Yeni Türkiye!

Yeni söyleyecek hiçbir sözümüz yok. Zaten yeni sözü olanlara da ekranlarda yer yok.

Bir haber kanalında günlük yayın yapmanın en zor yanı şehit haberlerini vermekten geçiyor. Eskiden 3 şehitte neredeyse ulusal kanallarda yas ilan edilirdi. 5 şehit demek anahaber bültenlerinin kana boyanması, 7 şehit ise Türkiye’de hayatın durması anlamına geliyordu. Böyle acı dolu anlarda neredeyse görülmeyen bir milli yas ilan ediliyor, sokaklarda eğlence yerlerine gidenler ayıplanıyor, bir hüzün bulutu tüm Türkiye’yi esir alıyordu. Bir de sayısını tam olarak bilmediğimiz ancak binler toplandığı zaman haberdar olduğumuz, çoğu gizlice defnedilen PKK’lıların cenazeleri vardı. Onların hesabını bırakın, esamisi bile bu medyada okunmuyordu. Geçen yıl 5n1k programını tatile çıkartırken CNN Türk’ün başarılı genel müdürü Barış Tünay’ın kapısını çalıp “Bir haberci olarak şehit haberleri vermekten yoruldum, üstelik yeni bir 8 şehit haberinde ne benim söyleyecek yeni bir sözüm var ne de söyleyecek yeni bir sözü olan var. Yeni bir yol bulmamız lazım” dedim. Dükkânı kapattım, tatile çıktım. Yaz boyu şehit haberleri hemen hiç eksik olmadı. Haber bültenleri aynı asık yüzlerle ve aynı yorumcularla şehit haberlerini vermeye devam ettiler. PKK’lı ölenlerin yine esamisi okunmadı. Gelin görün ki bu yaz sokaktaki şehit haberlerine yaklaşımın değişmeye başladığını yakından gözlemledim. Hatta bu köşede de belirttim. Özellikle batıda yaşayanlar için ‘şehit haberleri’ uzakta, bilmedikleri bir coğrafyada halkın fakir çocukları arasında devam eden çözümsüz bir savaşın umutsuz bir parçasına dönüşmüştü. Son olarak yaz aylarında 8 şehit haberini aldığımız gün önünden geçtiğim kıyı lokantaları ağzına kadar doluydu. Akşamüstü plaj konserinde eller havaya herkes gönlünce eğleniyordu. Havada ise herhangi bir hüzün bulutunun esamesi yoktu. Öldürülen PKK’lı meselesine hiç girmeyeyim isterseniz. Dün sabah uyandığımızda 10 şehit haberi gelince bunları düşündüm.
Yeni söyleyecek hiçbir sözümüz yok. Zaten yeni sözü olanlara da ekranlarda yer yok.

Acı eşiği neresi olacak?
Hükümete kalsa bu haberleri tümden görmezden gelmek gerekiyor. Belki bu yüzden, belki de artık gerçekten hiç kimsenin söyleyecek yeni bir sözü kalmadığı için dünya çapında haber olarak ajansların son dakika bültenlerinde kendisine yer bulan Beytüşşebap olayı bizde sıradan haberler olarak ekranlara geliyor. Madalyonun bir yüzünde 10 şehidin acılı ailesi, diğer yüzünde aynı gece öldürülen 30 PKK’lının ailelerine verilmeyen cenazeleri. Neredeyse aynı mahallede bir kapıya şehit haberi geliyor, diğer kapıya aynı çatışmadaki PKK’lının ölüm haberi. Elimizde sadece çaresizliğin gözyaşları var! İnsan bir gazeteci olarak görmezden gelmek istese bile bu ülkenin 40 genci bir gecede hayatını çatışmalarda kaybedince içinde bir yaranın kabuğu yeniden açılıp kanıyor. Eğer biz gazetecilerin bu çatışmaları görmememiz, ölenlerin üzerine yeni bir söz söylemememiz bu kördüğümü öyle ya da böyle çözecekse bir gazeteci olarak ben görmezden gelmeye hazırım! Hadi hükümetin deyişiyle ‘gündemi PKK’nın belirlemesine izin vermeyelim’. Terör de bu sayede prim yapmasın! Bu ülkenin vicdanlı bir gazetecisini geçtim, insanı olarak bu yaraya biraz da biz merhem olmaya çabalayalım. Peki ama nereye kadar? Ne zamana kadar? Daha kaç gencin ölmesini sessizce seyredene kadar? Asıl sorulması gereken ve bir türlü soramadığımız, dile getiremediğimiz gerçek, ortak acının eşiğini bilmiyor olmamız. Acının eşiği bir gün öyle bir noktaya gelecek ki Türkiye silkelenip bir karar alacak. Görünen o ki 10 askeriyeden şehit, 30 PKK’lı ölünce henüz o acı eşiğine erişilmiyor. O mihenk noktası neresi, o acı eşiği nerede, bunu kimse bilmiyor. Bilmediğimiz için de ölmeye devam ediyoruz. Ölmeye ve öldürmeye...

66 aylık çocukların PKK’lı velileri!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in sözlerine kulak verirsek 5.5 yaşındaki çocukların okula erken başlamasına itiraz etmek demek PKK’ya hizmet etmek demekmiş.
Geldiğimiz noktaya bakar mısınız?
Bir dönem hükümete yönelik her türlü eleştiri neredeyse bir terör örgütüne üye olmak ile eş tutuluyordu. Gitti Ergenekon, geldi yerine PKK’kon. Artık nereye istersen kon konabildiğin kadar! Yeni umacımızı tepe tepe istediğimiz her yerde kullanabiliriz. 66 aylık bir çocuğun okula gitme yaşını erken bulanları bile PKK’lı ilan etmek nasıl bir tahammülsüzlük denizine demir attığımızın da şahane bir göstergesi.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e kötü bir haberim var. Bu yaz boyunca 66 aylık çocuklarının okula gitmemesini isteyen o kadar çok veliyle tanıştım ki Nişantaşı’ndan Bodrum’a kadar dört bir yanımızı PKK sarmış, haberimiz yok. Bırakın sıradan vatandaşı, çocuğunu okula göndermek istemeyen gazeteciler, doktorlar, mühendislerin sayısı o kadar çok ki gel de üzülme!
İşin fenası, onlar kendilerini hâlâ 66 aylık çocuklarını okula göndermek istemeyen düşünceli veli zannediyorlar. Emin olun, hâlâ pek çoğunun PKK’lı ilan edildiğinden haberi yok; çocuklarından nasıl ayrı kalacaklarına yanıyorlardı. Bu kafayla yakında örgütten toplanıp cezaevine atılmazlarsa iyidir!