Satıcı değil, izleyiciyim memur bey!

Korsan izleyenler Eyüp'e gidip tövbe etse, emniyette bütün korsanları yakalayıp CD'leri yaksa nafile; bu düzeni sonlandırması çok zor.
Satıcı değil, izleyiciyim memur bey!

Koltuklarınıza sıkı tutunursanız size aklınızı uçurtacak bir rakam vereceğim. ‘Muhteşem Süleyman’ın YouTube’daki bölümleri ‘resmi olarak’ 1.100.000.000 (Bir de yazıyla yazayım: Bir milyar yüz milyon) kez izlenmiş. Bu, resmi rakam; bir de buna korsanı ekleyin. Bu rakamı aklınızda tutun; isterseniz, biraz korsan film baskınlarını konuşalım. Bugün Türkiye’de sinema dışında film izlemek isteyenler için nerede ise tek bir platform var o da korsan. Zira çok uzaklara gitmeye gerek yok. Antalya ya da Adana Film Festivali’nde ödül almış bir filmi bile izleyebileceğiniz salon bulmak imkânsız. Hadi salon yok diyelim DVD’sinin çıkması da yılları alıyor. İnternette ise YouTube daha yeni Türkiye pazarına açılıyor. Orada da korsan kol geziyor. Korsan sektörü de bunu bildiği için bir nevi sinema festivali programı gibi üretim yapıyorlar. Bunun nedeni sinema sektörünün hâlâ haklarını koruyabilen nadir sektörlerden biri olması. 2013 FreshMesh toplantısında Doğan Online Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner bu duruma dikkat çeken bir konuşma yapmıştı. “Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan kitabı hemen alabilir, müziği indirebilirsiniz ama yeni çıkan bir filmi ne zaman izleyeceğinize siz değil dağıtım şirketleri karar verir” diyordu. Mesela ben bir süredir sinemalarda göremediğim filmleri izleyebileceğim nadir platformlardan biri olan Apple Tv’yi kullanıyorum. Cihazı açtığımda ilk olarak bana “Neredesin” diye soruyor. Öyle istediğiniz filmi, istediğiniz an, istediğiniz ülkeden alıp izleyemiyorsunuz. Mesela film ABD’de vizyona girmiş ve henüz İngiltere ya da Türkiye’ye gelmemişse beklemeniz gerekiyor. Zaten Türkiye’deki filmlerin yüzde biri platformda yok. MÜYAP ve diğer yapım şirketleri nasıl Türkiye’de iyi kötü dijital ortaklıklar kurup müzik endüstrisini yeniden dirilttiyse sinema sektörüne de gelişen teknolojiler ışığında böyle bakmak gerekiyor. Özel sektörden birilerinin ya da birkaç kurumun ortaklaşa Türkiye’de böyle bir altyapı kurması şart. Uyuşturucu ile mücadelenin önemli bir parçası nasıl sadece polisiye tedbirler üzerine kurulmuyorsa, korsan ile mücadeleye de bu bakış açısı ile yaklaşmakta fayda var. Yoksa bu arz-talep ilişkisinde Burcu Esmersoy başta olmak üzere bütün korsan izleyenler Eyüp’e gidip tövbe etse, emniyette bütün korsanları yakalayıp CD’leri yaksa, parçalasa nafile; bu düzeni sonlandırması çok zor. 

Salı günü 5n1k’da yayımlanacak ‘Kentsel Dönüşüm’ projesi ile ilgili konuşmadığım çevre kalmadı. Meselenin içine girdikçe büyüklüğünü ve önemini bir kez daha anlıyorum. Türkiye’nin gelecek yıllarda uzun uzun tartışacağı toplumsal bir dönüşümün adı ‘Kentsel Dönüşüm’ olmuş. Dosya ile ilgili daha fazla detay vermeyeceğim ancak bu vesile ile Kuzguncuk’ta gördüğüm en güzel mimari ofiste ziyaret ettiğim Nevzat Sayın ile ilgili bir anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. Nevzat Sayın aynı zamanda geçenz gün Malatya’da yapımına başlanan meşhur caminin de mimarı. Yıllarca Selçuklu mimarisini inceleyerek ortaya çıkardığı eser bir anlamda ‘öze dönüş’ yönünde pek çok ipucunu bizlere veriyor. İşte bu eseri geçen gün Malatya ziyaretinde Başbakan Erdoğan’a da sundular. Başbakan, ‘Fazla modern’ bulup beğenmedi. Türk mimarların hayatında kâbus kıvamında böyle bir kavram var artık. Başbakan bir projeyi değerlendirirken “fazla modern” dediği an proje güme gidiyor. Modernin azı makbuldur ama şu fazlasının birimi nedir bir açıklansa Türk mimarları derin bir soluk alacak. Nevzat’a biraz da takılmak için “Başbakan senin projeyi fazla modern bulmuş, ne diyorsun” diye sordum. Güldü. Sözcüklerini seçerek, “Ben anlatsaydım farklı olabilirdi, nasıl bir ortamda anlatıldığı da önemli” dedi. Kendisine hak verdim. Nevzat Sayın’ın Malatya Camii bırakın fazla moderni tam anlamıyla Selçuklu mimarisinde öze dönüş sergiliyor. Madem bu konular ile çok ilgili Başbakan Erdoğan bu cami projesini bir de Nevzat Sayın’dan dinlemeli...

Gül’ün canını sıkan sorular

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BM konuşması için gittiği ABD’de aynı soruların sorulmasından hem sıkılmış hem de bunalmış ve sonunda “Yahu Suriye konusunda burada eksen kaymış kimse rejimin gaddarlığını sormuyor, herkesin derdi El Kaide bağlantılı ekstremistlerin yaptıkları ve geleceği” deyivermiş. Devlet büyüklerimizin ara sıra yaşadıkları fanuslardan çıkıp yurtdışı ziyaretlerinin böyle faydaları oluyor. Suriye’nin veya Türkiye’nin yurtdışından nasıl farklı görüldüğünü, kuşatılmış medya güçleri tarafından bu resmin Türkiye’de nasıl çarpıtıldığını yerinde yaşayarak görüyorlar. Dilimizde tüy bitse de bir kez daha tekrar edelim. Türkiye için Suriye’de uzun dönemli sorun ekstremist El Kaide’ye bağlı şeriatçılar olacaktır. Esad son tahlilde dünyanın gözünde yerel bir sorundur, El Kaide ise küresel tescilli bir terör örgütüdür.