Türkiye'nin başörtülü bir başbakanı olabilir mi?

Sümeyye Erdoğan, aktif siyasetin tam ortasında başörtüsü ile ilgili tüm önyargıları paramparça ediyor.
Türkiye'nin başörtülü bir başbakanı olabilir mi?

*Başbakan Erdoğan’ın son yıllarda yanında görünmez bir kişi var! Neredeyse bütün resmi dış ziyaretlerine onlarca gazeteci ile beraber katılmasına rağmen bir türlü görülmüyor. Adından bahsedilmiyor. Ünlü liderler ile Başbakan Erdoğan’ın çekildiği resim karelerinde onu görmesek neredeyse biz de yok sayacağız. İşte bu görünmezlik haresini dün nihayet Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol kırdı. Başbakan Erdoğan ile beraber gittiği Katar uçağında bulunan Başbakan’ın en küçük kızı Sümeyye Erdoğan’dan bir cümle alıntıladı. Akyol’dan öğrendik ki Başbakan’ın gazetecileri kısa ziyareti sırasında malum Türkçe tartışmalarına Sümeyye Erdoğan da katılmış ve “Anadolu’da bile ‘cafe’lere ‘kafe’ yazılmadığından” yakınmış. Sümeyye Erdoğan’ın ne dediğinin önemi yok, önemli olan bir yazarın nihayet Başbakan Erdoğan’ın yanındaki bu genç kadını görmüş olması. Diğer yazarlar Başbakan’a saygıdan mı yoksa korkudan mı görmezden geliyorlardı emin değilim ancak Sümeyye Erdoğan’ın Başbakan ile bütün bu seyahatlere katılmasını Türkiye’de başörtülü kadınların aktif siyasetin içinde olması adına önemsiyorum.
Sümeyye Erdoğan, Başbakan’ın altını çizerek belirttiği üzere başörtüsü nedeniyle Türkiye’de okuyamayıp ABD’de lisans, İngiltere’de ise yüksek lisansını ‘sivil toplum örgütleri ve kalkınma’ üzerine yapmış bir isim. Bu arada hac vazifesini de yerine getirmiş. Bir ara ağabeyi ile bir şirkete ortak olduğu yazıldı çizildi ancak arkası gelmedi... Sümeyye anladığımız kadarıyla sanatla da yakından ilgileniyor. Bir süre önce Güher-Süher Pekinel, katıldıkları bir televizyon programında Sümeyye Erdoğan’ın keman çaldığını ve şan dersleri aldığını söylediklerinde aynı programda konuk olan Sevgili Mehmet Ali Birand şaşkınlığını gizleyememişti: “Ne diyorsun? Allah Allah, ben hiç bilmiyordum. Gözümde birdenbire değişiverdi kız. Yani bizim gözümüzdeki imajı, hani muhafazakâr, hiç böyle işlerle uğraşmayan, hanım hanımcık falan...” İşte tam da Birand’ın bu sözleri nedeniyle Sümeyye Erdoğan’ın görünür olması ve bazılarının kafasındaki “Başörtülü kız hanım hanımcık olur, öyle sanatla manatla uğraşmaz” klişesini kırması adına önemini bilmem anlatmaya gerek var mı? Son olarak Sümeyye Erdoğan’ın iyi bir tiyatro izleyicisi olduğunu da yine kopan bir başörtüsü tartışması ile öğrenmiştik. 

Sümeyye Erdoğan, Başbakan’ın dış politika danışmanı olarak aslında Türk elitlerinin kafasındaki yerleşik ezberi kırıyor. Aktif siyasetin tam ortasında başörtüsü ile ilgili tüm önyargıları paramparça ediyor. Bugüne kadar erkek politikacıların eşlerine bile tahammül edemeyen ‘kamusal alan’ bekçilerine, bu ülkenin başörtülü insanlarına ülkeyi dar eden anlayışa da bu çabasıyla cevap veriyor.
Bazı aileler politikayı bir yaşam biçimi hatta bir kader gibi yaşıyorlar. ABD’de Kennedy’ler, Bush’lar hatta Clinton’lar, Pakistan’da Butto’lar, Hindistan’da Gandhi’ler, Türkiye’de Menderes’ler, Özal’lar... Kimilerinin ikinci kuşakları hatta üçüncü kuşakları bile aktif siyasetin içinde bir simge olarak kalabiliyorlar. Gördüğümüz kadarı ile Başbakan Erdoğan’ın 4 çocuğu arasında siyaset ile yıldızı en çok barışık olan Sümeyye Erdoğan. Günün birinde aktif siyasetin içinde çok daha başka mevkilerde ve koltuklarda görürsek şaşırmayalım. 

*Sümeyye demişken bir başka Sümeyye’nin başarısının farkında mısınız? Rastlantı bu ya, onun da başı kapalı. Osmaniyeli Sümeyye Nur Satin bu yıl YGS’nin iki birincisinden biri olmayı başardı. Tarihin çok tuhaf bir cilvesi bu ya, başörtülü insanlarımıza bu ülkede okuma hakkı tanımayan 28 Şubat aktörlerinden hesap sorulduğu şu günlerde başörtüsü ile bir lise öğrencisi Türkiye’nin en önemli sınavında birinciliği paylaşıyor. 4. sırada da yine başı kapalı bir gencimiz var. Biliyorum ben ne zaman ‘başörtüsü’ desem özellikle içinde olduğum çevrelerde bu birilerine fena halde dert oluyor. İçlerinde bu derdi tutamayıp buradan bana belaltı vurmaya girişenler de var ancak başörtüsü meselesini bu insanların ucuz tepkilerine aldırmadan tam da bu şekilde yaşayarak ve konuşarak normalleştireceğiz. Böylece “Türkiye’de günün birinde başörtülü bir kadın başbakan olabilir mi” sorusunu sormamıza gerek kalmayacak. 

*Bazı konuları tartışırken ideolojik gözlükleri çıkartamıyoruz. Mesela “Bir milletvekilinin dinlenmesi önemli” diye yazdığımızda akla gelen ilk soru “Hangi partiden?” olabiliyor. Yahu ne fark eder! Mesele bir prensip meselesidir. Ya da benzer bir durum doktorlara yönelik şiddete adı karışan bir milletvekilinde de yaşanabiliyor. Bir milletvekili, doktoru (hangi nedenle olursa olsun) dövmeye kalktığında sorgusuz sualsiz itiraz edemiyoruz. “Hangi partiden?” sorusu yine öne çıkabiliyor. Oysa her iki örnekte de bu tür olaylara karışanlara ilk olarak kendi partilerinin karşı çıkması ve cezalandırması gerekiyor. Bir milletvekilini dinleten iktidar partisi, o dinlemeyi yaptıranı görmezden geliyorsa bu tavrı sahipleniyor demektir. Muhalefette olan bir partinin milletvekilinin doktor dövmesi parti içi dengeler nedeniyle gözden kaçırılabiliyorsa o zaman tüm parti doktora şiddete karışmış oluyor. AK Partiymiş, BDP’ymiş, son tahlilde fark etmiyor. 

*Hepinize sevdiklerinizle iyi pazarlar dilerim.