Uludere'de suçlu yok! Utanma var mı?

Uludere'de ölen 34 kişinin hayaletleri de bu soruşturmayı göz göre göre kapatanların peşini hiçbir zaman bırakmayacaktır.
Uludere'de suçlu yok! Utanma var mı?

Radikal gazetesine yazdığım ilk köşe yazısının 4 sene önceki başlığı ‘Ölü Subaylar Derneği’ydi. Bundan 17 yıl önce yazdığım ilk araştırma kitabını anlatıyordum. Jandarma Genel Komutanı’nın Eşref Bitlis’in ölümünün ardından açılan davaları takip etmiş, 32. Gün programına araştırma dosyaları hazırlamış, en sonunda da ‘KOMUTANIN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ’ ismiyle kitaplaştırmıştım. Hem o kitapta hem de sonrasında Radikal’deki ilk köşe yazımda komplo teorilerinden çok askerlerin bir silah arkadaşları ile ilgili yapılan soruşturmayı nasıl hızla kapattıklarına vurgu yapıyordum. Düşünsenize yıllardır beraber görev yaptığınız bir silah arkadaşınız şüpheli bir kazada hayatını kaybediyordu ve sonrasındaki soruşturma en hafif deyimi ile ‘savsak’ yapılarak kapatılıyordu. Radikal’deki yazımdan bir alıntı paylaşmak istiyorum. 

“Gazeteciler ‘Katil kim?’ diyerek ellerindeki fenerlerle tarihin izbe ve karanlık koridorlarında iz sürüyorlar. Zaman zaman bana da soruyorlar. ‘Sence katil kim?’ Oysa ben, ilk günden bu yana çok daha önemli bir sorunun cevabının peşindeyim. ‘Boş verin katilin kim olduğunu, silah arkadaşlarının ölümünü bir ordu neden doğru düzgün araştırmıyor?’ Gelin bu sorunun peşine düşelim. Düşünsenize, Eşref Bitlis gibi bir orgeneral, Bahtiyar Aydın gibi bir tuğgeneral, Kazım Çillioğlu ya da Rıdvan Özden gibi birer albay hatta Cem Ersever gibi bir binbaşının ölümleri neden muallakta kalır. Bütün bu ölümlerin dosyaları emir komuta zincirinde, günün şartlarında alelacele kapatılmış, katiller bulunamamış ve her olay unutulmaya terk edilmiş. (…)Bence ‘Katil kim’ sorusunun cevabı, ‘Neden yeterince araştırılmadı’ sorusunun içinde gizli. Eşref Bitlis dosyasını kapatmak istiyorsak yeniden açmalıyız. Diğerlerini de. Vicdanların ve tarihin tatminkâr cevaplara ihtiyacı var. Bu subaylar vatan borçlarını canlarıyla ödediler. Bu soruların cevabını vermek silah arkadaşlarının namus borcudur. Ha tabii bir de referandumdan sonra malum, sivil mahkemelerin asli görevi.” 

Bu davalar aradan geçen 4 yıl içinde sivil mahkemelerde tek tek açılmaya başladı. Eşref Bitlis’in uçağı düştüğünde ben Ankara’da çiçeği burnunda bir haber kameramanıydım. Şu anda arşivlerde duran o ilk görüntüleri bir yabancı ajans için çekmiştim. Bu dosya benim gazetecilik meslek hayatımın bir simgesine dönüştü. Yıllar geçtikçe ‘Komutanın Şüpheli Ölümü’yle ilgili bir ayrıntı bir detay gelip beni buldu. Son olarak geçen gün bir okurumdan bu dosya ile ilgili yeni bir detay öğrendim. Emekli bir astsubay olan okurumun oğlu benim yıllar önce yazdığım ve yeni baskısı yapılan kitabı alıp babasına hediye etmiş, o da gecenin ikisinde bana bir mail yazmaya karar vermişti. Kendisi o günlerde Diyarbakır’da yani Eşref Bitlis’in düşen uçağının düşmeseydi ineceği havaalanında görevdeymiş. Gelin kendisine kulak verelim: “…Neredeyse her yarım saatte bir Güvercinlik’ten meydanın durumunu soran faks gönderiyorlar. Biz de her seferinde bahsettiğim meteorolojik notamı hem onlara hem HSBM’ye gönderiyoruz. Çektikleri fakslardan ayrı telefon ile hava durumunu ve pist durumunu sürekli sordular. Hatta saat 11.00 gibi beraber çalıştığımız arkadaşım N.Y.’ye aynen şu cümleyi söyledim: ‘Bu insanlar manyak mı? Notam gönderiyoruz, meydan kapalı diyoruz 8/8, pist buzlu, yoğun kar var diyoruz hâlâ uçağı kaldırmaktan bahsediyorlar.’ İşin ilginç yanı o gün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bulunan tüm meydanların durumu aynıydı. Hepsinin meteorolojik notamları geliyordu (Diyarbakır, Batman, Malatya Erhaç, Muş, Van, Erzurum). Öğlen yemek saatimiz 11.30’da başlıyordu. Saat 12’ye doğru astsubay tabldotuna gittik. Saat 13’e doğru birimimize geldiğimizde F. A. Güvercinlik’ten kalkan uçağın düştüğünü ve kurtulan olmadığını söyledi. O anı hiç unutmadım. Ağzımdan çıkan ilk cümle ‘Adamı öldürdüler’ oldu. Çünkü o meteorolojik notamlara rağmen bir uçağın kapalı meydana kalkması ve o bölgede inebileceği açık bir meydanın olmaması planlanan işin sonucunun o gün mutlaka alınması üzerine kurgulanmış olmasını gerektirir.”
Dün Uludere’de öldürülen 34 insanımız sonrasında Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın verdiği ‘Soruşturmaya gerek yok’ kararını duyunca aklıma Eşref Bitlis soruşturması geldi. Kendi silah arkadaşlarının ölümünü bile hakkıyla araştır(a)mamış bir kurumun bugün içine düştüğü durum ortada…

Yalnız size bir şey söyleyeyim mi ‘gerçekler’in er ya da geç illaha ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu var. Bakın onca zaman geçtikten sonra bile Eşref Bitlis dosyası hâlâ kapatılamıyor! Gerçekler bir hayalet gibi o dosyaları kapatanların peşinde dolaşıyor.
Görürsünüz bakın Uludere’de ölen 34 kişinin hayaletleri de bu soruşturmayı göz göre göre kapatanların peşini hiçbir zaman bırakmayacaktır.

Elbette biz de…