Herkesin hayranlığına sahip olmama cesareti

İnsanlar, sosyal medyada ya da toplu halde bulunup birbirlerinden güç aldıkları yerlerde, karşılarındaki kişilerin de acı çeken, kabul görmek isteyen ve kendi bakış açıları çerçevesinde dünyayı güzelleştirmeye çalışan, kendileri gibi hassasiyetleri olan bireyler olduğunu unutuyorlar.

Bir insan neden başkalarının kendisini rahatça, alenen eleştirebileceği bir mesleği seçer? 

Yazarlığı, spikerliği, politikayı, oyunculuğu, müzisyenliği, talk show yapmayı tercih edenler örneğin.

Bu meslekleri seçen insanlar, çoğu kez, pazarlama müdürlerinden, öğretmenlerden, finans direktörlerinden, hakimlerden, tıp doktorlarından, bilim insanlarından daha az zeki, daha az üretken değiller. Meslekleri ile ilgili daha az ciddi değiller.

Ama  birçok zaman daha cesaretliler. O kesin.

Nerden mi biliyorum? Tabii ki, kendimle onlar arasında yaptığım karşılaştırmadan.

Bir yılın sonunda öğrenmiş olabilirsiniz  artık. Ben tıp doktoruyum.

18 yaşından beri zor durumdaki insanlara yardım etmeyi öğrenmeye çalışıyorum.

Ve ilk hastamı baktığım günden beri biliyorum. Ne kadar kendinden emin görünürsen, çoğu zaman o kadar iyi doktor olarak kabul edilirsin.

Zor durumdaki koskocaman insanlar, özel bir alanda bilgi ve deneyim sahibi olduğun için sana güvenirler. Sen güçlü ve karizmatik ol, onlar kendilerini sana bıraksın isterler. Arkandan kötü konuşabilirler, sağlık sisteminin seninle hiç ilgisi olmayan eksikliklerinden seni sorumlu tutabilirler, ama bire bir karşıya geldiğinde senin otoriteni kabul etmiş görünürler. Çünkü o anda, sana ihtiyaçları vardır. Bu yüzden biz yüzyüze ilişkide eleştiri almayı çok da öğrenmeyiz.

Böyle bir meslek içinde büyüdüğüm için, yukarıda saydığım, daha "medyatik" işleri yapan kişileri hep saygıyla izledim.  Onların ürettikleri şeyleri, başkalarının beğenisine açmalarını, sonra da o başkalarından gelen eleştirilere, hatta bazen hakaretlere katlanmalarına hayran oldum.

Hayran oldum, çünkü yaptıkları şey insan doğasını aşmak aslında.

İnsan, başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerini çok önemseyen bir tür.

İnsan, tüysüz, dişsiz, güçsüz bir hayvan olarak bütün dünyanın hakimi olduysa bunun sebebi, gruplar halinde yaşamayı başarmış olması.

Diğer insanlarla iletişim halinde olması. Farklı özelliklere sahip insanoğullarının işbirliği yapmış olması.

Bu yüzden, neredeyse hepimiz, başkalarının bizim hakkımızdaki  düşüncelerine duyarlıyız. Hayatta kalmamızın birinci şartının grubumuzdaki diğer insanların bizi kabul etmesi olduğunu biliyoruz çünkü. Tek başına bir insanoğlunun, bir fil, bir ayı, bir yangın, bir kuraklık karşısında ne kadar zavallı olduğu atalarımızdan gelen çok acı tecrübelerle genlerimize işlenmiş.

Hele hele, yukarıda saydığım herkesin gözü önünde hata yapmayı göze alan insanlarda, başkalarının kabulünü kazanma arzusu, belki ortalama bir insana  göre daha bile fazla var. Yoksa insan neden başkalarının kendini  gerçekten tanımadan eleştirebileceği bir mesleği seçsin ki?

Geçen hafta da, önceki hafta da, hem medyatik insanların, hem de aslında akademisyenlik gibi biraz daha az göz önünde olan kişilerin, düşüncelerini söyledikleri için hem siyasetçiler tarafından, hem de o siyasetçilerin tarzlarından ilham alan sıradan insanlar tarafından eleştirildiği, korkutulmaya ve utandırılmaya çalışıldığı, tehdit edildiği, soruşturmalara uğradığı, hedef gösterildiği, tutuklandığı bir hafta oldu. Buna karşılık birçok başka yazar, spiker ve akademisyen, doğru bildikleri şeyleri, azınlıkta olduklarını, işlerinden olabileceklerini bile bile yüksek sesle söylemeye devam ediyorlar.

İnsanlar, sosyal medyada ya da toplu halde bulunup birbirlerinden güç aldıkları yerlerde, karşılarındaki kişilerin de acı çeken, kabul görmek isteyen ve kendi bakış açıları çerçevesinde dünyayı güzelleştirmeye çalışan, kendileri gibi hassasiyetleri olan bireyler olduğunu unutuyorlar. Onlara acımasızca saldırmayı normal, hala makbul bir şey kabul ediyorlar.

Ben yaklaşık bir senedir, kendi çapında, suya sabuna dokunmayan popüler psikoloji yazıları yazan, sosyal medyada çok küçük  izleyicisi olan, kendisi de insan psikolojisinden az çok anlayan bir kişi olarak ürettiklerime gelen ufak tefek eleştirileri bir yandan kabul edip, bir yandan da onlara rağmen doğru bildiğim şeyden sapmamaya çalışırken zorlanıyorsam...

Gazetecilerin, yazarların, spikerlerin, müzisyenlerin, politikacıların. Ve ne yazık ki  son zamanlarda akademisyenlerin. Kısacası, diyeceği şeyi çok önemsediği için göz önünde olmayı seçmiş, ama her yönden en acımasız eleştirilere, hatta ne yazık ki son zamanlarda daha fazlasına maruz kalan tüm bu özel insanların cesaretlerine hayran kalmaktan başka bir şey yapamıyorum. Onların hepsiyle aynı fikirde olmasam da o fikirleri dile getirme cesaretlerine şapka çıkarıyorum.

Ve bütün bu özel insanlara şunu diyorum: İyi ki varsınız. İyi ki eleştirilmeyi, hata yapmayı, başkalarının sizi tanımadan size düşman olması olasılığını göze almışsınız, alıyorsunuz. Umarım ki, insanoğulları olarak çevremizin bizi kabul etmesine, sevmesine olan olağanüstü ihtiyacımıza rağmen, dışlanmayı göze alan bu özel kişiler, çoğalarak var olurlar ve bize örnek olurlar. Şimdi ve sonra, sanatta, bilimde ve toplum hayatında, her dönemde, her ülkede, her zaman böylelerine çok ihtiyaç var.