Türkiye muhafazakâr cumhuriyeti

Bütün bu değişim cumhuriyeti bir normalleşmeye mi yoksa yeni bir anormalleşmenin meşru zeminine mi taşıyacak?

Geçen nisan ayının başlarında İstanbul Suriçi Grubu Derneği’nin Topkapı’da bir otelde düzenlediği etkinliğe onur konuğu olarak katılan AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, yaptığı konuşmada şunları söyledi. “10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak. Devletin kurumsal hafızasına düşülecek notlar açısından AK Parti daha çok daha uzun süre iktidarda olmak durumundadır.” 

Geçen hafta Yeni Şafak’ın muhafazakâr entelektüel ikliminin en saygın yazarlarından biri olan Hayrettin Karaman, olay yaratan ve üzerine çokça düşünmemiz gereken şu satırları yazdı: “Bana göre birinci çare, yüzde yüze yakını Müslüman olan bu toplumda ‘İslam’ı temel referans alan bir demokratik düzen’dir. Liberal demokraside ısrar edilecekse hükümetlerin, bu rejime ters düşen devlet davranışlarına teşebbüs etmemesi, ama bireylerin, muhtaç oldukları çoğunluğun hatırı için bazı özgürlüklerini ‘gönüllü olarak’ kullanmamalarıdır. İnadına kullanırlarsa en azından mahalle baskısı, değerleri çiğnenen çoğunluğun hakkı olur.”

Madem canlı yayına geçtik, şimdi de isterseniz Başbakan Erdoğan’ın son grup konuşmasından bir bölüme kulak verelim: “Biz bir iş yaparken sermayeye, medyaya bakmayız. Biz bir değişiklik yaparken aydınlara, dış lobilere bakmayız. Biz sadece milletin ne dediğine bakarız. Hiç kimse bize hiza verecek durumda değil. O devirler geçti. Bu kibir abidelerine siz kim oluyorsunuz demelidir. Biz birilerinin bitmez tükenmez bir kini için hedeflerimizden asla vazgeçmeyiz. Türkiye için nasıl bir gelecek tasavvur ediyorsak o istikamette yürürüz. Aman birileri yazacakmış yazsın. Şu tavır alacakmış alsın. Bizi millet bağlar, millet. Arkamızda millet olduğu sürece korkmayacağız. Eğer korkarsak bu milletin emanetine hıyanet etmiş olacak.”

Başbakan Erdoğan’ın AK Parti’nin muhafazakâr bir parti olduğunu sıkça vurguladığı konuşmasının ardından hemen ertesi gün ilginç bir gelişme daha yaşandı. Gazetelere doğru dürüst yansımasa da Meclis bir ilki yaşıyordu. AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, devrim yasaları arasında yer alan 1925 tarihli ‘tekke ve zaviye’lere son veren yasanın yürürlükten kaldırılması için hazırladığı yasa teklifini AKP Meclis Grubu’na iletti. Yaptığı basın toplantısında ise gerekçesini özetlersek şöyle açıkladı: “En önemli gerekçe; bu kanun artık Türkiye’de hiçbir ihtiyacı karşılamıyor. Bir görüşe göre 1925 tarihinde kabul edildiğinde, o zaman bir ihtiyacı karşıladığını ileri sürenler var. Ben bu tartışmaya girmek istemiyorum. En doğrusu bu tartışmayı tarihçilere, araştırmacılara bırakmak. O dönemde dinin devletin kontrolüne alınması gereken bir olgu olduğu zihniyeti çok kuvvetliydi. Dine, toplumdaki bazı kötülüklerin kaynağı olarak bakılıyordu. Devlet bunu kontrol altına alarak çözeriz deniliyordu. Bu kanun bir parça aba altından değil, açık bir şekilde sopa gösterilerek çıktı. (Meclis’teki görüşmeler sırasında) ‘Buna karşı çıkan varsa gelsin konuşsun. Onun da akıbeti darağacı olacak’ diye konuşmalar yapıldı. Tekke ve zaviyelerin, adına ne derseniz deyin, bugün artık geldiğimiz noktada devlet tarafından bu şekilde denetlenmesi, yasaklanması uygun değil. Zaten getirilen yasakların da fiiliyatta hiçbir sonucu yok. Kullanılmayan, geçerli olmayan bir kanundan bahsediyoruz.”

Bütün bunlar yaşanırken biz Bülent Arınç ile Başbakan arasındaki gerginliği ya da kızlı-erkekli öğrenci evleri konusunu tartışıyorduk. Oysa görüyoruz ki AK Parti seçimler öncesi verdiği kararları hayata geçirmeye başladı, o kadar. Bugün başta liberal kalemler ile gelinen yol ayrımının ve hoyratlığın nedeni de burada yatıyor. İçinde bulunduğumuz tabloya baktığımızda değişenin liberal kalemler değil, AK Parti’nin gideceği ‘yeni yol’ olduğu ağırlık kazanıyor.

Peki, bu yol nereye çıkar? Türkiye Cumhuriyeti’nin temel referansları değişince, yasalar Meclis’teki çoğunluğun oy gücüyle buna uydurulunca, şu ana kadar rejimin dayandığı yasalar rafa kaldırılınca Türkiye nasıl bir cumhuriyete dönüşür?
Cumhuriyet treninin varacağı ilk durak ‘gelenekler’ olur. Bir sonraki durak ise son duraktır. Orada da bizi İslami referanslar bekler. 

Liberal politikalar lanetlenip terk edildiğine göre bu iki şekilde gerçekleşebilir. İlki tercihler, ikincisi ise dayatmalarla... Şu anda AK Parti’nin geleceği ile ilgili flu olan alan tam burası işte. Bütün bu değişim, cumhuriyeti bir normalleşmeye mi, yoksa yeni bir anormalleşmenin meşru zeminine mi taşıyacak?

Anlayacağınız, döndük dolaştık 11 yıl öncesindeki siyaset umacısı “Yaşam biçimimiz mi değişiyor” tartışmasına geldik.
Türk siyasetinde tarihi yeni bir dönemece giriyoruz.
Pardon girdik!