Türkiye'den bir Muhteşem Gatsby hikâyesi

Bir gün hayat size tatsız sürprizler hazırlarsa sevdiğiniz eserlerin tanımadığınız birinin evinin duvarında mı yoksa tanıdığınız tarafından alınıp müzede mi sergilenmesini istersiniz?
Türkiye'den bir Muhteşem Gatsby hikâyesi

Türkiye’de sanat dünyasının amiral gemisi ‘İstanbulArtNews’un kasım sayısında müthiş bir söyleşi yayımlandı. Geçen ay Cem Yılmaz’ın koleksiyonerlik üzerine görüşlerine basın yoğun ilgi göstermişti ama bu ay Erol Aksoy’un söyleşisi bence ana akım medyada hak ettiği yeri bulamadı. Oysa bu söyleşiyi özellikle şu son birkaç yılda parayı vuran, aniden zengin olan ve bu zenginliğin hayat boyu devam edeceğini düşünen yeni zenginlerimizin okumasında büyük fayda var. Erol Aksoy’un ‘Bir Beyaz Türk’ün yükseliş ve çöküş hikâyesi’ olarak özetleyeceğimiz ‘burjuvazi macerası’nın hikâyesinin yeterince dedikodusunu dinledik, haberlerini okuduk, biliyoruz. Ancak bu söyleşide karşımızda koleksiyoner olarak bilinçli, kendini yetiştiren bir Beyaz Türk’ün Türkiye’nin en büyük sanat koleksiyonunu toplamasının ve yitirmesinin macera dolu hikâyesi yer alıyor.

Erol Aksoy, Türkiye’de sanat dünyasındaki dinamiklerin nasıl işlediğini öylesine açıkyüreklilikle anlatmış ki bu açıklığı okuyanlarda bir ‘itirafçı’ tadı bırakmıyor değil! Kendi hikâyesini anlatırken bir yanda Edirne sınırlarının dışına çıktığınızda beş para etmeyen Türk sanatından başlayıp Türkiye’de sanat piyasasında alıcısından pazarlamacısına, sanatçısından galericisine kadar işlerin nasıl döndüğüne dair bizlere önemli bir fikir veriyor. Mesela Türkiye’de pek çok ressamın dünya sanatını 30-40 yıl geriden takip etmesi, galericilerin aralarındaki çekişmeler, ressamların (mesela Burhan Doğançay) kendi eserlerini nasıl pazarladıkları, koleksiyonerlerin kendi aralarındaki tatlı rekabeti ama en önemlisi Türk burjuvazisinde kaybedenlerin nasıl oyun dışında kaldığını anlattığı satırlarını sanat dünyasında geçen entrikaların anlatıldığı bir macera filmini seyreder gibi heyecanla okuyorsunuz.

Benim en çok ilgimi çeken, TMSF’nin Erol Aksoy’un hem İktisat Bankası hem de kendi özel koleksiyonlarına el koyduktan sonra Erol Aksoy’un ve ailesinin yaşadıkları oldu. Türkiye bir anda zengin olup yine bir anda tüm servetinizi kaybedebileceğiniz tuhaf bir ülke. Böylesine bir ülkede hiçbir şey garanti değil. Biz bu yükseliş ve düşüş hikâyelerini uzaktan takip ederken bu insanların yaşadığı ruh halini tam kavrayamıyoruz. Bir gecede yokluktan varlığa ulaşmanın travmalarını bir nebze olsun magazin basınının genelde 100 kişi arasında geçen alışveriş turlarından takip edebiliyoruz ama düşüş hikâyelerinde yaşananlar tıpkı gökyüzünde kayan yıldızlar gibi önümüzden geçip gidiyor.

Erol Aksoy bütün mallarına bir değil iki kez el konulduktan sonra yaşadığı travmayı anlatırken kırgınlıklarını da saklamamış.
Bunlardan en etkili olanı sanırım bir resmin hikâyesinde gizli. Bugün Eczacıbaşılara ait olan İstanbul Modern’in girişinde ziyaretçileri karşılayan Burhan Uygur’un ‘Kapı’ adlı eserini Erol Aksoy’un eşine hediye olarak aldığını bu söyleşide öğreniyoruz. Anladığımız kadarıyla manevi olarak ayrı bir yeri ve değeri var. TMSF Erol Aksoy’un evini bastığında duvarda asılı olan ‘Kapı’nın bir eser olduğunu bile fark etmemiş. Erol Aksoy eseri kurtardıklarını düşünmüş. Ancak sonradan ‘Kapı’nın eser olduğu fark edilip ona da el koyulmuş. Bu eser satışa çıkarılmadan önce Erol Aksoy, Bülent Eczacıbaşı’nı ziyaret edip eseri almamasını, kendilerinde kalmasını rica etmiş. Sonuç malum, eser şu anda İstanbul Modern’in girişinde bulunuyor. Erol Aksoy koleksiyonunun bir başka önemli eseri, zamanında 700 bin dolara satın aldığı Osman Hamdi’nin ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ de şu anda Pera Müzesi’nde...

Erol Aksoy söyleşide her iki müzeye de ayak basmadığını biraz da sitemle anlatıyor. Erol Aksoy’un anlattığı ilginç bir başka anekdot da kızıyla ilgili. Mallarına ve eserlerine el koyulup satıldıktan sonra kızı bir arkadaşının evine gidiyor. Kendi salonlarında bulunan bir heykeli arkadaşının ailesi almış ve salonlarına koymuş! “40 sene üzerine çalışılmış bir eserde üzerine 100 kuruş fazla verip satın alıyorsun” derken Erol Aksoy kırgınlığını gizlemiyor.

Bu ilginç söyleşiyi okuduktan sonra özellikle arkadaşın batmış arkadaşının sanat eserini alması konusunu uzun uzun düşündüm.
Gerçekten Erol Aksoy buna kızmakta, sitem etmekte haklı mıydı, haksız mı?
Bu alınan, satılan sanat eserleri kimin ne kadar malı?

Eğer bir gün hayat size tatsız sürprizler hazırlarsa en sevdiğiniz eserlerin hiç tanımadığınız birinin evinin duvarına mı konulmalarını istersiniz yoksa tanıdıklarınız tarafından alınıp kamuya açık bir müzede sergilenmesini mi?

Söyleşinin sonunda bir zamanlar müze kurma hayali olan Erol Aksoy’un artık galerileri gezip beğendiği eserlerin fotoğrafını çekip Instagram’da paylaştığını öğreniyoruz. “Çok like alıyor” diyor.

Son olarak, Erol Aksoy’un eşi İnci Aksoy bugün EKAVART.TV’de sanata olan ilgisine devam ediyor. Türkiye’nin ilk online sanat sitesini kurdu ve yıllardır inatla ve başarıyla sanat dünyasının nabzını tutuyor.

Her şeyin para olmadığını, bir ailenin servetini yitirse bile kültürünü yitirmeyeceğini tüm ‘eski dostlarına’ gösteriyor.