Seçimlerin en büyük mitingi

Hücresinden seslendi ve en az 150.000 kişiye neden Meclis'e girmek istediğini söyleme fırsatını buldu.

Liderler meydan meydan dolaşıp il il halka sesleniyorlar ama nafile. 2011 seçimlerinin en büyük mitingi dün gerçekleşti. Mitinge ilk aşamada 150.220 kişi katıldı. Katılanlar birbirine haber vermeye başlayınca bu rakam 300.000’i aştı. İşin ilginci, mitingi gerçekleştiren kişi 3 yıldır tutukluydu, 86 gündür Silivri Cezaevi’nde tek kişilik bir hücrede tutuluyordu. Sadece kendisine yemek veren gardiyanın kolunu görüyordu, o kadar. Seçim için fotoğraf çektirilmesine birkaç gün önce izin verilmişti. Propaganda yapma imkânı yoktu. Yine de hücresinden seslendi ve en az 150.000 kişiye neden Meclis’e girmek istediğini söyleme fırsatını buldu.
Her şey birkaç gün önce Tuncay Özkan’dan bir mektup almamla başladı. Özkan mektubunda yukarıda anlattığım durumunu ifade edip “Ben cezaevindeyken twitter diye bir şey icat olmuş, Cüneyt sesimi duyurmama yardım et” diye yazmıştı. Tuncay Özkan’ın siyasi anlayışına katılmam. Kimi fikirleri ile 180 derece ters düşüyoruz, ancak seçim döneminde ‘İfade Özgürlüğü’nün kutsal olduğuna inanıyorum. Bu yüzden Tuncay Özkan’ın mektubunun tamamını, cezaevinden gönderdiği 3 fotoğrafı ve halka seslenişini dün dipnot.tv’den yayımladım. Kanal kanal dolaşmaktan yorulmayıp sosyal medyayı önemsemeyen tüm liderlere ve “Twitter mıwitter boş işler” diyen siyasetçilere bu miting ders olsun istedim.

Ajda Pekkan ‘Resim’i AK Parti’de buldu
Hayat aynı gökteki gibi uçuyor anılar... Beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar... Ne yazık ki çerçeve değil resim arıyorum... Bu seferki zorlama değil seni seviyorum...
Ajda Pekkan kimi bu kadar seviyor diye merak edip duruyorsanız merak etmeyin, cevabı kendisi verdi. Süper starımız çerçeveyi değil ama resmi AK Parti’de bulmuş da bizim haberimiz yokmuş. Son konserinde Devlet Bakanı Egemen Bağış’a övgüde sınır tanımamış. “Sayın Bakanım her zaman sanat ve sanatçının yanında oluyorsunuz. Muhteşem vizyonunuzla hep ülkemizin önünü açıyorsunuz. İyi ki varsınız, hep olun. Sizin için canımızı vermeye hazırız. Siz hep yanımızda olun. Allah sizi başımızdan eksik etmesin.” Elbette hiç kimsenin AK Partili olması suç ya da kabahat değil. Ama insan AB Başmüzakerecisi’nin müzisyenlerimizin önünü nasıl açtığını merak etmekten de kendini alamıyor. Bakanın bizim bile bilmeyip Ajda Pekkan’ın bildiği gizli bir müzikal sırrı varsa biz de öğrenelim de takdir edelim! Konuyla ilgili Uğur Dündar dün bir radyo programında önce lafı Ajda Pekkan’a getirip “Türkiye Cumhuriyet tarihinde sanatçıların belli bir kesimi bu kadar yalaka olmamıştı” deyip sonra “Ben asla Ajda Pekkan’ı kastetmedim” dedi. Sözün bittiği yer. En iyisi Sevgili Uğur Dündar’a bir Ajda parçası hediye edelim: ‘Hoş gör sen, affet gitsin aldırma...’

AJDA’DAN AKP’YE ŞARKILAR *Haykıracak nefesim kalmasa bile
*Alışmak sevmekten daha zor geliyor
*Olanlar oldu bana
*Dert bende derman sende
*Kim ne derse desin
*Kimler geldi kimler geçti
*Bir günah gibi

Chymera ile Kitty
Yeni fenomenizm bu ikili... İkincisi sanal, ilki ise fazlasıyla gerçek. Bilgisayar ekranının karşısına geçip sanal bir Kitty ile Tarzanca konuşmaya çalışan bir ‘yurdumun evladı’ ile karşı karşıyayız. İnternette herkes birbirine gönderiyor. Berbat çevirilerine, şivesine gülüp eğleniyoruz. İşin tuhafı, hiçbirimiz bu ‘operasyonun’ gerçek olduğuna inanmıyoruz. Zira işin ucunda viral bir reklama alet olmak da var. Geçen gün burada gerçeğin yerini replikanın almasından söz etmiştim. Bu ikilide ise bunun tam tersi bir durum var. Gerçek olamayacak kadar kötü bir şey ile karşı karşıyayız. Anlayacağınız, gerçeğin kendisinden de şüphe etmeye başladık. Mesela Nihat Doğan’ın kadın düşmanlığı gerçek mi, yoksa rol icabı mı? Ya da Ömür Gedik’in kaseti ciddi mi şaka mı? Chymera gerçek mi değil mi? Gel de çık işin içinden çıkabilirsen...

 

 

Motorcu imam
Türkiye’de her gün yeni bir şey öğrenmek mümkün. Mesela ben bir imamın motosiklet merakı olabileceğini ve bu yüzden çalıştığı köyde mahalle baskısına uğrayıp istifa edebileceğini ilk kez dün öğrendim. Din ile ilgili yaklaşımını okuduğunuzda sarılıp alnından öpebileceğiniz bu aydın imamın en büyük günahı motosiklet tutkusuymuş! Kot pantolonundan ve motorunun sesinden yeni atandığı köylüler şikâyetçi olmuş. Baskılara tehditler eklenip, bir de devreye müftülüğün baskısı karışınca Tarık Balkı çaresiz istifa etmek zorunda kalmış. Böyle bir imama sahip çıkamayan bir Diyanet İşleri ile ne kadar gurur duysak azdır! İmam Tarık Balkı diyor ki: “Ne kadar istemesem de motosiklet kullandığım için bana ‘modern imam’ diyenler de var. İmamlığın zaten modernliği yok. Din, zaten yaşayış tarzına, hayat tarzına en uygun olanı size verir. Hırsızlık yapma, hak yeme, insanlara, doğaya, hayvanlara zarar verme, sadece dinin gereklerini yerine getir. İslam, hoşgörü ve kolaylık dini. İşte yobazlık denilen şey, aslında benim yaşadıklarımdır. Yani bir imamın, görevi nedeniyle motosiklet kullanamaması, bu beni çok üzdü, psikolojimi bozdu. Bana göre imam, uçak dahil her türlü aracı kullanabilir.” Gördüğünüz gibi, ‘İmam iyi, cemaati kötü’ diyebiliriz.

 

.