
* İkinci bir emre kadar French Kiss öpüşülmeyecek
* Kadın dergilerinde Carla Bruni fotoğrafı basılmayacak
* Adres soran Fransızlara yanlış yol tarif edilecek
* Vizyona giremeyen Fransız filmlerinin korsanı da yasaklanacak
* Evlerdeki Channel çantalar toplatılacak
* Oyak, Renault’ları ‘Doğan görünümlü’ üretecek
* Sarkozy, Abdullah Gül’ü telefonla ararsa telefon meşgule alınacak
* Herhangi bir espriye ‘Fransız kalmak’ da yasak!
* Başbakan’ın Latif Demirci karikatürü vasıtasıyla Fransa ile mücadele için görevlendirdiği Erol Köse desteklenecek.