İletişim tuzağı: Mail ortamında kavga etmek!

Uzaktaki insanlarla yakınlaşmak için internet birebir. Ne yazık ki, doğru şekilde kullanılmazsa, yakınımız olan insanlarla uzaklaşmaya da yarayabilir

"Bu maili seni kırmak  istemediğim için yazıyorum. Dün akşamki yemekten beri çok öfkeliyim. Arkadaşlarımın yanında  senelerdir tezimi yazamadığım için "bizimki biraz tembel" demek zorunda mıydın? Bu konuya ne kadar üzüldüğümü ve elimden geleni yaptığımı biliyorsun. Olay sırf bu da değil, her fırsatta insanların yanında beni aşağılıyorsun.

Bence asıl sorun ne biliyor musun? Beni artık beğenmemen. Beni kendine, arkadaşlarına layık bulmaman. Eskiden değer verirken, şimdi sadece hatalarımı görmen. (...) Bu şekilde devam edersen devam edebileceğimi düşünmüyorum. Böyle zamanlarda sadece yanımızdaki insanların hatırı için sana katlandığımı bil.

Mailim oturup düşünmene neden olacak mı bilmiyorum. Bu konuda pek umudum yok."

Yukarıdaki satırları ben uydurdum. Ama eminim ki aranızda, sevgilisi, kardeşi ya da arkadaşı ile buna benzer sitem dolu e-postalar aracılığı ile iletişim kurmuş olan vardır. Bu "mail kavgaları"  sonuçta ne sağladı, iletişimimize ne katabilir ve ne kaybettirebilirdi hiç düşündünüz mü?

İnsanların konuşa konuşa anlaştığı bilgisi  atasözlerimizde bile geçiyor. O zaman,  konuşmaları oluşturan sözcükleri yazıya döktüğümüz e-posta, telefon mesajı gibi yöntemlerin,  yanlış anlaşma, duymama gibi riskleri taşımadıkları için çok daha iyi bir iletişim sağlamaları beklenir değil mi?  Mail ve mesajlarla dert anlatma veya tartışma yolunu seçen çok sayıda insan böyle düşünüyorlar. "Eşim beni hiç dinlemiyor, belki yazdıklarımı okur" diyorlar örneğin.

İnsanlar arası iletişim ve ilişkiler ile ilgilenen  uzmanlar hiç de aynı fikirde değil. Tam tersine, yüz yüze konuşabileceğiniz kişilerle,  özellikle olumsuz konularla ilgili mail  ve mesajlarla kurulan iletişiminin eksik, hatta birçok durumda zararlı olduğunu düşünüyorlar. İşte sebepleri:

1- İnsanlar konuşa konuşa değil, bakışa bakışa anlaşır. İletişimin en büyük kısmını sözcükler değil, ses tonu, yüz ifadesi ve beden dili oluşturur. Mail ve mesaj yazan kişi, içinden kendi konuşmasını "duyar". Dolayısıyla yazdığı metinde aslında ne demek istediğini bilir. Ama karşıdaki insan yüz ifadesi göremediği, ses tonunu  duyamadığı için, okuduğu sözcüklerden çok farklı bir anlam çıkarabilir. Örneğin yukarıdaki e-postanın sonundaki "Bu konuda pek umudum yok" cümlesini kaşlarınız muzipçe kalkık, avuç içlerinizi karşıya doğru gösterip, kafanızı iki yana sallayarak söyleyip gülümserseniz, tatlı bir sitem olur. Aynı sözcükler, kafasını öne eğip aşağıdan yukarıya doğru umutsuzluk içinde bakan bir insan tarafından dudak bükerek söylenirse "hiçbir şekilde değişmeyeceğine inandığım için ilişkimizi bitirmeye kararlıyım" anlamına da gelebilir.

