Kuzey Kıbrıs kurtuluş örgütü

Kıbrıs halkının belki de birleştiği tek konu, Türkiye'nin müstemleke valisi kıvamında atadığı Büyükelçiye karşı olmak.

Kuzey Kıbrıs’ta dün yine eylem vardı. Türk Büyükelçiliği’ne Rum bayrağı çekilmeye çalışıldı. Bu kaçıncı ‘bir ilk’, farkında mısınız? Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti çok huzursuz. Gelin görün ki bu huzursuzluğunu Türkiye’ye anlatamıyor. Kuzey Kıbrıs’ta, kendi içlerinde şu ana kadar bütün partiler ve hükümetler denendi. Tüm siyasi aktörler, çeşitli rollerde Kıbrıs siyasetinin içinde oyuna girdiler. Ancak Türkiye’ye körü körüne bir bağımlılık, adada yeni hiçbir adımın atılmasına izin vermedi. Siyasi sistem tıkandı, sosyal hayat sınırlı, ekonomi batmış durumda. Kuzey Kıbrıs halkının belki de birleştiği tek konu, Türkiye’nin müstemleke valisi kıvamında atadığı yeni büyükelçiye topyekûn karşı oldukları. Tıpkı dünkü miting gibi geçen günlerde bir gazeteciye, Mutlu Esendemir’e yönelik bombalı bir saldırı da Türkiye’de hak ettiği kadar haber olmadı. Düşünün, bir gazeteci haber bültenini sunup arabasına biniyor ve gizlice yerleştirilen bomba düzeneği kapısını açtığında patlıyor. Biz bu filmi 1993 yılında Türkiye’de görmüştük. Böyle bir olayı Türkiye’de gerçekleştirebilecek tek bir olağan şüpheli var, hepimiz kim olduğunu tahmin edebiliyoruz. Huzursuzluk büyüyor. Kuzey Kıbrıs’ta yapılması gereken tek şey, meseleyi sıfırdan ele alıp Kuzey Kıbrıs’ı ekonomisinden siyasetine yeniden yapılandırmak. Bunun için işe Türk askeriyesinin Kıbrıs’taki etkisini masaya yatırarak başlamak ise işin olmazsa olmazı. Kuzey Kıbrıs gözlerimizin önünde ‘statüko’ inadı nedeniyle elimizden kayıp gidiyor. Bu kafayla devam ederse 5 yıl sonra Türkiye’ye karşı ‘kurtuluş’ örgütlerinin kurulmuş olduğu bir Kuzey Kıbrıs görürseniz bu yazdıklarımı hatırlarsınız.

Nihat Doğan, vatanı hepimize emanet edip yarışmasına gitmişti...

Nihat Doğan’sız 14 gün
Bugün Survivor yarışmasına katılan Nihat Doğansızlığımızın on dördüncü günü... Vatanını bir bebeğe bakar gibi bakmamız için bize bırakıp ‘coconat’ yediği sahillere gideli iki hafta oldu. Şu geçen iki haftaya bakınca Nihat vatanı sahipsiz bırakmamakta haksız değilmiş dedim. Baksanıza, başımıza gelmeyen kalmadı. Bir milyon yedi yüz bin öğrencinin yıllardır tıkır tıkır girdiği ÖSYM sınavı yer ile yeksan oldu. Aylardır susan askeriye birden ortaya çıkıp yine muhtıramsı basın açıklamaları yayımlamaya başladı. Kuzey Kıbrıs bile karıştı; Türk Elçiliği’ne Rum bayrağı çekiliyor. Galatasaray neredeyse ligden düşecek!.. Nihat Doğan gözyaşları içinde “Vatanıma iyi bakın derken” dalgamızı geçiyorduk. Oysa durum ortada. Bir an önce dön be Nihat, bu vatan sensiz elden gidiyor!

İşaret diliyle İstiklal Marşı
İki yıldır sessiz sakin bir televizyon programı hazırlayıp sunuyorum. Sabancı Vakfı’nın desteğiyle hazırlanan programın adı Fark Yaratanlar. Türkiye’nin dört bir yanında, yaşadıkları çevrelerin içinde fark yaratan isimleri arayıp buluyoruz. Öylesine hikâyeler var ki beni benden alıyor. Kendimiz çekip, metnini yazıp, montajladığımız programları televizyonda izlerken gözyaşlarımızı tutamadığımız anlar oluyor. Nedeni programlar değil, her programda anlatılan, bu ülkenin tertemiz insanlarının hikâyeleri. Hiçbir çıkar beklemeden, yaşadıkları çevreye katkıda bulunmaya çalışan isimsiz kahramanlarımız onlar bizim... En son Nihat Kihtir’i konuk ettim. 25 yaşındaki konuşma ve işitme engelli bu genç adam, kendini işaret dilinin geliştirmesine adamış. Milyonlarca işitme ve konuşma engelli insanımız için bir umut ışığı olmuş. TDK’nın, işaret dilinin alfabesini yazmasını bekliyor, bir yandan da işaret dilinin gelişmesi için dernek kapsamında uğraşıp duruyor. Fark Yaratanlar’a katıldığında İstiklal Marşımızı işaret diliyle söylemesini rica ettim, beni kırmadı. www.farkyaratanlar.org adresinden izleyebilirsiniz. Siz de gözyaşlarınızı benim gibi tutamayacaksınız. Türkiye’de iyi şeyler de oluyor. Hem de çok fazla...

Yeni umacı ‘cemaat’ mesaide mi?
YGS ile ilgili kimi açık açık yazıyor, kimi laf arasında ima ediyor. Cemaatin bu işte parmağı olduğundan şüphe duyduklarını söylüyorlar. İşte benim aklımın almadığı nokta tam da burası. Zira bugün Gülen cem aatinin en güçlü olduğu ve övündüğü nokta eğitim. Yıllardır verdikleri emekle okullarından dershanelerine, hatta yurtlarına kadar hep eğitimde ne kadar başarılı olduklarını anlattılar. Bununla da kalmayıp eğitimci insanlarını yurtdışındaki okullarına eğitmen olarak gönderdiler. En son ABD’de ziyaret ettiğim bir Gülen okulunda da özellikle matematik ve fen derslerindeki başarılarını uzun uzun anlattılar. Zaten cemaate yakın gençlerin Işık Evleri’nde ‘abi’lerinden eksiklerini tamamlayacak yoğun bir eğitim aldıkları artık bir sır değil. Peki, böylesine bir ortamda ne oldu da bir anda üniversite sınavlarına bu kadar aleni bir hile kuşkusu ve cemaat gölgesi karıştı? Ben gazeteciliğin komplo teorileri üzerine değil belgeler üzerine yapılması taraftarıyım. Bu yüzden bu komplo teorisine belgesini görmediğim sürece kafam yatmıyor. Ama aranızdan biri çıkıp ‘bazı işgüzarların cemaate yaranmak için böyle dangalakça bir olaya kalkıştığını’ söylerse buna da şaşırmam bakın. Bence cemaatten daha vahimi, sıradan bir beceriksizlikle karşı karşıyayız. Cehalet, cemaatten (hangisi olursa olsun) çok daha tehlikeli!

.