Zorunda mıyım?

Mecburen kala kala kendinizi Dilber Ay'ın 'Zorunda mıyım' şarkısına vurmak kalıyor.
Zorunda mıyım?

Sırf Başbakan bir tek kadeh içki içeni bile alkolik belliyor diye, içki içen herkese “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içsinler” bakış açısıyla ötekileştiriyor diye, onun dinine, imanına, hayat tarzına uymuyor diye vergi üstüne vergi bindirilen dünyanın en pahalı içkisini içmek zorunda mıyım?

10 yılda 5 Milli Eğitim Bakanı değişip, her gelenin kafasına göre eğitim sistemiyle oynamasını seyredip, deneme tahtasına dönen ve gelecek yıl ne olacağı bilinmeyen bir sisteme boyun eğip, çocuğumu erken yaşta okula başlatmak zorunda mıyım? 

Kürtaj ya da sezaryen olurken ceberut ahlak anlayışı, toplumsal baskılar, cinsiyet ayrımcılığı yetmezmiş gibi, sırf birilerinin ahlak anlayışına uymuyor, kafasına yatmıyor diye çıkarılacak yasalarla, yasa olmasa da kendine bunu görev belleyen sağlıkçılarla uğraşmak zorunda mıyım?

Bir çocuk, hadi bilemedin iki çocuk yapıp eşimle beraber gül gibi geçinip gitmek varken devlet istedi diye 3. çocuğu yapmak zorunda mıyım?

Ne zaman hastaneye gitsem bir gazeteci olarak daha şikâyetimi anlatamadan doktorların sistemden bitmek tükenmek bilmeyen şikâyetlerini dinlemek zorunda mıyım?

Büyük şehirlerde mezarlıklar dışında yeşil alan bulamayıp, her köşe başında açılan AVM’ye gitmek zorunda mıyım?

Bir basın toplantısında sorulan her net ve gerekli sorudan sonra Başbakan’dan fırça yiyen gazetecileri izlemek, onlar adına üzülmek zorunda mıyım?

Atanamayan öğretmenlerin, pes diyip ordudan istifa eden astsubayların, maaşı yetmeyen akademik kadroların, çaresizlikten intihar eden polisin bunca yıldır derdine derman bulması gereken hükümetin boşvermişliğinin bedelini gariban ailelerinin ödemesini seyretmek zorunda mıyım?

Öğrenci evlerindeki özel alana müdahaleyi örnek gösterip muhafazakâr otoriterleşmeyi tartışmaya başladığımız anda “Senin kızın olsa bir erkekle aynı evde kalmasını ister miydin?” gibi bir soruya muhatap olup, güya ahlaki olarak baskı altına alınmak, “Hayır, kalmazdı” demek, yapılan bu düpedüz özgürlüklere yönelik devlet müdahalesini onaylamak zorunda mıyım?

Her hak arayışında ‘marjinal’ olarak anılmak zorunda mıyım?

İktidarın meşrebine uymuyor diye, dekolte giyen spikerin işten atılmasını, Başbakan ile görüşleri uyuşmadı diye duayen gazetecilerin kovulmasını, hükümet ile ters düşen hemen herkesin soruşturma üzerine soruşturmaya tabi tutulmasını sineye çekmek zorunda mıyım?

Devleti yöneten bir ismin “Affedersiniz Ermeni” sözü ağzından çıktığında, Ermeni komşumun yüzüne bakamayıp mahcup olmak zorunda mıyım?

Dünyanın bütün radikal İslamcılarının doluştuğu Özgür Suriye Ordusu’nun benim vergilerimle beslenmesini, Suriye sınırımızda kurulan Radikal İslam Emirliği’nin yediği naneleri içime sindirmek zorunda mıyım?

Diyanet İşleri adında bir devlet kurumu camiyi Sünni Müslümanların idabet yeri görüyor diye milyonlarca Alevinin ibadetini gerçekleştirdiği cemevini kültür merkezi olarak görmek zorunda mıyım?

Her gösteriye katılan genci ‘Faiz lobisinin elemanı’, ‘Otpor’un uşağı’, ‘Baronların adamı’ olarak anmak, tanımlamak zorunda mıyım?

Kadıköy-Beşiktaş vapuruna binenlerin, yanlarındaki kadınların üstü başı nasıl, acaba Başbakan çalışma ofisinden görürse ne düşünür noktasına gelen bir toplumsal mühendisliğin siyasette tartışılmasına tahammül etmek zorunda mıyım?

Hükümetin her yaptığı işi övmek, sürekli alkışlamak, takım tutar gibi icraatlarını ha babam desteklemek zorunda mıyım?

Büyük Kürt barışına başından sonuna destek verip, hükümetin gelgitlerini, kafasına göre süreçle oynamasını, işi ağırdan almasını izleyip uykularımı kaçırmak zorunda mıyım?

Binbir güçlükle üniversiteye hazırlanıp, zar zor başka bir ilde bir okulu tutturmayı başarıp, kıt kanaat ailesinin imkânlarını zorlayıp, binbir zorlukla emlakçıyı ikna edip, kiralık bir ev bulup, arkadaş edinip bu eve kapağı atan üniversiteli gençlerin durumunu bilirken... Emlakçısı bir yandan, altlı üstlü komşular diğer yandan, mahallenin gençleri uzaktan tüm gözler zaten üzerlerine çevrilmişken... Sırf hükümet yerel seçimlerden üç-beş oy daha fazla alacak diye gençlerin içler acısı durumunu bırakıp bu suni gündem ile yatıp kalkmak zorunda mıyım?

“Sandıktan çoğunluk çıkan ne diyorsa o olur, sandıktan çoğunluk çıkmak için de her yol mubahtır. Bal gibi zorundasın, zorundasınız” diyorsa... Yasaları buna göre değiştirip, vergileri buna göre ayarlayıp, valileri, İçişleri Bakanı’nı, polisi buna göre konumlandırıyorsa... Kendi hayat görüşünü onlar gibi düşünmeyenlere bal gibi dikte ediyorsa, dediğim dedik dayatıyorsa...

Valla görünen o ki yapacak fazla bir şey yok!

Mecburen kala kala kendinizi Dilber Ay’ın ‘Zorunda mıyım’ şarkısına vurmak kalıyor.

‘Zorunda mıyım da zorunda mıyım!’