Uludere katliamını ABD mi yaptı?

Karayılan'ın Kandil'de son yaptığı açıklama sonrasında Uludere ile ilgili bir ezberlenmiş komplo teorisi daha yerle bir oldu. 'Katliamı Amerikalıların kullandığı Heron'lar yaptı' iddiasını ortaya attı.
Uludere katliamını ABD mi yaptı?

Şu aralar hangi İngiliz gazetesini açsam karşıma aynı Türk işadamı çıkıyor. Adı Cafer Mahiroğlu. 20 yıldır İngiltere’de. 2008 yılında Select markasını almış ve 5 yılda müthiş büyütmüş. Şu anda İngiltere genelinde 200’e yakın mağazası olan dev bir zincire dönüştürmüş. Gazete sayfalarına çıkmasının nedeni bu büyük başarısı. ‘Başarı’ zira İngiltere ekonomisi feci durumda. Londra’nın dünyanın varlıklı kesimlerini ağırlayan bir-iki semtini saymazsanız ekonomideki duraklama neredeyse bütün İngiliz kırsalını vurmuş gözüküyor. Böyle bir atmosferde bir İngiliz markasını alıp Türkleştirmeden büyütmek kolay iş değil. Cafer Mahiroğlu ile bir-iki gazeteci arkadaşımız vasıtasıyla bir öğleden sonra yine bir Türk lokantasında tanıştım. Laz&Mem adında Londra’nın Cahide’si olarak tarif edebileceğim bu Türk lokantasında uzun bir öğle yemeği yedik. Yemek sırasında konudan konuya atladık. Türk işadamlarının Londra’daki başarılarından bahsediyoruz, Cafer Bey araya giriyor, “Data çok önemli” diyor. Türkiye’nin ekonomisinden bahsediyoruz, Cafer Bey “Data çok önemli” diye cümleyi bitiriyor. Turquality ile hükümetin Türk tekstilinin markalaşmasına desteğini konuşuyoruz, yine laf dönüyor dolaşıyor, “Data çok önemli”ye geliyor. En sonunda dayanamadım sordum, “Yahu sürekli data çok önemli diyorsunuz, neyi kastediyorsunuz?” dedim. Cafer Mahiroğlu mağazalarını bir semtte açarken o semtte daha önce banka kartları ile yapılan harcamaları, bu harcamaların kimin tarafından, hangi aralıklarla yapıldığını, yaş ve cinsiyet gruplarını, daha da önemlisi mağaza profiline uyup uymadıklarını gösteren, geçmişe yönelik datalardan bahsetti. Kamuya açık olan bu datalar sayesinde mağazaları doğru müşterinin olduğu yerde açtığını ve başarısının arkasındaki asıl başrol oyuncusunu anlattı. Yemekten kalkarken gelişen teknolojilerin sadece sıradan hayatlarımızı değil ticaretin kendisini de nasıl birebir etkilediğini görüp ikna olmuştum. Evet, data çok önemliydi... 

* Döndük dolaştık ve Suriye’de yeniden “Kimyasal silah kullanılıyor” dezenformasyonuna geldik. Bildiğiniz gibi Batılı ülkeler bu ‘kimyasal silah’ meselesinde pek bir hassaslaşıyor. Mesela Guantanamo’da 11 yıl bir insanın yargılanmadan tutuklu kalmasına kör-sağır olabilen hükümetler, Suriye cezaevlerindeki durumdan şikâyetçi olabiliyor. Ya da açlık grevi ile kendini öldürmek isteyenleri görmezden gelen gözler, ortada olmayan kimyasal silahları bir anda seçiveriyorlar. Irak böyle bir yalan üzerine inşa edilmiş ve tek bir kimyasal silah deposu bile bulunamamıştı. Baktılar Suriye’de şu andaki şartlar altında değişen bir şey yok, üstelik değişeceği de yok, başladılar yeniden ‘kimyasal silah’ kazanını kaynatmaya... İngiltere’de hükümet basına bu tür demeçler üflüyor; Beyaz Saray’dan, bayram değil seyran değil “Askeri müdahalede bulunuruz” tarzı açıklamalar geliyor. Bütün bunlar tam da İngiltere ekonomisi büyük bir darboğazın eşiğindeyken oluyor. Neyse ki Irak savaşında yaşananların, söylenen yalanların hâlâ ‘datası’ arşivlerde duruyor! 

* Şu aralar dost sohbetlerinin en gözde konusu, son birkaç yıldır olduğu gibi “Beyaz eskidi mi?” tartışması. Bizim memlekette gündem, siyaset ve hayat o kadar hızlı değişiyor ki ‘istikrar’ kelimesinin karşısına hemen ‘eskidi’ yazılıyor. Oysa en son şovunda Beyaz yine döktürüyordu. Yıllar önce gösterdiği performansı gösterdiğini zaten birkaç haftadır yüksek çıkan reytingler de onaylıyordu. Gelin görün ki bu bizim gibi her birkaç yılda bir anayasa değiştiren, her hafta gündemi yenileyen, Kandil’deki toplantıdan “Milli içeceğimiz ayran mıdır?” tartışmasına paralel geçebilen toplumları artık istikrar kesmiyor. Böylesine bir adam ve gündem öğütme makinesinde bir işi istikrarlı yapmak hep eskimekle eş tutuluyor. İşinizi iyi yapmaktan daha zoru, sanırım işinizi iyi yaptığınızda eskimediğinize milleti ikna etmek! Neyse ki reyting denilen ‘data’ bu işe yarıyor. 

* Karayılan’ın Kandil’de son yaptığı açıklama sonrasında Uludere ile ilgili bir ezberlenmiş komplo teorisi daha yerle bir oldu. Bugüne kadar her ne kadar Uludere katliamında son kararı kimin verdiği bilinmese de MİT ve Genelkurmay olağan şüpheliydi. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın sessizliği de bu biraderleri koruduğuna yoruluyordu. Oysa Karayılan, Uludere katliamını yapanların Amerikalıların kullandığı Predator denilen Heron’lar olabileceği iddiasını ortaya attı. Biliyorsunuz bunlar taa ABD’den kontrol edilen silah yüklü insansız hava araçları. Normal şartlarda Irak, Afganistan ve Yemen’de kullanılıyor. Bugüne kadar Güneydoğu’da kullanıldığını duymamıştık. Eğer Karayılan’ın iddiaları doğru ise Uludere’de yaşananlar sanıldığından çok daha vahimdir anlamına geliyor. Meğer korunan büyük biradermiş anlamı çıkıyor ki neresinden baksanız ciddi iddia. Neyseki bizim şu aralar çok daha önemli bir gündem maddemiz var da bunu tartışmaya zamanımız kalmıyor. Neydi sahi bizim memleketin milli içeceği, ayran mı rakı mı? Tartışmayı Nasrettin Hoca’nın göle maya çalmasından başlatırsak, Uludere katliamının datalarının çıkmasına gelene kadar, ohoooo, ölme eşeğim ölme!