Kürtlü kıtalar atlası

Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı.

Dün de Diyarbakır’dan denize açılamadılar. Oysa geçmişten geleceğe kalkan bir geminin mürettebatıydı onlar. Bir ülkenin içindeki bir iç limandan bir başka iç limana yol alan sahipsiz bir geminin kimsesiz yolcularının hayallerini, umutlarını güvenli bir şekilde götürmeye çabalıyorlar. Kolay iş değil yüzyıllarca kart kurt diye itip kakılmış bir halkın bindiği geminin dümenini tutmak. Gerçi o mürettebatın güvenli limana varmak için inançları tam, ancak gelin görün ki o yolu nasıl gidecekleri konusunda ellerinde ne bir harita var ne de rüzgârları, akıntıları gösterecek bir atlas... Gemideki tek yol gösterici pusula ise sabitlenmiş, uzakta bir adayı gösteriyor.
Geminin dümeninde olması gereken kaptan, koskoca bir adanın tek mahkûmu! Ara sıra ulaklarla ulaştırdığı haberler, dümen tutanlara gidilecek yolu tarif ediyor olsa da işleri kolay değil, biliyorlar. Herkes için zorlu bir yol bu.. Uzak dağlardan esen sert rüzgârlar denizcilerin yelkenlerini fırtına olarak dolduruyor. Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı. ‘Bu kaçıncı’ diye saymaya üşendiler ecinniler. Mürettebatın bir kısmı tutsak düşünce, gemiye o gemicilere destek vermek için girenler de denizcilerin kutsal yeminini etmekten vazgeçti. İsyan bayrağını bir kez daha direğe çekti... ‘Anakara’ya doğru yola bile çıkamadı hayal gemisi. Diyarbakır limanının tersanelerinin önünden yine demir alamadılar. O geminin ‘Anakara’daki limana güvenli bir şekilde varıp varamayacağı bir ustanın ustalık dönemine dair birkaç manevra ile mümkün olabilirdi. Yine olmadı. Şimdi hayaller ve umutlarla dolu o gemi, Diyarbakır limanında meçhulden gelecek bir haberi bekliyor. Onlar beklerken birileri hâlâ “Diyarbakır’da deniz mi var ki limanı, gemisi, yolcusu olsun da gelsin” diyor. İşte gerçekliğin hayal ipi zaten tam da bu noktada kopuyor. Hep. 



Dizilerin kanlı sezon finali
Bir Türk dizi geleneği olarak sezon finali yapılan her dizide kan gövdeyi götürüyor. İster mafya dizisi, ister tarihi bir dizi, hatta aile dizilerinde bile sezon finalinden kan sızıyor. Hiç ummadık bir anda en masum kişi silahı kapıyor ve başrol oyuncularını tam da son sahnede, bir Türk dizi klişesini bozmamak için (sezon sonu icabı) tak tak vuruyor. Başrol oyuncusu kan revan içinde yerlere yuvarlanıyor. Dünyanın böylesine toplu kanlı final yapan başka bir dizi ülkesi var mı, emin değilim! Vurulanların akıbetini iki ay boyunca bekle bekleyebilirsen. Bu iki ayda başrol oyuncularının akıbetini senaristler değil yapımcılar belirliyor. Muhtemelen yaz boyunca yapılacak pazarlıklar sırasında dizinin ne kadar tuttuğuna göre başrol oyuncusu maaşına o kadar zam isteyecek. Yapımcı ile anlaşılırsa sezonun ilk bölümünde oyuncumuz kan revan yattığı yerden hastaneye kaldırılacak, bir şeycikler olmayacak. Yok eğer para konusunda anlaşma olmazsa, buyurun başrol oyuncumuzun cenaze namazına... Biliyorum ‘sonunu düşünen kahraman olmaz’. Zaten bu yüzden olan, sadık dizi izleyicisine oluyor ya...

Anahaber bültenlerinde hayat yok
Türk basınının tartışmasız en iyi ekonomi yazarı Güngör Uras geçen gün başından geçen ilginç bir olayı anlattı. Her gün makro ya da mikro ekonomi değerlendirmeleri arasında yazdığı bir makalenin ne kadar çok tartışıldığına şaşırdığını söyledi. Makale markette satılan dondurmaların ambalajları üzerindeki süt dozajları ile ilgiliymiş. Küçük bir araştırma sonucunda ambalajda küçücük harflerle yazılan bu dozajların dondurmanın içinde neredeyse hemen hiç gerçek süt kullanılmadığının itirafı olduğunu tespit etmiş. Bu konuyu yazınca onlarca yerden mail almış. Ne kadar önemli bir konu değil mi? Her gün binlercesi satılan dondurmaların içinde sentetik süt kullanılıyor ve bundan hasbelkader tek bir köşe yazarının haberi oluyor. Ne anahaber bültenlerinde ne de haber kanallarında tek bir haber var. Oysa özellikle şu günlerde her partinin milletvekili adaylarının neredeyse donunun markasına kadar her şeylerini biliyoruz. Ben işim icabı her gün 5 haber kanalını 5 ayrı monitörden (sesleri kısık olsa da) ve akşamları da 4 anahaber bültenini anında ve yakından takip ediyorum. Ekranlar aynı anda açık olduğu için kıyaslama yapmak mümkün. Memleketçe kısır bir siyasete boğulmuş, batıyoruz. Haber bültenleri, haber kanalları Ankara’daki siyaset ile yatıp kalkıyor. Sığ ve hiçbir yere varmayan kısır tartışmalarla zaman öldürüyorlar. Bu kısırdöngüyü kırmaya çalışanlar da yok değil. Show Haber son aylarda ilginç bir atağa kalktı. Hayat haberleri ile bu kısır Ankara siyaset döngüsünü kırmaya çabalıyor. Hürriyet gazetesi, Enis Berberoğlu yönetiminde artık manşetlerini Ankara’dan değil hayatın içinden atıyor. Her gün köşe yazan ve CNN Türk’te program yapan ve aynı kısırdöngünün hem müsebbibi hem de bir neferi olarak söylemek gerekiyorsa Ankara kaynaklı siyaset haberlerinden boğuldum, bıktım, usandım... Bu yaz siyasette ne kadar kriz yaşanırsa yaşansın, hayatımın her alanında siyasetin dozunu azaltmaya kararlıyım. Var mısınız hep beraber yapmaya...

.