Diyet yapmak yerine güzel yemek mümkün mü?

ne kadar yiyeceğimize sandığımız gibi sadece midemizdeki şişkinliğe göre değil, o yemeğin hafızamızda bıraktığı ize göre karar veriyoruz.

Siz de benim gibi yeni yıl kutlamaları, kar, kış, grip derken yemekte ipin ucunu kaçıranlardan mısınız? Son zamanlarda pantolonların içine girememeye mi başladınız? Biliyorsunuz, geçen yaza girerken, bir yazımızda “sadece o bikiniye girmek için rejim yaparsanız,  sonunda daha fazla kilo alırsınız”* demiştik. Çok şükür ki henüz yaza birkaç ay var, dolayısıyla acilen üç beş kilo vermeye odaklanmak yerine biraz yemek alışkanlıklarımız üzerine çalışabiliriz.

Bugünün konusu, yemek yeme biçimimiz ve hızımızın yeme miktarımıza etkileri.

Biliyorsunuz, yemek, bizim için bir hayatta kalma yönteminden fazla bir şey. Eğer sadece vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak için yiyor olsaydık, kimsenin aşırı kilolu olmaması gerekirdi. Oysa biz insanlar için, aldığımız besinlerin bize verdiği zevk çok daha fazla ön planda. Sadece o besinin damak zevki de değil, yemek kavramının çevresinde oluşturduğumuz ortam ve kültür de bizi etkiliyor.

İnsanlar, vücutlarının enerji depoları hayatta kalmak için gayet yeterli olsa da gün boyunca birkaç kez yemek yiyorlar. Bu yedikleri yemekten de birçok bağımlılık yapan madde kadar keyif alıyorlar. Yemeklerden aldığımız keyif nedeniyle sağlık sorunları yaşasak da bundan vazgeçemiyoruz.

Neden insan vücudu ve beyni, sonunda ölümcül hastalıklara yol açacak beslenme alışkanlıklarını kontrol edecek şekilde evrimleşmemiş? Bunun en önemli nedenlerinden biri, son yüzyıla kadar,  besin kaynaklarının oldukça kıt olması. Kuraklıklar,  tarımın henüz yeterince gelişmemiş olması, savaşlar, fakirlik nedeniyle insan ırkının büyük bir bölümü tarih boyunca açlık sınırında yaşamış. Bu yüzden, vücut dengelerimiz besin bulduğumuzda bol bol yemek için programlanmış. Olasılıkla bunu sağlamak için de yemekten çok zevk alıyoruz. Bu durum, kıtlık durumlarında hayatta kalmamızı sağlıyor olabilir. Ama paran olduğu sürece marketten gidip bol kalorili gıdalar alabildiğin modern yaşamda tam tersine hayatımızı kısaltıyor.

Yeme ve doyma davranışı ile ilgili çok ilginç çalışmalar yapılmış. Örneğin amnezisi olan, yani beyinlerindeki bir hastalıktan dolayı kısa süre önce ne yaptıklarını anımsayamayan kişilere öğünleri bittikten kısa süre sonra tekrar yemek servis edilmiş. Bu kişiler, daha yarım saat önce tıka basa doydukları, üstelik de doygunluğun verdiği rahatsızlığın farkında oldukları halde tekrar yemişler.

Yani, ne kadar yiyeceğimize sandığımız gibi sadece midemizdeki şişkinliğe göre değil, o yemeğin hafızamızda bıraktığı ize göre karar veriyoruz.

Bu da bizi, bugünün ana mesajına getiriyor. Birçok deney ve deneyim gösteriyor ki, ne yediğimize odaklanmazsak, hızlı ve dikkat etmeden yersek sonuçta aldığımız miktar çok daha fazla oluyor. Üstelik daha fazla yememize kadar yemekten pek de zevk almıyoruz. Bir düşünün, hangi durumlarda önünüzdeki besine dikkat etmeden yiyoruz? Televizyon karşısında atıştırdığımızda. Bilgisayar karşısında öğün geçiştirdiğimizde. Bir arkadaşımızla ciddi bir meseleyi konuşurken. İş yemeğinde. Kafamız başka şey ile meşgulken.

Yemeğin, tadına, görüntüsüne dikkat etmeden, acele acele yediğimizde, ihtiyacımızdan fazla yiyoruz. Üstelik kısa süre sonra da tekrar yeme ihtiyacı hissediyoruz. Sonra da gelsin kilolar, sağlık problemleri.

Ben de insanların büyük çoğunluğu gibi yemek yemekten zevk alanlardanım. Bu yüzden zayıflamak için aç kalmam gerektiğinde, kısa süre sonra isyan edip o diyetten vazgeçiyorum. Ama yediğim şeye odaklanmadığım zaman hem beni doyuracak miktardan fazla yediğimi, hem de o öğünden çok daha az zevk alıp kısa süre sonra tekrar yemek yeme ihtiyacımın doğacağını öğrendiğim için, bu sıralar fırsatım oldukça, farkına vararak, tadını çıkararak, ne yediğime odaklanarak, yavaş yavaş yemeyi öğrenmeye çalışıyorum. Çalışan bir anne ve  bir doktor için hızlı yememeyi başarmak kolay değil ama çabalıyorum. Bütün hayatını diyet ve aşırı yemeler arasında bir şişmanlayıp bir zayıflayarak geçiren biz modern insanlar için, belki de farkına vararak yemek (mindful eating) arayıp durduğumuz altın çözüm olabilir. O yüzden, önümüzdeki pazartesi rejime başlamak yerine, oturarak, acele etmeden ve tadını çıkararak yemeyi deneyebilirsiniz. Belki yaza kadar bu şekilde şok diyetlere ihtiyaç duymadan o bikiniye girebiliriz!