Meclis'in başörtüsü ile son imtihanı

Görünen o ki yarın Meclis'te yine ayağa kalkıp ortalığı birbirine katacak olan toplumdaki azınlık, CHP'deki o çoğunluk olacak.
Meclis'in başörtüsü ile son imtihanı

Anaakım Türkiye siyaseti ne yazık ki son 50 yılını ‘Sağcı mısın solcu mu?’, ‘Türk müsün Kürt mü?’ seviyesinde bir atmosferde yaşadı. Siyasi partiler takım tutar gibi desteklendi. Sağcılık veya solculuk babadan oğula bir miras gibi devredildi. Benzer siyasi simgeleri, benzer ezberler ile savunan kuşaklarla ömür tüketti. Gel zaman git zaman görüyoruz ki bu ezberler üzerinde siyasilerin kafasında bir milim yol kat edilmemiş.
Yarın TBMM’de yine tarihi bir gün var.
Üç kadın milletvekili ikinci kez Meclis’e başörtüsüyle girmeyi deneyecekler. Yakın zamanda ilk denemeyi yapan Merve Kavakçı’nın başına gelmeyen kalmamıştı. Bu sefer böylesine siyasi sonuçlar beklenmiyor ama CHP cephesinden gelen sinyaller, tanıdık ve bıkkınlık veren ezberlerin devam edeceğini söylüyor.
Yasalar değişti, zamanın ruhu değişti, en önemlisi toplum değişti ancak baĞzı kafalar hiç değişmedi. Gördüğümüz kadarıyla değişeceğe de pek benzemiyor. Elbette Meclis’e üç kadın milletvekilinin başörtüsü ile girmesine karşı çıkan ‘kafa’nın hâlâ sokakta bir destekçisi var ancak bu destekçi sayısı her geçen gün azalıyor, marjinalleşiyor.
Bu haliyle CHP’nin durumu bir dönem bizim anaakım medyamızın durumunu andırıyor. Anaakım medyada basın özgürlüğüne yönelik medyanın sermaye yapısından kaynaklanan ciddi müdahaleler söz konusu olduğu artık dünya âlemin bildiği bir gerçek. Gelin görün ki bu müdahaleler basınımızın düne kadar çok da matah bir yer olduğu anlamına gelmiyor. Bugün aralarında hiç hak etmedikleri bir halde anaakım medyadan uzaklaştırılan yazarlar olduğu kadar, yıllarca hiç hak etmedikleri köşeleri ve mevkileri işgal edenlerin de uzaklaştırıldığını görüyoruz. Anaakım medya bir dönem ulusalcı faşist bir söylemi editörleri ve köşe yazarları ile farklı nedenlerden hiç hak etmedikleri kadar içine almış ve büyük kitleleri manipüle etmelerine imkân sağlamıştı. Bunun sonucu 28 Şubat dönemi gelip çatmıştı. Bu yapay manipülasyonların en iyi cevabını ise halk sandıkta vermişti.
Şu aralar farkındaysanız pek çok bahsettiğim tür yazar anaakım medyadan ayıklanıyor. Hemen hiçbiri yazarlığı bırakmıyor. Tam tersi, temsil ettikleri düşüncelerin yayın organlarında yazmaya devam ediyorlar. Görüyoruz ki bu yazarlar anaakım medyadan ayrıldıkları zaman büyük kitleleri peşlerinden sürükleyemiyorlar. Tam tersi, savundukları ideolojinin sandıkta karşılığı ile orantılandığında normal sayılabilecek bir okur kitlesine seslenen gazetelerde yazıyorlar. Bu kötü bir şey değil. Tam tersi, hem anaakım medya hem Türkiye hem de demokrasimiz orantılı bir normalleşme yaşıyor.
Anaakım medyanın biraz da zorla ve gönülsüz yaptığı bu ayıklamayı CHP ise kendi siyasi dengelerinden dolayı bir türlü yapamadı, yapamıyor. Pek çoğu ancak marjinal oy oranına sahip partilerde yer alacak zihniyetteki milletvekilleri CHP’nin içinde hiç de hak etmedikleri bir çoğunlukta yer alıp partinin dümenini kimseye bırakmamaya kararlı gözüküyor. Görünen o ki yarın Meclis’te yine ayağa kalkıp ortalığı birbirine katacak olan toplumdaki azınlık, CHP’deki o çoğunluk olacak.
Oysa aynı CHP, içinde pek çok aklıselim sahibi milletvekilini de barındırıyor. Bu milletvekillerinin bırakın yarın diğer CHP’lilere destek vermeyi, başörtüleri ile nihayet Meclis’e girecek bu kadınları desteklediğinden de emin olabilirsiniz.
Peki, seslerini çıkarabilecekler mi?
Hiç sanmam.
Benzer bir durum yeni kurulan HDP’de de söz konusu. Başbakan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan dün yeni kurulan HDP’ye bakıp marjinal partilerle işbirliği yapan bir BDP’nin anaakım siyasette şansı yok tanımlamasını yaparken haksız değil. Görüyoruz ki Türkiye’yi demokratikleştirme hevesiyle ortaya çıkan böyle bir oluşumda bile dakika bir, gol bir ilk mesele Meclis’teki bu üç kadının başörtüsü meselesi olabiliyor. Daha da vahimi, HDP’nin kurulur kurulmaz bahsettiğim kafadaki “CHP ile işbirliği yapabiliriz” açıklamaları olmalı.
Bu kendine güvensiz, küçük bir çevreye hapsedilmiş, daha başlarken heves söndüren demeçlere bakıp da Başbakan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan sevinmesin de kim sevinsin!
Bugün Türkiye siyaseti AK Parti’nin alternatifsizliği içinde tıkanıp kaldıysa Türkiye’nin bugüne kadar siyasi ezberlerini, alışkanlıklarını, klişelerini ve tabularını bozacak muhalif bir siyaset dilinin ortada gözükmemesindendir.
‘3. yol’ olarak tanımlayacağımız ‘potansiyel var, tesis yok’, ruhunun kendisine vücut bulamamasındandır.
Üç kadının başörtüsü özgürlüğüne sahip çıkacak bir sol, 3. yolun başlangıcı olabilir. Solculuk demenin başörtüsü düşmanlığı ile eş tutulduğu bir toplumun siyaset ezberi ancak böyle hamleler ile bozulur.
Yarın Meclis’e başörtüleri ya da türbanları ile gelecek olan o kadın milletvekillerine muhalefet sıralarında kimin nasıl tepki göstereceğine iyi bakalım.
Yakın bir gelecekte Türk siyasetinin kaybedenleri veya kazananlarını onlar arasında göreceğiz.