Rant çıkmazı

Arkamda duvara grafitti ile kırmızı sokak levhası şeklinde 'Rant Çıkmazı' yazılmıştı. Buranın adı gerçekten 'Rant Çıkmazı' mı diye sormaktan kendimi alamadım.
Rant çıkmazı

Birkaç gündür o inşaat alanı senin, bu inşaat alanı benim dolaşıp duruyorum. Yanlış anlaşılmasın yeni bir konut projem yok ya da Sinan Çetin ile reklam filmi çekip sonra da rol icabı atıma atlayıp ormana dalmıyorum. Amacım Türkiye’nin son yıllarda en büyük projelerinden adına ‘kentsel dönüşüm’ denilen olguyu anlayabilmek. Genelde tek tek açılışlarda, yıkımlarda gündeme geldiği için pek çok kişinin bu projenin büyüklüğü hakkında fikri olmayabilir ancak farklı kesimlerden insanlarla konuştukça, destekleyenleri ve eleştirenleri dinledikçe görüyorum ki önümüzdeki yerel seçimlerin bir numaralı kozu ‘Kentsel Dönüşüm’ projelerinin akıbeti olacak. Akıbeti derken sadece maddi değil manevi, yani sosyolojik akıbetinden de bahsediyorum. Ak Parti belediyeleri, bakanları ve elbette Başbakan Erdoğan kentsel dönüşüm projeleri ile gurur duyuyorlar. Her birini sahipleniyorlar. Yerel seçimlerdeki en büyük kozlarından bir tanesine dönüşeceğini bildikleri için inanılmaz hız vermiş durumdalar. Yeni projelerin başlatılması ve başlayan projelerin yetiştirilmesi için inanılmaz bir koşuşturma içindeler. CHP de boş durmuyor. Gürsel Tekin dün yaptığı açıklamada yerel seçim maratonunu kentsel dönüşüm daha doğrusu kendi deyimi ile ‘Kentsel Rant’ üzerinden götüreceğini gösterdi. “Çıkın karşıma, 100 milyarlık peşkeş çekilmeyi ispatlamazsam siyaseti bırakırım” noktasından işe başladı. Düşünün bu daha başlangıç…

Konuyla ilgili ilk görüştüğüm isimlerden biri Beyoğlu’nun karizmatik Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan oldu. Demircan ile Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşüm ofisinin terasında buluştuk. İngiltere’den yeni gelmiş. Her zamanki gibi janti ve enerjik bir şekilde bana önce tepeden sonra aşağıya inip inşaat alanından Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm projesini anlattı. Londra’da olmasının nedeni Gayrimenkul Fuarı’nda bu dönüşüm projesi ile verilen ödülü almakmış. ‘İstanbul’un başına bela olan’ bir semti yeniden dönüştürdüklerini anlattı. Elimde mikrofon, arkamda kameraman varken lafı dolandırmadan “Siz buraları fakir garibanların elinden alıp zenginlere mi veriyorsunuz” sorumu zaten bekliyordu. Cevap vermeden önce kendisini uyardım. “Başkan bey ‘kayıttayız’, aman sonra bir yanlış anlama olmasın” dedim. Güldü. Biliyorsunuz son katıldığı röportajda A haber’de canlı yayına girildiğini fark etmemiş sonra da gazeteci meslektaşımız Selin Ongun ile bayağı gerilimli bir diyalog yaşamıştı. Bu sefer kendinden emin bir şekilde ‘Durumun hiç de bazı çevrelerin anlattığı gibi olmadığını, hatta tam tersi buradaki kiracıları bile ev sahibi yaptıklarını’ gururla anlattı.

Ahmet Misbah Demircan’dan ayrıldığım sokağın başında ‘baĞzı çevrelerin’ içinde yer alan Ali Öz ile buluştum. Ali yıllardır tanıdığım bir meslektaşım. Son olarak Ayıp Şehir adında bir sergisi oldu. Ben görmemiştim, kitabını getirmiş. Tarlabaşı’ndaki binalar yıkılmadan önce çektiği fotoğraflar var. Ama ne fotoğraflar… Her birinden çok rahat bir Kustrica filmi çıkar. Ali ile Tarlabaşı’nda ilk sokağa daldık. Etrafımız yıkılan binalara girişi önlemek için yapılan parlak tenekelerle çevrilmişti. Baktım Ali’de bir tedirginlik, etrafı kesiyor. “Hayırdır Ali ne iş?” dedim. “Binalar yıkım ya da yapım için boşaltıldı ama gece gündüz fark etmez baĞzı işler dönüyor, bir yanlış olmasın” dedi. Anlamadım. Yine de “Nedir o baĞzı karanlık işler” diye de sormadım. Parlak tenekelerin kaplamadığı binaların nerede ise tamamına grafittiler yapılmıştı. Bir sokağın başında durduk, Ali anlatıyor ben dinliyorum; bir ara Ali’nin gözü arkamdaki bir yazıya kaydı. Artık kim yaptıysa bilmiyorum arkamda duvara grafitti ile kırmızı sokak levhası şeklinde ‘rant çıkmazı’ yazılmıştı. “Buranın adı gerçekten ‘Rant Çıkmazı’ mı” diye sormaktan kendimi alamadım. “Artık öyle, burası eskiden Birleşmiş Milletler gibiydi ama herkes gitti. Bir daha da gelirler mi emin değilim. Daha doğrusu gitti demeyelim gönderildi. İnanılmaz düşük fiyatlara kamulaştırmalar yapılıyor, büyük rant dönüyor” dedi, sustu. Baktım hemen önümüzde motosikletli bir Yunus ekibi durmuş bizi dinliyor. Ali “Bu arkadaşlar dinlerken ben konuşamıyorum” dedi. İşin garibi o sırada benim elimde mikrofon, yanımızda kameraman olmasıydı. Televizyon için kayıt yapıyorduk. Neyse.

Ali’yi orada bırakıp soluğu Karaköy’de Antrepo’da aldım. Bienal her zamanki bienal gibiydi. Amacım bu yıl kentsel dönüşüm ile ilgili çok konuşulan bir eseri yerinde görmek istememdi. Eserin sahibi Halil Altındere beni eserin gösterildiği karanlık salonun önünde üzerinde kocaman bir tabanca resmi olan tişörtle karşıladı. Adı Harikalar Diyarı olan Sulukule’den geçen sanat eserini beraber seyrettik. 8 dakikalık bir rap video klibi olan eseri seyredip dışarı çıktığımızda kentsel dönüşümü harbiden çok hafife aldığımızı bir kez daha anladım. Eserde 4 çocuk vuruluyor, bir zabıta önce dövülüyor, ardından yakılıyor ve TOKİ levhası ateşe veriliyordu.
Kentsel dönüşümde iş ciddi gözüküyordu.