E-posta servisleri ve akıllı telefonların bize sunduğu yüz ifadeleri (emoji'ler) , beden dilinin yerini tutmaz. Bir kere, ifade ettikleri şey kişiden kişiye değişebilir. Çok sık kullanılan "göz kırparak dilini çıkartma emojsi", bana arsızca bir suç ortaklığını anlatıyor gibi gelirken, başka biri onu yazarken "ooh pek mutluyum" demek istiyor olabilir. O basit ifade ikonları, ses tonu, baş hareketleri, el hareketleri gibi ayrıntıları içermediği için bizim karmaşık duygularımızı anlatmaya yetmez.

2- E-postalarda yazılan şeyler çoğu zaman okuyan tarafından olduğundan daha olumsuz algılanır. Yapılan çalışmalar, "nötralite ve negativite" etkilerinden bahsediyor. Mail ile yazılan iyi şeylerin şeylerin okunurken nötralleştiğini, yani içerdiği olumlu duygunun kaybolduğu, olumsuz duygular ifade etmeyen cümlelerin ise eleştiri gibi algılandığı bulunmuş. "Başarılarının devamını diliyorum!" cümlesi bir övgü olarak yazılmışken, kendine güvenmeyen biri tarafından alay gibi okunabilir örneğin. Yakın ilişkilerde, söylemeye çalıştığımız olumlu şeyleri yok eden, sıradan şeyleri de eleştiriymiş gibi gösteren bir iletişim mecrasını kullanmak çok tehlikeli değil mi?

3- Gönderdiğiniz mesajın karşınızdaki kişiye hangi koşullarda ulaşacağını bilemezsiniz. Akıllı telefonlar her yerde yanımızda.  Eşiniz ya da arkadaşınız yazdıklarınızı, trafikte yan arabadaki şoför ile atıştıktan sonra, aç ve susuzken, patronundan azar işitmişken okuyabilir. Normalde yakın olduğumuz kişilerle ne zaman konuşmamamız gerektiğini beden dilinden anlarız. Bizim için bu kadar önemli olan bir fikri, onun yazılanları hiç anlamayacağı, ya da çok daha fazla öfkelenebileceği bir ortamda dile getirmek pek akıllıca değildir.

4- E- postalarda yazılan şeyler geri alınamaz: Kavgaların harareti içinde bir çok olumsuz şey söyleriz. Bunlar barıştığımız anda unutulur gider. Ama bir mail gönderildiği zaman hep orada kalır. Durmadan açılıp bakılabilir, ilişkinin bitmesinden memnun olacak kişilere gösterilip, aleyhinize kullanılabilir. Eşinizle sondan bir önceki sözlü kavganızın ne üzerine olduğunu anımsıyor musunuz? Büyük olasılıkla hayır. Mail ortamında söylediğiniz kötü şeyler sonsuza kadar anımsanır.

                                  

                                               * * *

Son 20 sene içinde , internet sayesinde tanımadığımız veya çok uzaktaki kişilerle iletişimimizde olağanüstü  gelişmeler oldu. Bugün, bu satırları yazdıktan sonra 17 senedir görmediğim Ege Tıp arkadaşlarımla WhatsApp sayesinde bir araya gelip kahvaltı edeceğiz. Sonra kızlarımı Skype üzerinden, geçen ay Amsterdam'a çalışmaya giden teyzeleri ile görüştüreceğim, tabii  önce onun şirketinin Amerika'daki merkezi ile yaptığı konferans görüşmesinin bitmesi gerek. Beklerken Fiverr 'dan bulduğum Pakistanlı grafikere çizdirdiğim logoyu yayınevine göndereceğim.

Bunların hepsi harika kazanımlar. Uzaktaki insanlarla yakınlaşmak için internet birebir. Ne yazık ki, doğru şekilde kullanılmazsa, yakınımız olan insanlarla uzaklaşmaya da yarayabilir. O yüzden, önerim, mail ve telefonu, yukarıdaki gibi tartışmalar için değil, pratik haberleşmeler için kullanmanız.  Mutlaka maille şahsi bir şeyler söylemek istiyorsanız aşağıdaki gibi bir mesaj çok daha faydalı olabilir.

"Seninle konuşmayı çok özledim. Ne zaman bir şeyler içmeye çıkıyoruz?"