Meter ile Taner cumhuriyeti

Her ikisi de bir an önce yırtmak istiyor. 'Ün' en kestirme yırtma yolu. 'Emek', 'alın teri' hayli demode kavramlar.

Bir tuhaf ikili... İyi arkadaşlar. Kuzey Kıbrıs’ta İletişim Fakültesi’nde okuyorlar. Akılları fikirleri fırlamalıkta. İkisi de vücut çalışıyorlar. 7 yıl boyunca aynı evde kalmışlar (üniversite eğitimi için hayli uzun bir dönem). Al birini vur öbürüne kültünün seçkin örnekleri. Facebook sayfaları ortak, idealler birbirine benziyor.
Her ikisi de bir an önce yırtmak istiyor. ‘Ün’ en kestirme yırtma yolu. Her ikisinin de aklının ucundan bile üniversitede okudukları bölümde kariyer yapmak geçmiyor.
Hayallerinde ün, şöhret, para... ve kızlar var! Her ikisinin de aklından geçen bu aslında. Asıl hedef ‘güzel kızları’ elde etmek. Kim daha çok kızı etkileyecek, kim facebook sayfasından kaç kız ayarlayacak? Asıl mesele bu.
‘Emek’, ‘alın teri’ hayli demode kavramlar. Kestirmeden başarı, en kısa yoldan şöhret. Para, kızlar, kızlar, kızlar... Son günlerde hayatımıza bu iki genç üniversiteli girdi. Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim gören bu iki gencin yaşadıkları zaman zaman hepimizi dumura uğratıyor. İkisi de 4. sınıfa kadar gelebilmiş durumdalar. Acun Abileri onlara hayallerini veriyor. Düne kadar adlarını bilmediğimiz bu iki kanka, şimdi artık maceraları ile yeni Türkiye’nin ‘comic book’ kahramanları. Ne kadar güldürürlerse o kadar iyi, biz onlara ne kadar gülersek onlar o kadar çok para kazanacak.
Bu ikili, Özal dönemi sonrasında simge bulmakta zorlanan Türkiye’nin yeni popüler kültür kahramanları. Çok şey ifade ediyorlar. Bizimle ilgili çok şey anlatıyorlar. Geçenlerde sohbet ettiğim Perihan Mağden yakından takip ettiği Taner ile ilgili bir yazı yazmamak için kendini zor tuttuğunu söylüyordu. “Taner aynı Türkiye’ye benziyor” diyordu. Meter’i tanıdıktan sonra ekleyebilirim: “Meter de aynı KKTC’ye benziyor.”
Onlar aslında yırtmak isteyen gençlerimizin yeni simgeleri. Afili vücutları, komik şuursuzlukları ve ‘boşver gitsin’ halleri ile tüm doğrularımızı altüst eden yeni başarı ikonları. Başarının böyle de olabileceğinin iki göstergesi. Haşmet Babaoğlu bu ikilinin şöhretine bakıp şaşırıp kalmakta ve hayıflanmakta az bile yapıyor. Bu ikili bize 2011 yılının bütün değerlerini anlatıyor. Aranızda kimden bahsettiğimi anlamayan var mı? Merak etmeyin, onlar da yakında bu ikiliyi konuşmaya başlayacak. Hollywood filmlerinde ‘dum and dumber’ kahramanlarına güldüğümüz kadar bizi güldürecekler. Şuursuz şöhretleri ile hayatımıza adlarını yazacaklar. Yeni Türkiye böyle...

Acun Ilıcalı cumhuriyeti
En son Turkishtime dergisi Türkiye’nin en yaratıcı 5. ismi olarak Acun Ilıcalı’yı seçmiş. Az bile; 1. olsa şaşırmazdık. Biliyorsunuz, son yıllarda Türkiye’nin en güvenilir insanı Seda Sayan çıkıyor. Vergi listesine bakın, Türkiye’nin namlı zenginlerini yine şov dünyasının kahramanları geçmiş gözüküyor. (Bu ne yaman çelişki anne!) Show Business, yani gösteri toplumu karşısında milletçe tamamen esaret bayrağını çekmiş durumdayız. Güvenilir insanımız da, yaratıcı insanımız da, vergi şampiyonumuz da hep buradan çıkıyor. Acun Ilıcalı, yıllarca Türk gençlerinin yerinde olmak istediği tek kişiydi. Şimdi müthiş başarısı ile karşımızda duruyor. Sıfırdan büyük bir kariyer yarattı. Hem sunucu hem yapımcı olarak bizi müthiş eğlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda bu kariyer hikâyesinde bize başka bir şeyi daha fısıldıyor. ‘Her şey mümkün’ diyor. ‘Eğleniyorsan eğlendirirsin’ diyor. ‘Eğlendirirsen kazanırsın’ diyor. ‘Kazandıkça saygınlığın artar’ diyor. ‘Ben sizden biriyim’ diyor. ‘Ben yaptım, mümkün’ diyor. Devamı geliyor...

Başar, başarırlar cumhuriyeti Aslında bu hikâyeleri anlatarak gelmek istediğim yer çok farklı. Düne kadar bize erdem olarak öğretilen bütün değerler, yerlerini kestirme yoldan ulaşılan, tırnak içinde kullandığımız ‘başarılara’ ve ‘kestirme’ zenginliklere bırakıyor. Yıllar önce sıradan kariyer hayatını tamamen altüst eden bir arkadaşıma söylediğim o cümleyi hatırlıyorum. Şöyleydi; “Yahu hayatını mahvettin” demiştim. Günlerdir düzenli işine gitmiyor, karısından boşanıyor, her türlü ekstrem haberde adı anılıyordu. “Korktuğum iki şey var. İlki, böylesine paldır küldür bir hayat biçimini seçmişken mahvolman. Her şeyini kaybetmen ve intiharın eşiğine gelmen” demiştim. Sonra da eklemiştim: “Daha çok korktuğum bir şey daha var. Eğer sen bizim doğru bellediğimiz her şeyi altüst edip yine de ayakta kalırsan ve başarıya ulaşırsan o zaman benim inandığım bütün değerler yerle bir olacak...”
Bakıp gülmüştü bana...
Geçen yaz yeni aldığı teknesini gezdiriyordu...

Şampanya cumhuriyeti
Geçen hafta Bodrum’da önde gelen işletmecilerden biri ile sohbet ediyoruz. ‘Bir gecede 5000 TL’lik şampanya açtıran’ gençlerden bahsediyor. “Ne kadar zengin olursa olsun, 16 yaşındaki bir çocuğun loca kapatıp böylesine pahalı bir yaşam tarzı içinde olduktan sonra nasıl olup da bir işte dikiş tutturabileceğini merak ediyorum” diyor. Bir başka arkadaşımız övünerek oğlunun neyse ki böyle gençlerden biri olmadığını anlatıyor. İlginç de bir anekdot anlatıp oğluyla övünüyor. “Benim oğlan” diyor, “geçen yaz arkadaşları loca kapatmak istediği zaman arayıp rezervasyonu kendisi yaptırıyor ve % 20 komisyonu peşin olarak alıyordu” diyor. Çaktırmadan bu övünç ile dumura uğruyoruz...

.