Kaset-war!

Bu kavganın hangi tarafında olursa olsun bürokrasinin duracağı tek yer var: Hukukun ve demokrasinin yanı.
Kaset-war!

İsviçre’de gazetecilerin nasıl bir hayatı vardır bilmiyorum ama bizim meslek hayatımız genelde derin devletin kavgasını seyrederek geçiyor. Demokratik yapıyı kuramayıp, bireysel hakları, evrensel hukuku bir türlü hayata geçiremediğimiz için memlekette ne olursa olsun dönüyor dolaşıyor derin devletin yapısına ve insafına terk ediliyor.

Benzerini daha önce defalarca izlediğimiz derin devlet kavgasını biraz açmakta fayda var. Zira bu kavgada aktörleri değişse de yoluyla yöntemiyle ve elbette sonuçları ile hayli tanıdık bir senaryo var. Düne kadar bu kavga genelde MİT’ten sızdırılan raporlar üzerinden yapılırdı. 12 Eylül sonrasında derin devletin kavgasını birinci MİT raporundan takip edebiliyordunuz. O zamanlar internet olmadığı için tetikçi siteler açılamıyor, telefon konuşmaları böylesine kolay sızdırılamıyor, seks kayıtları ortada dolaşmıyordu. Yine de huylu huyundan vazgeçmiyor ve dinlemeleri, izlemeleri, kasetlemeleri yapıyordu. Sonra da bunları bir rapor halinde yazıp medyaya sızdırıyordu. Bugün ortaya saçılanlar ile karşılaştırdığınızda devlet içinde bir devletin taa o zamanlar da aynı şekilde çalıştığını, kafasının tam da bugün olduğu gibi çalıştığını görüyordunuz. Susurluk krizi sırasında ortaya ikinci MİT raporu çıkartılmıştı. Onun da birincisinden farkı yoktu. Dinlemeler, devlet içinde devlet iddiaları, yargısız infazlar ve elbette magazin haberleri raporun içine sığdırılmıştı. 2000’li yıllarda bir de buna televizyonlara sızdırılan kasetler ve sonrasında yazılan kitaplar eklendi. Bir de baktık artık rapor diye bir iki gazeteciye sızdırılan raporlar yerini kitapçılarda satılan istihbaratçıların yazdığı kitaplara dönüşmüş.

Bugün izlediğimizde ise yöntemler değişmese de araçlar değişmişe benziyor. Şimdi curcuna internet siteleri üzerinden ve özellikle yeni moda sosyal medyadan kopuyor.

Yine derin devletin reflekslerinde değişmeyen bir özellik de sızdırılan bütün bu raporların, kasetlerin yazdırılan kitapların ve şu günlerde yayımlanan bütün telefon görüşmelerinin günün birinde açılacak davanın temelleri olarak kullanılması oldu. Bir yanda bir algı operasyonu yapılıyor diğer yanda korku atmosferi oluşturuluyor ve en sonunda da bu kasetlerdeki bilgiler belge olarak dava dosyasına giriyordu. Anlaşılan o ki yine girecek…
Muhtemelen benzer bir süreci gelecekte de aynen göreceğiz.

Akşamları artık macera filmi seyredemiyoruz. Sosyal medyada öylesine bir kaset ‘wars’ savaşları yaşanıyor ki nerede ise saat başında bir grup karşı grubun ses kasetlerini, mahkeme tapelerini sızdırıyor. Sosyal medyada canlı oynan bir algı satrancını seyrediyoruz hep beraber.
Zaten hem Ak Parti’nin hem de cemaatin sosyal medya ekipleri tetikte bekliyorlar.
Kasetler sızdırılır sızdırılmaz başlıyorlar üzerine geyik çevirmeye…

Bu ‘geyik’ çevirme meselesi de ilginç. Yeni dönemin itibarsızlaştırma ya da itibarsızlaştırma operasyonunu boşa çıkarma taktiği olarak iki türlü kullanımı da mümkün.
Sosyal medya öyle üzerine uzun uzun ahkâm kestiğiniz, kopyala yapıştır mesaj attığınız bir ortam değil. Okunmak için okunur bir şeyler yazmanız gerekiyor. ‘Geyik muhabbeti’ bunun en kolay yolu.

Derin devlet çarpışırken 1997 yılındaki yani iki önceki kritik Susurluk krizi atışması ve sonrasındaki kavga da bitmiş değil. O dönem yaşananlar bugün yaşanan derin devlet çatışmasının ‘kahramanlarına’ ders olacak kimi özelliklerle devam ediyor. Bugün 97’deki derin devlet kavgasından geriye ne kaldı biliyor musunuz?

Derin devletin o zamanki kahramanlarına yönelik hukuk davaları o kadar.
O dönemin kudretli siyasetçileri siyasetten silinip gittiler, esameleri okunmuyor. Yine o dönemin korku salan paşaları cezaevine düştüler kendi dertlerindeler. Ne devlet kararlarının alındığı MGK’nın eski gücü kaldı ne de emniyet ve MİT arasında rolleri belli olan o kavga. Şimdi MİT’in sahibi değişti, emniyetiin sahibi değişti tek değişmeyen savcısıyla, polisiyle askeri ile bürokrasinin bugün mahkeme kapılarında yaşadıkları kaldı.

Korku salan infaz timleri defalarca cezaevlerine girdiler, kimi yurtdışına gitti, kimi emeklilik hayatının bir kısmını cezaevinde geçirdi… Zaman değirmeninde bir tek onlar ezildi.

Bugün izlediğimiz kavgaya tutuşanların niyetleri, dünya görüşleri hayata bakışları farklı olabilir ancak Türkiye’de yeni bir anayasal düzen kurulmazsa, hukuk sistemi kökten değişmezse ve bir dönem için geri dönülmez bir genel af gelmezse bugün devletin, hukukun ve elbette demokrasinin işleyişinde hatası olanları adaletin bumerangı dönüp dolaşıp yine bulacak demektir.

Bu kavganın hangi tarafında olursa olsun bürokrasinin duracağı tek yer var: Hukukun ve demokrasinin yanı.
Av ve avcının böylesine hızlı yer değiştirdiği bir ülkede işleri hiç kolay değil!