Her şeyde en iyisi olmaktan vazgeçince

Üzerinde uğraştığımız her şey, sonunda bir mesleğe dönüşmek, para kazandırmak, ödül almak zorunda mı?

Bence günümüzün başarı ve motivasyon anlayışında bir sorun var.

Biliyorum,  kişisel gelişim dünyasının ana amacı, çalışan insanların daha verimli olmasını sağlamak.

Bu amaçtan yola çıkınca, herhangi bir kişisel gelişim sürecinde, doğal olarak hedefe yönelik olmak gerekiyor.

"Ne yaparsan yap, bir amaca hizmet etsin. Ne yaparsan yap, en iyisini yap." anlayışı günümüzde çok ön planda.

Biliyorum ki, iş güç günümüzün neredeyse tamamını alırken, sonra da çoluk çocuk, trafik, alışveriş bir sürü şeye yetişmeye çalışırken, zamanımızı hiç bir işe yaramayacak aktivitelerle boşa harcamak mantıklı değil.

Ama gerçekten yaptığımız, zaman harcadığımız, kendimizi geliştirmeye çalıştığımız her şeyde, mutlaka en iyisi olmak zorunda mıyız?

Üzerinde uğraştığımız her şey, sonunda bir mesleğe dönüşmek, para kazandırmak, ödül almak zorunda mı?

Tenis oynadığımda klasmana girmek, kitap yazdığımda nobel almak, bir ülkenin dilini öğrendiğimde orası ile ticaret yapacak kadar ilerlemek zorunda mıyım?

Dün aşağı yukarı benim yaşlarımda bir arkadaşım ile konuşuyordum. Hayatında ilk kez iki sene önce koşmaya başladı ve Mart'taki  Runatolia yarışında Adım Adım oluşumu takımında üçüncü kez yarı maraton koşacak.

"Üniversitedeyken bir sürü şey için geç kaldığımı, benden geçtiğini düşünürdüm" dedi bana. "Şimdi ise yeni bir alanda kendimi geliştirmeye o zamankinden çok daha açığım. "

Aynı şey benim için de geçerli. 20'li yaşlarım ve şimdiki halimin bakış açısı arasındaki farkın nedeni , belki mesleğimden, belki de yaşımdan dolayı öğrenip uygulamaya çalıştığım bir şey: Özellikle esas işimin dışındaki alanlarda, artık en iyisi olmamaktan korkmuyorum. Dışarıdan nasıl göründüğüme aldırmıyorum. Sadece dünkü Defne'den daha iyi olmaya çabalıyorum.

İster koşuya başla, ister dansa, ister yemek yapmaya veya yeni bir dil öğrenmeye, en iyi olmak iddiasından vazgeçip kendine hata yapma, gerekirse yavaş ilerleme hakkı verince iki önemli şey oluyor. Birincisi, arada sırada başarısız olsan bile vazgeçmiyorsun. Hayatın getirdiği iniş çıkışların yarattığı duraksamalarda kendini hırpalamıyorsun. Kendini onla bunla daha az karşılaştırıyorsun, daha az eleştiriyorsun.  İkincisi yaptığın şeyden çok daha fazla keyif alıyorsun. Çünkü sonuç değil süreç önem kazanıyor. Bu biraz, manzaralı bir yolu arabayla gitmek yerine yürümeye benziyor. Nasıl yürümek arabayla gitmeye kıyasla daha az verimli ama daha zevkliyse, uğraştığın alandaki adımlarının her biri senin için çok daha anlamlı oluyor.

İşin ilginç tarafı, performans kaygısını ortadan kaldırınca, başarılı olma olasılığını tam tersine artırmış oluyorsun.

Demem o ki, "hayat en iyisi olamayacağın şeylere zaman harcamak için çok kısa" diyenlere aldırmayın. İçinizde kalan, merak ettiğiniz, keyif aldığınız bir şey mi var? Kaç yaşında olursanız olun, sevdiğiniz şeyin üzerinde çalışmaya başlayın. Nobel, ödül, madalya almasanız bile mutlu olursunuz, yetmez mi? Yaşam asıl, emek verip sonunda mutlu olabileceğin şeyleri denemeden yaşlanmak için çok kısa.

Son bir tüyo vererek bitiriyor ve sonra yüzme antrenmanına gidiyorum: Hayattaki en büyük öğretmen zaman. Ve bu öğretmen, gidiş yoluna sonuç kadar puan veriyor. Kesin bilgi.