Suda yan ateşte boğul!

Gül'ün danışmanları müthiş bir itibar yönetimi yapıyorlar. Cumhurbaşkanı'nı Twitter'a sokup genç bir kitle ile buluşturdular. Başbakan'ın danışmanları ise daha çok içeriye yönelik çalışıyor.
Suda yan ateşte boğul!

*Bir genelleme yapmak istemem ama bu konuyla ilgili yıllardır genelleme yapıldığı için sormaktan kendimi alamıyorum. Karakolda dayak yiyen kadını ‘konsomatris’ diye imza toplayıp evinden atan şehir şu hepimizin biat ettiği modern İzmir değil mi? Mağduru bir daha mağdur etmek modernizmin neresine düşer be usta! 

*Fatih projesinin android işletim sisteminde olacağı açıklandı. Bu, tabletlerdeki sistemin açık olacağı anlamına geliyor. Proje için doğru bir seçim. Yani isteyen yeni programları istediği gibi geliştirip istediği cihazlara indirebilecek. Bu aynı zamanda tablet pazarındaki rekabette yeni oyuncuların arasındaki mücadelenin büyüklüğünü de gösteriyor. 16 milyon tabletten, bir milyar dolarlık bir pastadan bahsediyorum. Bu ihaleyi alacak firmalara dikkatinizi çekerim. Zira dünyada bile yok böyle bir tablet satış rakamı! 

*Geçen gün bir üniversitede iletişim fakültesinde birinci sınıfların dersine gittim. Pırıl pırıl gençlere gazetecilik mesleğini anlatırken şunu fark ettim: Biz gazetecileri hep birinin yanına ‘memur olsun’ formatı içinde yetiştiriyoruz. Oysa yeni medya düzeninde birer girişimci olarak yetiştirmeliyiz. 

*Şu günlerde “Nasıl bir işe gireyim de köşeyi döneyim” diye düşünüp duruyorsanız hemen bir sosyal medya itibar yönetimi ajansı kurun. Baksanıza havada çantalar uçuşuyor, ortalık yangın yeri. İkinci bir önerim de reklam satın alma şirketi kurulması. Öylesine uçuk komisyonlar havada uçuşuyor ki zengin olmayanı dövüyorlar. Ha bir de tabii silah komisyonculuğu var. Ordudan şöyle sağlam bir ‘bağlantı’ ayarladınız mı hiçbir şeyi kafanıza takmaya gerek yok. Ne de olsa sivillerin, askerlerin ne harcadığını bırakın denetlemeyi, soru bile soramadığı bir ülkede yaşıyoruz. Ye kürküm ye! 

*Türkiye ekonomik gelişimde dünyaya fark atıyor peki ama neden aynı Türkiye demokrasi barometresindeki basınç ile patlama noktasına geliyor? Madem işler yolunda, ekonomi tıkırında o zaman üniversiteli gençlerin üzerindeki bu abluka nedir? Mesela Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Şeyma Özcan neden cezaevinde? Bunun bir açıklaması var mı? Dışarıdan çelik gibi gözüken, içine baktığımızda ise düdüklü tencereyi andıran bir ülkede yaşıyoruz. Kapağı sıkıca kapatılıp kısık ateşte kaynatılıyoruz. Havada ekonomide kazanıp, demokraside kaybeden bir ülkenin ıslık sesi yankılanıyor. İleri demokrasiye ‘yetmez ama evet’ diyorduk, gele gele düdüklü tencere demokrasisine geldik. Suda yan ateşte boğul! 

*Şike iddianamesinde asıl bomba şimdi patlıyor. Muhtemelen ek dosya içinde yer alacak telefon görüşmeleri yavaş yavaş medyaya sızmaya başladı. Daha şimdiden Aziz Yıldırım’la yaptığı görüşmedeki küfürler yüzünden Galatasaraylılar eski Başkan Adnan Polat’ı kulüpten ihraç etmeyi düşünüyor. Aziz Yıldırım’ın Lig TV’de bir spor programında pozisyon tartıştırmaya kadar uzanan müdahalelerini sanki ilk kez duymuşuz gibi merakla okuyoruz. Durun daha neler göreceğiz. Benzer durum Ergenekon, Odatv, Balyoz iddianamelerinde de yaşandı. Türkiye’de iki aşamalı bir cezalandırma var. İlki iddianamede savcıların istediği ceza. Bu hukuksal olanı. İkincisi ise davanın ek dosyalarına konulan ilgili ilgisiz telefon tape’leri. Bu ise manevi cezalandırma. Etik olarak sorunlu ancak etki olarak vurucu olan da bu manevi cezalandırma yöntemi. Asıl film yeni başlıyor. 

*Abdullah Gül’ün danışmanları ile Tayyip Erdoğan danışmanları arasında ilginç farklılıklar var. Mesela Gül’ün danışmanları müthiş bir itibar yönetimi yapıyorlar. Cumhurbaşkanı’nı Twitter’a sokup genç bir kitle ile buluşturdular. Ayrıca daha yeni Abdullah Gül YouTube worldview gibi prestijli bir yayına konuk olmuştu. Şimdi de Monocle’a konuşmuş. Dünyadaki etkisine baktığınızda Monocle’a haber olmak inanın Time’a kapak olmaktan çok daha ‘cool’ ve önemli bir gelişme. Başbakan’ın danışmanları ise daha çok içeriye yönelik çalışıyor. Yazım ekibi güçlü, Başbakan’ın prompter okumalarından bunu anlıyoruz. Ancak hâlâ Başbakan’ı sosyal medya ile barıştıramadılar. Başbakan’ın elinde iPad var ama o iPad’in içinde ne var emin değilim. Daha çok gazetede kendisi ile ilgili çıkan haberleri okumak için kullanıyor gibi bir hali var. Biri iyi diğeri kötü diye söylemiyorum ama karşımızda iki ayrı danışman vizyonu duruyor. 

*Fazıl Say’ın son albümü Fransa’da ayın albümü seçilmiş. Gazetelerde doğru dürüst tek bir haber yok. Oysa bir Orhan Baba polemiği patlatsa magazin eklerine kapaktan girmişti. İşte Fazıl Say’ın trajedisi bu! Bunu da bizzat kendisi yarattı. Fazıl Say kendini küçük elit bir azınlığın içine hapsetti. Bunun dışında kalan herkesi kırıp dökmekte tereddüt etmedi. Kibri, hoyratlığı, şöhret hastalığı nedeniyle kendi kendini bu ülkede ötekileştirdi. Fransa’da sanatı ile başarı kazanan sanatçımızın, bu başarısızlığını da Türkiye çapında bir başarı olarak tebrik edebiliriz. Her ikisini de başarmak kolay değil! 

*Van’da yanıp bitmiş kül olmuş bir çadırın başında durup, o çadırın içinde ölen 3 aylık bebeğinin acısı ile kavrulan o annenin gözyaşlarını yalnız bırakmayan, tanımadığı insanlar orada o çadırlarda buz gibi bir kışı geçirirken onlarla birlikte üşüyen, Van’ı unutmayan herkese iyi pazarlar.