Karayılan'ın mektubu bize ne diyor?

Karayılan, üzerine basa basa 'Önderi Öcalan olan tek bir PKK var' diyor ve eylemlerin tamamını sahipleniyor.

Geçen gün (askerlerle fazla içli dışlı apoletli) bir köşeyazarı PKK’nın intihar saldırılarını gerçekleştirmeleri için örgütün içinde psiklojik sorunları olanları seçtiğini iddia eden bir yazı yazdı. Dezenformasyonun her türlü şeklini izlediğimiz Ertürk Yöndem haberciliğinin modernize edilmiş bu versiyonuydu. Gelin görün ki aradan çok değil bir hafta bile geçmeden PKK’nın bombalama eylemlerini gerçekleştiren bir başka bombacı canlı yakalandı. Bırakın psikolojik sorunları olan bir şizofren olmasını bu bombacının üniversitede psikoloji bölümünden mezun olduğu ortaya çıktı. Üstelik yetmezmiş gibi psikoloji eğitimini de dereceyle bitirmişti. Bakar mısınız talihin ‘kör’ zamanlamasına!
Karşımızda bir köşeyazarının sıradan çapsızlığı değil, devletin dezenformasyon dilinin ibret verici bir hayat düzeltmesi duruyordu. Murat Karayılan’ın Taraf gazetesinde yayımlanan uzun mektubunu okurken aklıma ilk olarak bu yazarın da içinde olduğu ve günlerdir karbon bir kâğıttan çıkmış gibi okuduğumuz bu tür köşeyazıları geldi. Muazzam bir dezenformasyon bombardımanı ile karşı karşıyayız. Zaten Karayılan da Ahmet Altan’a Türk basınından dert yandığı mektubunda, en çok basında oluşturulan bu ‘dezenformasyon’ dilinden şikâyet ediyor. Pek çok gazeteciyi, köşeyazarını bu dile hizmet etmekle suçluyor. PKK’yı şizofrenler takımı bir terör örgütü düzeyinde algılayan bir köşeyazarıysanız, ‘O da kim oluyor!’ deyip geçebilirsiniz. Yok eğer MİT’e 41 yılını vermiş Cevat Öneş gibi barış dilini konuşan ve Kürt realitesini her yönüyle görmeye çalışan biriyseniz, bu sitem karşısında biraz durup düşünmeniz gerekir. Geçen hafta SoruYorum programı münasebeti ile eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Öneş, Oslo görüşmelerinden rahatsız değil bilakis çözüm için PKK ile masaya oturup konuşulması gerektiğinin defalarca altını çiziyor. Yine de Cevat Öneş’in en çok şaşırdığı ‘PKK’nın dağdaki temsilcilerinin de o barış masasına oturmuş’ olması. Murat Karayılan’ın Taraf’a gönderdiği mektubu da aslında Cevat Öneş’in şaşırdığı konuların ayrıntılarını veriyor. Karayılan 5 yıldır devletle ‘resmi’ olarak görüşüldüğünü söylüyor. Ancak görüşmeler sürerken (eylemsizlik kararına rağmen) devlet güçlerinin 49 PKK’lıyı öldürmesinin süreci bitirdiğini iddia ediyor. Yani Karayılan’ın iddialarına bakarsanız devlet bir yandan masada görüşürken, diğer yandan operasyonlara devam ediyordu. Bu duruma hatırlarsanız kimi Taraf yazarları da zamanında dikkat çekmiş ve eylemsizlik sürecinde PKK’ya yönelik operasyonların AK Partiyi zora düşürmek isteyen kimi Ergenekoncu komutanlar tarafından yapıldığını iddia etmişti. Karayılan’ın mektubunda en çok üzerinde durmamız gereken ise PKK’nın tek olduğu vurgusu. Karayılan, üzerine basa basa “Önderi Öcalan olan tek bir PKK var” diyor ve eylemlerin tamamını sahipleniyor.
PKK’nın masum insanlara yönelik son zamanlardaki kanlı eylemlerini kıyasıya eleştirenlerden biri olsam da isterseniz bu noktada durup bir soluklanalım. Filmi geri sarıp son aylarda yaşadığımız tüm şu süreci farklı açıdan okumaya girişelim. Diyelim ki PKK ve Öcalan kendilerine gelen devlet temsilcilerine inandılar, güvendiler ve barış için masada görüşmeye, eylemsizliği uzatmaya karar verdiler. Hatta iş protokol yapılma aşamasına kadar gelindi. Yani ‘barış süreci’ devletin iradesi ile tıkır tıkır işledi.
Peki ama o zaman binlerce kişinin gözaltına alındığı, kimilerinin tutuklandığı bu KCK operasyonlarını yapma emrini devlette kim verdi? Eylemsizlik sürecinde olan PKK’ya yönelik operasyon emrini yine bu devlette kim verdi? Ya da Başbakan Erdoğan barış adına bir demeç vermesi bile yeterli olabilecekken neden ‘Öcalan’ı asardık’ noktasına geldi? Biz hep ‘hangi PKK?’ diye soruyoruz ya benzer bir soruyu devlete de soralım: PKK hangi ‘devlet’ ile görüştü?
O ‘devlet’ PKK’yı kandırdı mı?
Ancak aynı soruları farklı kesimlere korkmadan sorabildiğimiz zaman gazeteciyiz. Yoksa, başka türlü bir şey.!

Asena’nın suçu ne?
Dansöz Asena ne zaman şöyle ballı bir iş fırsatı yakalasa görünmeyen bir el harekete geçiyor ve bu kadını işinden gücünden ediyor. Bakın erkek şiddeti ve şiddetin dayanışması dediğimiz şey biraz da budur. Bir kadının sırtına bıçak saplamakla, o kadının ekmeğine bıçak saplamak arasında çok da fark yoktur. İşin kötüsü bu kadına reva görülen bu dayanışma erkekçe de değildir!


Uğur Dündar bile trafik kurbanı olabiliyor
Uğur Dündar ve ailesi haftasonu büyük bir tehlike atlatmışlar. Vatan caddesinde soldan hızla giden bir kamyonu uyaran Uğur Dündar kırmızı ışıkta durunca o kamyon arkadan gelip çarpmış. Neyse ki olan mala olmuş. Uğur Dündar’a ve ailesine büyük geçmiş olsun. Gelin bu vesile ile şu trafik kurallarını bir kez daha gözden geçirelim. Her bayram onlarca kişiyi kurban verdiğimiz trafik kazaları bir teröre dönüşmüş durumda. Gelin trafik suçlarına verilen cezaları ağırlaştıralım. Her bayram yüzlerce ölü verdiğimiz trafik kazalarını kader olmaktan çıkartalım. Hangi partiden olursa olsun bari bu konuda bir görüşbirliği ve dayanışma olsun. Terörü yenemedik bari trafik canavarını yenelim.