Şakacı Egemen

AB ile diyalogdan sorumlu bakanımız nicedir Avrupa Birliği üyelerine fırça atmakla meşgul. İki konuşmasından birinde rest çekiyor.

AB’den sorumlu Başmüzakereci Bakanımız Egemen Bağış’ın şu günlerde dengesi bozuldu. “Ben kamyon sürüyordum, Leonardo Da Vinci” esprisinin etkisini üzerimizden henüz atamamışken dün de AB Karma Parlamentosu’nda yeni bir bomba patlatmış. Gelin görün ki Egemen Bağış bu sefer de güldürmedi! Aşırı sağcı parlamenterin kendisine hediye etmek istediği Bahadır Baruter’in tartışmalı karikatürünü kastederek “Al onu münasip bir yere koy” demiş. Meczup ve provokatif ırkçı Hollandalı parlamentere arayıp da bulamayacağı bir fırsat sunmuş. Aslında Egemen Bağış’ın bu demecinin bir arka planı da var. AB ile diyalogdan sorumlu bakanımız nicedir bırakın diyaloğu sürekli Avrupa Birliği üyelerine fırça atmakla meşgul. Neredeyse her iki konuşmasından birinde rest çekiliyor. Üstelik en son Güney Kıbrıs’ın başkanlığı süreci ile bu restleşme tavan yapmış durumdaydı. Durumdaydı diyorum zira olay başka bir mecraya doğru hızla akıyor. Irkçı meczup Hollandalı milletvekili Madlaner’in “Ben yarın toplantılarına gelip Bağış ile kavga edeceğim” sözlerine karşılık “Gelsin, cüssesi yetmez” cevabını vermiş. Yani bugün yarın Başmüzakerecimizi tekme tokat bir ırkçı milletvekili ile kavgaya tutuşmuş görürsek şaşırmayalım. Yumrukların konuştuğu böyle bir müzakare yöntemini Avrupalılar da bu sayede öğrenecekler! Hem espri hem de müzakere konularında ortalığın tozunu atan Sayın Bakan’a söyleyecek tek sözümüz olabilir: Sakin ol şampiyon!



İyi niyetli katakulli nasıl yapılır?
Gelin bir belediyenin otopark ihalesini gözümüzde canlandıralım. Gerekli evraklarınızı hazırlayıp belediyeye teslim ediyorsunuz. İhale açık yapıldığı için kıran kırana bir pazarlık dönüyor. Ancak karşınızda belediyenin bir firması sizinle rekabet halinde. Bir o arttırıyor bir siz. Fiyat normal rayicin 4 hatta 5 katına çıkıyor. Ancak belediyenin özel şirketinin ihaleyi bırakmaya niyeti yok. Nitekim sonunda ihale belediyenin özel şirketinde kalıyor. Gelin görün ki belediye bu ihaleyi iptal ediyor ve ihale rakamının 6’da birine otoparkı yine kendi bildiği yöntemlerle işletmeye devam ediyor. İzmir’de yaşanan tam olarak işte bu. Üstelik bunu anlatan belediye başkanının bizzat kendisi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun ihale yöntemini anladıysam ‘Arap Baharı’nda demokrasi arayan genç olayım! Aziz Kocaoğlu’na “Bu nasıl ihale anlamadım” diye sorduğumda “Siz anlamasanız da anlayan anladı, İzmir’e mafyayı sokmayacağız” diyor. Örnek olarak da daha önce İzmir’deki ünlü asansör binasını kiralayıp yıllarca tek bir kuruş vermeden işleten ‘mafya’yı örnek gösteriyor. Kötü örnek örnek değildir. İzmir’de yapılan işlemlerin ‘iyi niyetli’ olduğundan da şüphem yok. Gelin görün ki böyle bir ihale katakullisini benim aklım ısrarla almamaya devam ediyor. Safım sanırım ben.

Tuhaf zamanlarda yaşayasın!
* Geçen gün Hürriyet’in yayımladığı pişmiş tavuk fotoğrafından tahrik olanlarla aynı sokaklarda yaşıyoruz. Tehlikenin farkında mısınız? 

* Hüseyin Aygün Dersimli, Kemal Kılıçdaroğlu Tuncelili gibi davranmıyor mu? 

* Sibel Can diyet bilançosu açıklandı. 9 yılda 177 kilo vermiş. Ne yemiş ama!?! 

* Hilal Cebeci Twitter’dan Suriye’ye nota verdi: Suriye füzelerini bize mi çevirmiş asıl ben füzelerimi bir Suriye’ye çevirirsem. 

* İyi haber: Ekvador ile vizeler kalkmış. Kötü haber: Suriye ile savaşa doğru gidiyoruz. Dışişleri çalışıyor! 

* Cumhurbaşkanı, İngiltere ziyaretinin fotoğraflarını paylaşırken aklımdan geçip kendisine yazdığım ancak kibarlık edip cevap vermediği cümle “Hayat size güzel Sayın Cumhurbaşkanı!” 

* Nihat Doğan’ın bu sözlerini kime söylediği ise pek anlaşılamadı: Kahrolsun küçük elitist burjuva faşizm gericiliği, yaşasın proleterya enternasyonelizm. Ugh!

Şike tartışması zıvanadan çıktı
Benim memlekette bazı konularda kırmızı çizgilerim vardır. Mesela hiç kimse ile din konusunu tartışmam. Türkiye’de bu tartışmaya toleransın sıfır olduğunu bilirim. Keza milliyetçilik konusunda da iki adım ötesi kavgayla biter. Ya da futbol takımı taraftarlığı üzerine bir tartışma, bırakın kavgayı, kanla da bitebilir. Dün bu köşede şike yasasının Cumhurbaşkanı’nın önünde beklediğini yazarken aklımın ucundan bile bir takım taraftarı ile karşı karşıya gelmek geçmiyordu. Ben meseleye bir hukuk değişikliği, hak, adalet çerçevesinden baktığımı sanıyordum. Yanıldığımı sabah saatlerinde gelen mesajlarla anladım. Şike tartışmasında meğerse çoktan saflar ayrılmış, tribünler birbirine ana avrat saydırmaya, komplo teorileri havada uçuşmaya başlamış. Her konuda bölündüğümüz gibi ‘şike’ konusunda da ortadan bölünmemizi artık doğal karşılıyorum. Yine de bir iki konunun altını çizmekte fayda var. Aziz Yıldırım’ın ve diğer yöneticilerin benim gözümde tutuklu yargılanmayı bekleyen gazetecilerden hiçbir farkı yok. Yani uzun süreli tutukluluğa ve peşin hükümle cezaevinde yargılanmayı beklemelerine kim olursa olsun karşıyım. Şike konusunda ise verilen cezaların ağır olması taraftarıyım. Eğer bu cezaların bir caydırıcılığı olacaksa ancak bu sayede olacaktır. Mesele futbol değil bir hukuk sorunudur. Takım taraftarlığını ve sevgisini tartışmayalım ama izninizle hukuku tartışalım, tartışabilelim.