scorecardresearch.com

Bir Amerikalı kadın, başına taşla vurula vurula öldürüldü diyeler!

05/02/2013
Kadınlar ölüyor, birkaç milletvekilinin kişisel çabalarını saymazsak devlet topyekûn seyrediyor.
Bir Amerikalı kadın, başına taşla vurula vurula öldürüldü diyeler!

Dün sabah İstanbul-Londra arasında 5 ayrı yerden bağlantı kurduğumuz 5n1k’nın haber toplantısına başladığımızda yapımcımız Ece Eliboloğlu hafta sonu Türkiye’nin farklı yerlerinde işlenmiş 4 ayrı kadın cinayetini anlattı. Kiminde töre, kiminde aile içi şiddet, kiminde ise cinnet ‘katil’ rolündeydi. Kurbanlar hep kadınlardı. Bir ülkede 4 kadın öldürülürse haber olur değil mi; biz artık bu tür haberlere şerbetlendiğimizden dolayı gazetelerde tek tük, belki 3. sayfalarda bu haberleri görmüştük o kadar.

Daha geçen hafta cezaevlerinden salınan 15.000 mahkûm ile ilgili haberler yapmış ve çoğu bu tür şiddet olaylarına karışmış bu isimlerin kadına yönelik şiddeti patlatacağından korktuğumuzu açık açık söylemiştik.

Biz bunun derdindeyken ABD’nin derdi geçen hafta İstanbul’da kaybolan bir ABD’li turistin hikâyesindeydi. İlk baktığınızda tuhaf ayrıntılar var gibi gözüküyordu. Daha doğrusu bu ayrıntılar bizden çok ABD’lilere tuhaf gelmişti. Bize tuhaf gelen, yalnız bir kadın turistin Tarlabaşı’nda tek kişilik bir oda tutması, arada bir Amsterdam ve Almanya ziyareti sonrasında iPad fotoğrafçılığı gibi aslında detay olabilecek kimi teferruatlardı.

Neyse ki bu sefer...

Kayıp ABD’li turist Sarai Sierra’nın cesedi hafta sonu bildiğiniz gibi sur dibinde bulununca tuhaflıklar da bizim için bitti. Sarai’yi kafasına taş gibi sert bir cisimle vurarak öldürmüşlerdi. Dün böyle bir cinayet sonrasında kesin tecavüz de edilmiştir önyargısı ile bazı gazetelerin manşetlerinde tecavüz haberleri de vardı. Pek çok kişi ise Adli Tıp’tan çıkan sonuçlara bakıp “Neyse ki kadıncağızı bu sefer(!) sadece kafasına taşla vurup öldürmüşler” demekten çekinmiyordu.

Memlekette geldiğimiz algı eşiğine bakar mısınız, vahşetlerden vahşet beğen cumhuriyeti...

Günlerdir kayıp olan ABD’li turist kadının hikâyesini art arda 5n1k’da ABD’li bir kadın gazeteci Aly Neel ile konuşuyorduk. Aly ile öncesinde bir tanışıklığımız yok. Kendisini Washington Post için yazdığı Türkiye’de bir kadın olarak başına gelen taciz haberleri nedeniyle programımıza çağırmıştık. Program sırasında maganda izleyicilerin Twitter mesajları üzerinden tacizi aralıksız devam ediyordu. Ağızları sulanarak bakan izleyiciler ‘karı da iyiymiş lan’ tadında taciz mesajlarını atmaktan çekinmiyorlardı.

Paramparça kadınlar

Sadece buraya anlattığım kadarına bile durup bir baktığınızda kadınlara yönelik nasıl bir şiddet sarmalının içinde kaybolup gittiğimizi görebilirsiniz. Bir süre önce kadınlara yönelik toplu tecavüzlere karşı ayaklanan Hindistan’ın durumu bile bizden iyi. En azından orada tecavüz ediyorlar. Burada ise kadınların öldürülmediği, boş geçen günümüz yok! Hadi utanmadan itiraf edelim; Türkiye’de kadınların köpek kadar bile değeri yok. Kimi töre, kimi koca, kimi ise sıradan hayatın tacizi ve şiddetiyle korkunç bir çıkmaz sokağın içinde köşeye sıkıştırılmış durumda. Tacizciler, tecavüzcüler hatta katiller neredeyse sistemin içinde görünmeyen bir el tarafından sürekli erkek oldukları için korunup kollanıyorlar. Her davada ayrı ayrı bir ‘iyi hal indirimi’ gerekçesi mevcut! En son 13 yaşında N.Ç.’ye tecavüz edenlerin cezasını indiren mahkeme kararını eleştirdiğim iddiasıyla 2 yıla kadar yargılanmış bir gazeteci olarak söylüyorum ki bu kafayla bu şiddet olaylarının hiçbirini çözemeyiz. Belki faillerini bulur, cezaevine tıkarız ama yeni cinayetlerin ardı arkası kesilmez. Zira bu yaptığımız, bataklıktaki birkaç sineği yakalayıp cezalandırmaya benzer.

