Milli siyaset tabusu

Kadınlarımızın yüzde 60'ının başı örtülü, gelin görün ki bu kadınlarımızın kamusal alan olarak tanımlanan yerlerde hâlâ başörtüleri ile çalışmaları yasak.
Milli siyaset tabusu

Bundan 3 yıl önce günlerden bir gün Avşa Adası’nda zeytin hasadına gitmiştim. Gazetecilerin olduğu kalabalık bir akşam yemeğinde telefonum acı acı çaldı. Telefonun ucundaki ses Başbakanlık’tan aradığını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın benimle görüşmek istediğini söyledi. Şaşırdım. Yerimden kalkıp sessizce dışarıya çıktım. Birazdan Başbakan Erdoğan, o gün Radikal’de yazdığım, annemin başörtüsü ile ilgili yazıyı beğendiğini ve tebrik etmek için aradığını söyledi. Ardından kendisinin ve çocuklarının başörtüsü yüzünden yaşadığı sorunlar üzerine kısa bir konuşmamız oldu. Bilmem o yazıyı hatırlıyor musunuz? O zamanlar hoyrat köktenlaikçiler her zamanki gibi Başbakan Erdoğan’ın eşinin başörtüsünü dillerine dolamışlardı. Sadece Başbakan’ın değil Cumhurbaşkanı’nın eşinin başörtüsü de birileri için ‘hâlâ’ mesele olmaya devam ediyordu. Başbakan’la konuşmamız kısa sürdü. Sessizce yerime döndüm. Ertesi gün eşime bir gece önce arayanın Başbakan Erdoğan olduğunu söyledim. O da şaşırdı... Başka da kimseye bahsetmedim. Bir-iki gazeteci dostum sonradan nereden duydularsa bu konuşmayı işitmişler. Yazmak istediler. Rica ettim, özel bir konuşma olduğu için duyulsun istemedim, engelledim.
Bu konuşmayı yıllar sonra bugün sizlerle paylaşmamın nedeni biraz da Başbakan Erdoğan’a o gece yaptığımız konuşmayı bir kez daha hatırlatmak istememden kaynaklanıyor.

Hükümet yeni bir demokrasi paketi açıklayacak. Herkes şapkadan ne çıkacağını merakla bekliyor. Barış süreci ile ilgili pek çok olumlu adımın atılması beklenen bu pakette benim beklediğim iki önemli madde var. İlki, seçim barajı. Anlaşılan o ki seçim barajını hükümet ‘ama biz getirmedik ki’ veya ‘koalisyon dönemi umacısı’ bahanesiyle indirmeyi düşünmüyor. Bu seçim barajı hepimizin bildiği gibi AK Parti’nin işine geliyor. İşin tuhafı, ne CHP ne de MHP’nin de bir şikâyeti varmış gibi gözüküyor. Büyük bir ikiyüzlülükle demokrasinin olmazsa olmaz bu meselesini geçiştiriveriyorlar. Şu andaki siyasi partilerin mevcudiyetinin nasıl da statükoya dayandığı üzerine ibretlik bir durum!
Merak ettiğim ikinci konu ise Cumhuriyet döneminin önemli sembollerinden biri olan kamusal alandaki başörtüsü meselemiz.
Türkiye’de kadınlarımızın % 60’ının başı örtülü, gelin görün ki bu kadınlarımızın kamusal alan olarak tanımlanan yerlerde hâlâ başörtüleri ile çalışmaları yasak. Eğer bu kadınlarımız avukat, doktor ve öğretmen olarak kamusal alanda başörtüleri ile çalışırlarsa laik abi ve laik ablaları ülkenin ellerinden gideceği, memleketi ‘dincilerin’ basacağı, radikal İslamın egemen olacağından korkuyorlar. HÂLÂ. Yıllardır üzerimize saldıkları bu umacıdan bir türlü kurtulamıyorlar.

Ben dini bütün bir ailede büyüdüm. Annemin başı örtülüdür. Bunu söyleyip yazdığım zaman özellikle içinde olduğum çevre büyük tepki gösteriyor. Öyle ki işi belaltı vurmaya, hatta sövgüye kadar getirmeye çekinmiyorlar.

Ben bu kafadan çok çektim. Muhafazakâr bir ailede yaşayıp modern çevrelerin içinde büyürken bu hoyrat bakışı çok yakından gözlemledim. Lafta demokrat geçinenlerin nasıl da bir kadının inancı gereği örttüğü başörtüsüne tosladığını çok yakından takip ettim. Başörtülü kadınlarımızı sınıfsal olarak kategorize edenleri, küçümseyenleri, aşağılayanları, bunu yapma yöntemlerini, içlerinden biri olarak utanarak izledim. Laik abla ve laik abilerin inancı, başörtüsünü evindeki temizlikçisine, kapıcısına, uzakta, hiç görmediği ‘Anadolu tarzı başını bağlayan’ olarak tarif ettikleri otantik köylüsüne yakıştırıp ötelemelerinden iğrendim.

O yüzden bugün bir başörtülü kadın bu önyargılardan beslenen insanların gazabına uğradığında, (illa elleri eldivenli, üstleri çıplak 50-70 kişinin saldırısına uğraması şart değil!) ufacık öteleyici bir ters bakışta bile kalbimin kırılması ve öfkelenmem bundandır.

Benim için başörtüsü kişisel bir meseledir. Başbakan Erdoğan için, Cumhurbaşkanı Gül için, Bülent Arınç için, Ali Babacan için ve daha onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca başörtülü eşi, kızı, akrabası, anası olan insan için başörtüsü meselesi son derece kişisel bir meseledir.

YETER. Bu meseleyi artık çözün.
Kadınlarının % 60’ı başı kapalı olan bir ülkede artık bu yasakları bitirin. Bu ayıptan kurtarın bizleri. Bazen önyargıları kırmak, askeri vesayeti kaldırmaktan bile zor olabiliyor. Bu mesele sadece AK Parti’nin meselesi de değil. Yeni bir siyasi iklimle karşı karşıyayız. Başörtüsü mağduriyeti silahından kurtulmak istiyorsa bu teklifi bizzat CHP Meclis’e taşımalı ve genlerinin her yerine başörtüsü nüfuz eden MHP desteklemeli, demokratik özgürlüklere önem veren BDP omuz vermelidir.
Erkekler kadınların başörtüsü meselesini çözmeden bu ülkede siyaset hiçbir zaman yenilenmeyecek demektir.
Milli siyaset tabusunu hep beraber yıkmanın iklimindeyiz.
Yapabilirsiniz, yapabiliriz.