Kültür Bakanı; zırvalamayı kes!

Dünyaca gurur duyduğumuz piyanistimiz Fazıl Say biz gazetecilerden sonra 'hoyratlıkta' hedef büyütmüş, Kültür Bakanı'nı fırçalıyor.
Kültür Bakanı; zırvalamayı kes!

*Cuma günü CHP’nin AK Parti’ye yönelik 20 milyarlık yolsuzluk iddiaları ile ilgili yazdığım yazıdan sonra iki CHP’li milletvekilinden telefon aldım. İlki İlhan Cihaner’di. Yazdığım yazıda bazı konulara itirazları vardı. İlhan Cihaner de 20 milyar rakamının sadece tablet alımı için abartılı bir rakam olduğunu kabul etti. Bu rakamı Fatih Projesi’ndeki tüm alımları kapsaması anlamında kullandıklarını söyledi. İkinci olarak CHP milletvekili Erdal Aksünger aradı. O da daha önce yapılan bir Akıllı Tahta ihalesinin bir Türk firmaya adrese teslim verildiğini tespit ettiklerini ve bundan sonra da bu tür durumların oluşmasından endişe duyduklarını söyledi. Her iki milletvekiline de endişeleri konusunda hak verdim. Durumu özetlersek, AK Parti, Fatih Projesi kapsamında tarihi bir işe imza atıyor. Ancak CHP’liler bu işler yapılırken katakulli çevrilmesinden endişe duyuyor. Haklı sayılabilecek bu endişe, kürsülerde veya mitinglerde popülist bir söylem içinde ‘Hırsız bunlar’ gibi bir suçlamaya dönüşüyor. Böyle olunca da pimi çekilmiş bomba elde patlıyor. AK Parti’nin Fatih Projesi’nde bu kadar büyük rakamları Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarması ise bundan sonra her şeyi daha da hassaslaştırıyor. Madem öyle, benim bir önerim var. Yapılacak ihalelere Meclis’te bulunan partilerin gözlemcilerinin katılacağı gözlemci bir komisyon oluşturulsun. Şaibeler de iddialar da bıçak gibi kesilsin. Elbette maksat Fatih Projesi’ni çocuklarımıza armağan etmekse... 

*Şu aralar Güney Kore sinemasına sardırdım. Bizim sinema salonlarımızda çok büyük bir ödül almadığı sürece vizyona giren bir Güney Kore filmi bulmak kolay değil, ancak parayla satın alıp internet üzerinden izleyebiliyorsunuz. Güney Kore sinemasında ilk dikkatimi çeken, ezan sesinin filmlerde olmaması! (Şaka şaka, siz anladınız göndermenin hangi adrese gittiğini!) Güney Kore’ye 2002 yılında gittiğimde ortalık böylesine kan revan içinde değildi. Oysa Güney Kore sinemasına baktığınızda şiddetin estetize edildiği müthiş kanlı filmler izliyorsunuz. O kadar çok Koreli, o kadar çok Koreliyi öldürüyor ki Rambo yanında halt yemiş sayılabilir. İzlemediyseniz ilk olarak Old Boy’dan başlayabilirsiniz. Acele edin, Hollywood bu filmi de yeniden çekiyormuş. 

*Bakan uçağındaki gazetecinin yıkama yağlama yapmaktan Dışişleri Bakanı’na sormaya fırsat bulamadığı soru: “Madem Suriye’deki 2 gazeteci meslektaşımızı Türkiye’nin bölgedeki büyük gücü sayesinde geri aldık, o zaman bu gazeteci meslektaşlarımız neden İran’da teslim edildi?” 

*Dünyaca gurur duyduğumuz piyanistimiz Fazıl Say biz gazetecilerden sonra ‘hoyratlıkta’ hedef büyütmüş, Kültür Bakanı’nı fırçalıyor. Ertuğrul Günay’ın piyanistimize yönelik iyi niyetli “Gitme, yoksa içerim bütün uyku haplarını, sonra karıştırırsın ruh kitaplarını” tadında uzattığı dost elini bırakın havada bırakmayı, neredeyse hakaretle cevaplıyor. Artık ne içtiyse lafı hiç dolandırmadan “Kültür Bakanı; kes zırvalamayı” diye saydırıyor. Şimdi de bununla gazetelerde haber. Yahu kaç defa söyledim, piyanistimizin derdi gitmek ya da kalmak değil. “Adam haber olmayı seviyor, tek derdi bu” diyorum, inanmıyorsunuz. 

*Ben gitmedim ama gidenlerin yalancısıyım, geçen perşembe günü Karaköy’de bir galerideki sergi açılışında gelen misafirlere, köpek öldüren şaraplarının yanı sıra kanepeler ve tantuni ikram edilmiş. ‘Sergide tantuni’ başlı başına bir bienal çalışması olabilir! 

*Geçen hafta ünlü bir çift, aile içi şiddet yüzünden karakolluk oldu. Ortada bir dayak iddiası, karakol kayıtları ve boşanma davası var. Olayda adı geçen hem koca hem de ünlü meslektaşımız ile ayrı ayrı konuştum. Her ikisi de kendi açılarından olayı anlattılar. Konuyu detaylı işlemeye, hatta 5n1k’ya taşımaya karar verdim ancak ne zaman ki “Biz bunu 14 aylık çocuğumuz için kamuoyu ile paylaşmak istemiyoruz” dediler, dosya benim için kapandı. Aslında üzerine çok konuşmamız gereken bir konu olmasına rağmen geri çekildim. Aile içi şiddetin en önemli dönemeci, arada kalan çocukların olan bitenden zarar görmemesi için bu tür olayların bizzat kahramanları tarafından kapatılıyor olması. Bu konuda kafam hayli karışık. Gerçekten kol kırılıp yen her seferinde içinde kalmalı mı, yoksa bu konular tam tersine ve inadına tartışılmalı mı? Şimdilik vardığım nokta, eğer aile içinde hiç kimse bu konunun kamuoyuna duyurulmasını istemiyorsa bize de saygı duyup susmak düşüyor. Bilmem yanılıyor muyum? 

*Ertuğrul Kürkçü, Ankara’da Meclis’e bisikletle gitmiş. (Çok Hollandalı işler bunlar!) Ankara’da sürmek kolay; gelsin Ertuğrul Kürkçü İstanbul’da Cihangir’den Taksim’e, oradan da Ortaköy’e gitmeyi denesin bakalım sağ salim gidebiliyor mu? 

*Bülent Ersoy konusunda bir şey kafama takıldı. Bülent Ersoy’un konuk olduğu programlarda sunucular mı Bülent Ersoy ile kafa buluyor, Bülent Ersoy mu sunucularla dalgasını geçiyor? En son Beyaz Show’da ten rengi çoraptan yapılmış filtreler eşliğinde izlemelere doyamadık kendisini. Şuursuzluk, taşkınlık, fevkaladenin fevkinde bir abartı ve süt dökmüş kedi olarak önünde “Bakalım başımıza bu gece neler gelecek” endişesiyle hazırolda duran Sevgili Beyaz. Neyse ki çok bir şey olmadı!