Memur Rockçı İmam'ın büyük günahı

İster askeri darbelerin sonucu deyin, isterseniz muhafazakâr eğitim politikalarının bir sonucu fark etmez.
Memur Rockçı İmam'ın büyük günahı

Ahmet Muhsin Tüzer desem belki tanıyanınız çıkmaz ama ‘Rockçı İmam’ diye tarif etsem sanırım hepiniz hatırlarsınız. Ahmet ile benim ilk tanışıklığım yıllar öncesine dayanır. O zamanlar Hıristiyan bir kadınla evlendiği için küçük çaplı bir kıyamet kopmuş ve ardı ardına açılan soruşturmalar sonrasında ‘aykırı imam’ (o zaman öyle anılıyordu) mesleğine küsüp ayrılmıştı. Yıllarca sesi sedası çıkmadı. En son geçen yaz programa davet ettiğimde karşılaştık. Artık ‘aykırı imamlıktan’ ‘Rockçı imamlığa’ terfi etmişti. Eşi, kendisi isteyerek yıllar sonra İslamiyet’i seçmişti. Mesleğine döndüğü için heyecanlıydı. Kaş’ın küçücük bir köyü olan Pınarbaşı’nda sayısı 15 kişiyi aşmayan bir cemaatin bulunduğu köyde imamlığa başlamıştı. Bu arada boş durmamış bir de albüm çıkartmıştı. Albüm her ne kadar rock albümü olsa da sözlerine baktığınızda daha çok ‘yaşil rock’ olarak adlandırabileceğimiz bir türe yakın gözüküyordu. İşte bizim rockçı imam Ahmet Kaş’ta bir konser verdiği için Diyanet Başkanlığı işi gücü bırakmış bir soruşturma açmış. Görevlendirilen bir müfettiş (artık ne soruyorsa) konsere gidenlere Rockçı İmam’ı sorup duruyormuş. Bununla da yetinmeyip Pınarbaşı’na gidip köylüleri de sorguya çekmiş. Ahmet Tüzer konuyla ilgili kendisine soru soran gazetecilere “Müzik çalışmalarımı görevimi aksatmadan yaptım. Suç işlediğimi düşünmüyorum. İmamlık görevimi ve müzik çalışmalarımı sürdüreceğim” demiş. Bizim Rockçı İmam’ın günahı büyük. Diğer dünyada ne olur bilinmez ama Türkiye’de memuriyette yakında işten atılırsa inanın şaşırmayacağım.

Hepimiz biliyoruz ki bizim memleketimizde en ufak bir hizadan çıkma özellikle memuriyette soruşturma nedenidir. Mesele sadece ‘din’ gibi kutsal bir alandaki aykırılık meselesi olsa amenna. Bugün rockçı imam olur yarın tayt giydiği için mesleğine küstürülüp intihar eden hâkim adayı Didem, eşcinsel olduğunu açıkladığı için mesleğinden kovulan hakem Halil İbrahim, fark etmez.

Bundan yıllar önce narkotik şubede görev yapan böyle bir polis memuru tanımıştım. Zafer Ercan uzun saçlı, gençleri uyuşturucu ile mücadele hakkında bilinçlendirmek için canla başla didinen sıradışı bir polisti. Sırf bu polisin hayat hikâyesi bile Türkiye’deki vasatlık düzeni hakkında tarihe kalacak bir belge olur. Zafer Ercan sadece görevini birazcık farklı yaptığı için memlekette sürülmedik yer kalmadı. En son aradım İstanbul’da kel alaka bir görevde karşıma çıktı. “Buna da şükür, en azından hâlâ meslekten atmamışlar” diyebildim.

Askeriyede, dışişlerinde ya da Ankara’nın herhangi bir koridorunda o kadar çok böylesine ‘boyalı kuş’ hikâyeleri dinliyorum ki inanın ben artık dinlemekten yorgun düştüm. Sabancı Vakfı ile son 3 yıldır Fark Yaratanlar adında bir proje yürütüyoruz. Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaptıkları işlerde fark yaratan kahraman insanlarımızı buluyoruz. Doktor, kaymakam, akademisyen hemen her meslekten insanların hikâyelerini dinliyoruz. Programın yürütücü yapımcısı Cihan Yavuz ile geçen gün bu insanların hikâyelerinin ne kadar benzediğini konuştuk. Farklı meslek kollarında Türkiye’nin bambaşka köşelerinde yaşayan devlet memurlarının birbirinden habersiz yaşadığı hikâyelerin hemen hepsinin aynı şekilde geliştiğini fark ettik. Mesela bir öğretmen diyelim uzaktaki köy okullarına eşeğin üzerinde bir kütüphane fikri mi üretti ya da bir akademisyen Van Gölü’ndeki balıkların üreme mevsimleri ile ilgili bir yanlışlığı düzeltmek mi istiyor ya da bir kaymakam görevi olmasa da beldesindeki çocuklar için özel oyun odaları inşasına mı girişti, hepsinin hakkında ilk yapılan şey soruşturma açılması oluyor. Tıpkı Rockçı İmam’ın başına gelenler gibi hemen hepsinden devlet önce şüpheleniyor. Çevreleri kendi üzerine vazife olmayan işleri yaptıkları için yargılıyor, ötekileştiriyor, yalnızlaştırıyor. Sonra müfettişler gelip soruşturmaya başlıyorlar. Garip bir şekilde sonrasında yani farklı projeler hayata geçip başarıya ulaştıktan sonra soruşturma açtıran amirler bu sefer aynı insanlara ödül vermek için sıraya giriyorlar. Tabii başaranlara… Bir de adlarını bilmediğimiz, asla bilemeyeceğimiz başaramayan binlerce insanın kayıp hikâyesi mevcut.

Peki neden?
Sanırım neden sorusunun cevabı ülkenin iliklerine işleyen baskıcı kültürde. İster askeri darbelerin bir sonucu deyin, isterseniz muhafazakâr hükümetlerin eğitim politikalarının bir sonucu olarak görün fark etmez. Özgür düşünceye, farklılaşmaya, renkliliğe bu devletin tahammülü yok. Eğer bir memur bırakın başkalarının hayatını sadece kendi hayatını bile gökkuşağı rengine boyamaya kalkarsa devlet baba hemen üzerine çöreklenip gri rengi basıyor. Mesele yasalarda ne yazdığı değil o yasaları uygulayanların zihinlerinin arkasında ne yazdığı.
Bu devlet zihniyeti karşısında Rockçı İmam’ın yaptığı rock’ın günahı çok büyük arkadaş.
Sen hâlâ anlamadın mı!