Türkiye’de bu konuda sıfır tolerans politikası uygulanmadığı sürece bu işe çözüm bulmak imkânsız. Bu konuda bataklığı kurutmamız gerekiyor.

Ancak görüyoruz ki ne muhalefet partisinin umurunda ne de iktidar partisinin gündeminde böylesine bir konu yer alıyor. Türkiye’de kadınlar ölüyor, birkaç milletvekilinin kişisel çabalarını saymazsak devlet topyekûn seyrediyor.

Dünyanın bütün büyükşehirlerde bu tür ölümler vardır. İstanbul’daki cinayetleri diğer büyükşehirlerden ayıran, bu cinayetlerin artık bizleri ABD’liler kadar şaşırtmamasıdır.

Hazır yeni bir anayasa değişikliğine gidilirken bu konuyu da olmazsa olmaz bu değişikliklerin içine sokacak kimse de ufukta gözükmüyor.
Belki ileride özgür bir anayasaya sahip olacağız ama kadınlarımızın ölümüne engel olamayacağız.

Hafta sonu öldürülen 4 kadını bile haber yapmak içimizden gelmiyor ve kanıksıyorsak içine tüküreyim ben böyle özgürlüğün!

Buradan başta kadın köşeyazarları olarak bu ülkenin kadınlarına ve kadınlarına değer veren erkeklerine sesleniyorum...

Gelin sesimizi duyuralım ve Türkiye’de kadınlara yönelik bu sistemli şiddete karşı ‘dur’ diyelim.

Elimizi taşın altına koyalım ki o taş başka bir erkeğin elinde kadınların kafasına inmesin!

http://www.radikal.com.tr/1119917111991717

YORUMLAR
(17 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

... - praxis11

Belki söylemin gücünden hareketle söylemi direk olayın failine yöneltmek gerekiyor ve durumu bu şekilde kavramsallaştırmak gerekiyor. Yani Erkek Şiddeti. Kadına şiddet deyimini kullandığımız zaman bu durum sanki bütün erkekler hemcinsleriyle çok iyi geçiniyorlar da şiddeti sadece kadınlara yöneltiyorlar gibi algı yaratıyor. İnanın bana içinde ona toplumun dayattığı erkeği öldüren herkes en az sizin kadar mağdur sizin kadar tehdit altında. Kadın hakları adına ne kadar mücadele edilirse edilsin erkek kendi içindeki bu genel şiddet anlayışını yok etmedikçe kadına da bir ayrımda bulunmayacaktır. Bu topraklarda salt erkek olmak başlı başına bir övünç kaynağıyken ve erkek olmanın gereklilikleri ta çocukluktan itibaren iğrenç bir biçimde öğretilirken cezalarla sadece azaltabileceğiz erkek şiddetini. Bu ülkede kadınlar kadar belki kat be kat fazla erkekler de öldürülüyor ve yine erkekler tarafından öldürülüyor (aynı zamanda eşcinseller, transeksüeller vs.). Yanlış anlaşılmasın bir karşılaştırma yapmak değil amacım. Ama erkek şiddet konusunda seçim yapmıyor. O sadece erkek olduğunu zannediyor, ıslah edilmemiş doğasında taptığı gücün ibadetini gerçekleştiriyor delikanlılığın mabedinde… Cinsiyet bir kimlik değildir. Ona kimlik rolünü biçen toplumun ahlak kurallarıdır. Bizde erkek olmak mümkün olduğunca tahakküm kurmakla eş anlamlı. Algıyı değiştirmemiz gerekiyor. Erkek şiddetinin yöneldiği belirli bir noktayla mücadele edilmeli evet ama genel mücadele erkeğin temel şiddet anlayışıyla olmalı… Bu anlamda erkekte bir farkındalık yaratılmalı. Yani erkeğin erkeğe, kadına, eşcinsele, hayvana, böceğe... Şiddetine hayır!

betondan kentlerin ruhu - nilsak

işte buraya yazıyorum: önümüzdeki on yıl içinde bu tür vahşet 3 katına çıkacak. kamuoyu yoklaması yaptırmadım. tüm istatistikler bunu söylüyor. Türkiye'de çemberin dışına sürüklenme ivmesi 3,2.

