Öğrenci dayağında son perde

Polis izin verseydi öğrenciler Beşiktaş Meydanı'nda kahvaltı yapıp 'büyük öğrenci forumu'nu gerçekleştireceklerdi.

stanbul polisinin Öğrenci Kolektifi ile farklı şehirlerden otobüslerle gelen öğrencileri İstanbul’a almaması skandalın ötesinde suçtur. Bunu ‘önleyici zabıta tedbiri’ olarak adlandıramazsınız. Bu yapılan, en başta anayasaya aykırdır.
Pazar günü de bunu yazdım. Ayrıca öğrencilerin polise girişmelerini de yanlış bulduğumu söylemiştim. Öğrenciler bana ulaştılar ve aslında İstanbul’a sokulmayan arkadaşlarının İstanbul’da ne yapacağını anlattılar. Eğer o öğrenciler İstanbul’a ulaşabilselerdi hiç de polisin korktuğu gibi taşlı sopalı bir eylem yapmayacaklardı. Eğer polis izin verseydi Beşiktaş Meydanı’nda kahvaltı yapacak ve büyük öğrenci forumunu gerçekleştireceklerdi. Nitekim İstanbul’dakiler simitlerini ve çaylarını alıp oraya gittiler. Hocaları ve sanatçılar ile birlikte üniversitenin acil taleplerini belirtmeye çalıştılar. İlkay Akkaya, Cezmi Ersöz, İTÜ’den Doç. Dr. Kerem Cankoçak bu forumda konuşma yaptı. Kendi yazdıkları şarkıları söylediler.
Öğrenciler bana gönderdikleri mail’de diyorlar ki “Yani anlayacağınız arkadaşlar girebilselerdi onlar buna katılacaktı. Onlar olmadan biz bu eylemi 250 kişi gerçekleştirdik. Şunu özellikle belirtmek istiyoruz. Eylem tarzımız eleştirdiğiniz şekilde olmadı. Gayet yaratıcı ve renkli bir kurgu ile hareket ettik.”
Beşiktaş’taki gençler güzel güzel eylem yaparken otobüslerin içindeki gençlere tam bir cehennem yaşatılmış. İstanbul girişinde gişelerde otobüsler durdurulmuş 3 saat boyunca öğrenciler otobüslerin içinde bekletilmiş. Otobüslerin çalıştırılmasına izin verilmediği için havasızlıktan boğulma noktasına gelmişler. Daha sonra otobüsler geldikleri şehirlere polis eskortları ile dönmeye zorlanmış. Gençler ihtiyaç molası için mecburen bir benzinlikte durmuşlar. Sonrasını onlardan dinleyelim:
“Bir otobüs arkadaşımızı ise içeri kitlediler bu sırada. Bizler onları kurtarmak için 1 saate yakın dil döktük. Başka çare kalmayınca arkadaşlarımızı zorla kurtardık. Biz gözaltında değildik ama hiçbir yere gitmemize izin vermediler. 2 saat bekledikten sonra sembolik olarak yürüyüşe geçtik, İstanbul’a. Çok sert bir müdahaleye uğradık, siz de izlemişsiniz. Yakalananlar araba içerisinde şiddete maruz kaldılar. Gözümle gördüm. Sadece fotoğraf çektiğim için yakapaça gözaltına almaya çalıştılar. Ellerimize takılan plastik kelepçeler çok sıkıydı. İçerdeki dayak ve muameleyi hiç kimse bir daha yaşamak istemez.”
Bütün bunları duyduktan sonra pazar günü bu köşeden sorduğumuz soruyu bir kez daha soralım: Ne hakla?

Polis polisi dinlemiyor mu?

Başbakan Erdoğan’ı protesto etmek isteyen öğrencilere polis şiddeti hâlâ tartışılıyor.
Öğrencilere benzinlikteki dayağın üzerinde özellikle duruyorum çünkü bu dayağın hiçbir bahanesi yok. Bu bildiğiniz nedensiz kaba dayak… Cumartesi günü benzinlikte yalnızca polis ve öğrenciler yoktu, gönüllü avukatlar da vardı. Bu avukatlardan birinin ilginç bir gözlemi var. İstanbul polisi içinde Güvenlik Şube ile Çevik Kuvvet arasında sürekli bir tartışma olduğunu söylüyor. Güvenlik Şube’deki polisler olayları yatıştırmaya çalışıp öğrencilere yumuşak davranılmasını isterken Çevik Kuvvet’in daha sert yaklaştığını anlatıyor. Aralarındaki tartışmayı o gün onlar da kabul etmişler. Hatta öğrencilere müdahale sırasında Çevik Kuvvet polisleri Güvenlik Şube’deki polislerin üzerine de biber gazı sıkmış. Dayak olayından sonra Güvenlik Şube’deki polisler gelip avukatlardan özür dilemişler. Yani polis polisi dinlemiyor. Hüseyin Çapkın tolerans gösterse de alt tarafa sözünü geçiremiyor. Ast üstü es geçiyor. Peki o zaman soralım: İstanbul’u kim yönetiyor?

Tecavüz iddiasının davası
Julian Assange’ın tecavüz nedeni ile kırmızı bültenle arandığı dava hakkında ilginç ve yeni bilgiler var. Tecavüze uğradığını iddia eden kadınların da kimlikleri İsveç basınında tartışılıyor. Olaylar ise insanın aklına farklı şeyler getirecek kadar ilginç. Şöyle ki kadınlardan biri Ann Radin, 31 yaşında radikal bir feminist. Assange’ı İsveç’e davet eden kişi; bu yüzden Assange’ın İsveç’teki basın sözcülüğünü o yapmış. İlginç olan Assenge’ın evinde kalması değil, Ann Radin’in yakın arkadaşlarına Assange’la beraber olduklarında prezervatif kullanmamasından yakınması! İkinci kadın Sofia Wilen, Enköping şehrinde oturuyor.
Beraber olduktan sonra bir daha ona ulaşamamış. Oysa hediyeler almış ve Assange ulaştırmak için sözcüsü Ann Radin’i bulmuş. İki kadın Assange’ın her ikisiyle de beraber olduğunu fark etmişler ve birlikte polise gidip şikâyetçi olmuşlar. Anlayacağınız ortada bir tecavüzden çok onuru kırılan iki kadının bir erkekten aldığı acı intikamı var. Kadının gazabından kork!

Time’ın yılın adamı anketi
Time dergisinin geleneksel olarak yaptığı yılın adamı anketinde Tayyip Erdoğan birinciliği dün Julian Asange’a kaptırdı. Asıl haber bu değil. Yılın adamı anketinde ‘İşsiz Amerikalı’ diye bir şıkkın olması. Üstelik bayağı da oy almış 8. sırada… Şeytan diyor ‘Dayak Yiyen Türk öğrenci’ diye bir madde daha ekle, açalım kampanyayı, verelim oylarımızı, milletçe teşhir edelim dünya âlem duysun bu haksız dayağı. ‘İleri demokrasi’ derken bir de bakmışsınız oluvermişiz ‘küresel demokrasi.’