TIR'lar çuvala sığmayınca

Peki bu silahlar nereye gidiyor? Özgür Suriye Ordusu'na mı, Türkmen Cephesi'ne mi, yoksa El Kaide bağlantılı gruplara mı?
TIR'lar çuvala sığmayınca

Zaman Türkiye’de çok hızlı akıyor. Bu yüzden pek çok konu sanki dün değil yüzyıllar önce olmuş gibi geliyor. Oysa mesela Türkiye ile Suriye’nin papaz olması şunun şurasında birkaç yıl öncesine dayanıyor. Esad’ın, ‘Esed’e transfer olması, rejimin yıkılmasına 3 ay ömür biçilmesi, Emevi Camii’nde cuma namazı hayalleri çok değil daha 3 yıl öncesinin hayalleriydi. Henüz Özgür Suriye Ordusu denilen oluşum yeni yeni palazlanıyor ve Türkiye’de çeşitli 5 yıldızlı otellerde Suriye’nin geleceği bizzat Türkiye tarafından planlanıyordu. İşte tam da o günlerde hatta tarihini de vereyim 15 Ağustos 2012’de bu sütunlarda ‘Özgür Suriye Ordusu’nu Yakından Tanıyalım’ başlığı ile bir yazı yazdım. Hürriyet gazetesinin savaş muhabiri sevgili Sebati Karakurt bölgeden yeni gelmişti. Sebati ile dünyanın farklı savaş bölgelerinde beraber görev yapmışlığımız olduğu için gözlemlerine inanır ve güvenirim. İşte o yazıda Sebati’nin anlattıkları ile tam da o günlerde daha yeni yayımlanmaya başlayan El Nusra infazlarının videoları birleşince bize çizilen resim ile gerçeğin çok farklı olduğunu sorguluyordum. O günler böyle bir yazı yazmak oldukça riskliydi. Zira Türkiye’de siyasetin zirvesinde “Bittin olum sen Esad…” rüzgârları esiyordu. Bırakın Suriye politikasını sorgulamayı Esad ile görüşme yapacak gazeteciler bile en üst düzeyde baskı ile engelleniyor ya da kibarca bu tür söyleşilere gitmelerinin Türkiye çıkarlarına ters düşeceği vurgulanıyordu. Geçen hafta andığımız rahmetli Mehmet Ali Birand’ın, sonrasında benim Esad ile söyleşi randevularımız ardı ardına istemeye istemeye iptal ediliyordu!

Neyse, işte o günlerde “Türkiye’nin Suriye politikası nedir” gibi basit bir soru sormuştum. O günden bugüne Suriye politikamızın net olarak ne olduğu konusunda bir cevap alamasak da bugün o politikanın nerede ise 180 derece değiştiğini görüyoruz. Özetlersek “Bittin sen olum Esed”den “Sayın Esad Suriye için ehven-i şerdir” noktasına kadar geldik.

Ancak hâlâ net olmayan başka bir durum var. Görünürde deklare edilen Suriye politikamız ile hayata geçirilen Suriye politikamız acaba aynı mı? Yani bir yandan uluslararası koalisyon ile hareket eden bir Türkiye var, diğer yanda ise MİT gözeteminde Suriye’ye giderken yakalanan silah taşıyan TIR’lar.

Kim hangi nedenle yapıyor olursa olsun MİT’in eşlik ettiği Suriye’ye silah taşıyan TIR’ların yakalanması dünya çapında büyük bir girdaba çekildiğimizi haber veriyor.

En son Büyükelçiler Toplantısı’nda ne yazık ki bu konu pek gündeme gelmedi. Başbakan’ın da İçişleri Bakanı’nın da derdi büyükelçilerin yolsuzluk operasyonlarının paralel devlet darbesi olarak dünyaya anlatmalarıydı. Oysa silah dolu TIR’lar meselesi emin olun dünyanın her yerindeki Türk büyükelçilerine çok daha fazla sorulacak soruların başında geliyor. Dışişleri Bakanı bu toplantı sonrasında yaptığı açıklamada bu sefer yeni bir komplo teorisi ortaya attı ve Esad rejimi ile radikal İslamcı IŞİD’in, Özgür Suriye Ordusu’na karşı işbirliği yaptığını iddia etti. Bu akıl almaz iddiaya Dışişleri Bakanı inandığına göre elinde çok ciddi veriler olmalı. Eğer bunları delilleri ile ortaya açıklarsa tüm dünya da ikna olabilir. Peki ya açıklayamazsa…

Güneydoğu’da devlet gözetiminde silah dolu TIR’ların, otobüslerin hemen her gün Suriye’de bir yerlere silah taşıdığı artık hepimizin bildiği bir sır. Peki bu silahlar nereye gidiyor? Özgür Suriye Ordusu’na mı, Türkmen Cephesi’ne mi, yoksa radikal El Kaide bağlantılı gruplara mı?
Bu silahların finansı nasıl gerçekleşiyor? Mesela son yıllarda bütçesi inanılmaz artan milyar doları aşan Başbakanlık Örtülü Ödeneği bu silahların finansı için mi kullanılıyor? Daha da önemlisi bu politikaya kim karar veriyor?

Bunlar Türkiye’nin geleceği adına çok önemli ve ciddi sorular. Alınan bu karar sadece hükümeti ya da Başbakan’ı değil tüm Türkiye’yi bağlıyor. Kimsenin MİT’e yanı başımızdaki savaşa gözlerini kapatsın dediği yok. Kapatmamalı da… Ancak MİT’in bu savaşta operasyonel olarak ne ölçüde, hangi safta, nasıl yer aldığını bilmek hakkımız. Zira bu, sonuçları uluslararası yaptırımları getirecek kadar önemli bir durum.
Bu soruların hepsinin açıktan kamuoyu ile paylaşılmasında sakınca da olabilir. Ancak bunların tamamen denetim dışına çıkartılıp, kimseye hesap verilemez bir düzeyde götürülmesi ileride sorumluluk sahiplerini de uluslararası arenada hesap veremez bir noktaya sürükleyebilir.
Suriye politikası Türkiye’yi teröre destek olan ülkeler ligine doğru sürüklerken yapılacak birkaç şey var. Bunlardan ilki şeffaflık. Nedir bu TIR’ların esrarı birisi çıkıp anlatmalı.

İkincisi Meclis kapalı bir oturumda bir araya gelip milletvekilleri gelişmelerden haberdar edilebilir. (Köşk el koysun diyeceğim ama artık bunun hiçbir önemi ve etkisi olmadığını biliyoruz.)

Son olarak size bahsettiğim yazının sonunda bugün CHP’lilerin bile unuttuğu bir öneriyi hatırlatarak bitireyim. Kemal Kılıçdaroğlu’nun o günlerde ortaya attığı “Suriye için uluslararası bir konferansla çözüm aransın” sözlerini alıntılamış ve “En kötü plan plansızlıktan iyidir” diye bitirmişim.

Hey gidi hey!