Biraz da Londra'yi anlat... - dostluk ve baris

Bizim yurtdisina cikacak ne maddi gücümüz ne imkanimiz var.. O bakimdan ne Londra'yi ne Ingiltere'yi biliriz.. Ancak sayenizde birseyler ögrenebiliriz.. Merakima mucib oldu sormak istiyorum.. Lütfedersen cok memnun olurum.. Geceleri korkusuzca uyuyor musun?(hirsizlik olaylari). Sabah sütcü degil polis kapima dayanacak korkusu yasiyor musun? Kirmizida beklerken sari yamadan kornalar ötüyor mu? Ayni caddeler her sene takrar takrar kaziliyor mu? Insanlara yan gözle bakmaya korkuyor musun, icinden la havle ya sabir cekiyor musun? Orada her an ezilecegim korkusu yasiyor musun? Londra'da yasayanlar kurallara uyuyor mu? Uymayanlari halk polise bildiriyor mu yoksa, korku belasina susuyor mu? Hangi konu olursa olsun halk hemen 50/50 düsman kamplara ayriliyor mu? Bebe yasindaki cocuklara türban takiliyor mu? TV'lerde bizdeki gibi evlilik programlari var mi? Varsa halk ilgileniyor mu? Daha cook var ama simdilik bu kadar.. Selamlar...

siddet kültürünün yaratıcısı bizzat devlettir. - A.D

bir ara başbakan ve bakanı kamu spotu adı altında tv ye çıkıp kadına şiddeti kınıyoruz diye rol kesmişlerdi hatırlarsanız.tabi bu sadeçe bir gösteriden ibaret.oysa ülkede her yer kan gölü sen kalkmışsın siddeti kınıyorum ayakları yapıyorsun.cumhuriyet tarihi ve ondan önçeki tarih tamamen siddete dayanan bir tarihti.katliamlar,işkençeler,faiili meçhuller,anti demokratik yasalar ve yaşam biçimini dayatmalar ve kötü muameleler.bütün bir tarihimiz bu.askeriyede asker ölümleri,karakola girenlerin sağ olarak çıkmama durumunun yüksek olması.bu kan gölünde yaşamak olağan hale gelmiş artık ve sen kalkmışsın kadına şiddeti kınıyorum diyorsun.sevsinler.

en azından tecavüz mü dediniz - yorumlayıcı

Bu yazdıklarınız iyi güzel de Cüneyt bey, Hindistan için kurduğunuz " en azından orada tecavüz ediyorlar" yani beri sağ bırakılıyorlar demeye getirdiğiniz cümleyi çok ama çok yadırgadım. Zira bazen tecavüz edilen kadınlar ölmekten beter bir hayat yaşarlar...

toplumsal cinsiyet devrimi - imkanatutuldum

ilkokul'dan üniversite'ye kadar toplumsal cinsiyet'in ne olduğunu, biyolojik cinsiyet farkının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gerekçesi olamayacağını anlatmak gerekiyor çocuklara.

"Orada En Azında Tecavüz Ediyorlar(!)" - c.gungordu

Bu başlık yazıda alıntılandı. Yazar tecavüze maruz kalmanın öldürülmekten "daha hafif bir durum" olduğunu vurgulamak istemiş. Yazar bir erkek, o yüzden hangi durumun bir kadın için daha korkunç olduğunu tam olarak bilemesi olanaklı değildir. Dolayısıyla böyle bir derecelendirmeyi kendi hayat deneyimine uygun görebilmesi olağan görülübilir ama bunu genel bir doğruymuş gibi sunması benim açımda bir proplem teşkil eder. Üstelik iki suç düzeyini karşılaştırıp biri için "daha hafif" diyerek "İndirime" gitmesi de bir sorun. Yazarın fikri yapısının böyle bir hataya izin vermeyeceğini bilimeme rağmen, böylesi hasas bir mesele üzerinde yazarken daha özenli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Saygılarımla.