Kadınların dırdırcı beyni

Kadınlar mı erkekler mi ruminasyona daha meyilli?

Hayır, 8 Mart haftasında kadınların dırdırcı oldukları konusunda yazmayacağım. Çünkü yaygın inanışın aksine, yaptığım araştırmalara göre kadınların daha fazla dırdır ettiği konusunda herhangi bir veriye ulaşamadım.

Bugün daha çok, biz kadınları  dırdırı ile yoran beynimizden bahsedeceğim. Eğileceğimiz konunun bilimsel ismi "ruminasyon", yani zihinsel geviş getirme.

Geviş getiren hayvanların nasıl sindirim yaptığını biliyorsunuz. Yuttukları besinleri tekrar tekrar ağızlarına getirip çiğnediklerini. İşte zihinsel ruminasyon da böyle bir şey. Özellikle olumsuz bir düşünceyi, bunu yaratan olayları ve olası sonuçlarını tekrarlayıcı bir şekilde düşünmeye ruminasyon deniyor.

Stresli olaylar karşısında derin, karamsar düşüncelere kapılan ve saplantılı bir şekilde bu düşünceleri tekrarlayan kişilerin, depresyon yaşama risklerinin arttığı saptanmış.

Peki kadınlar mı erkekler mi ruminasyona daha meyilli? Tahmin edebileceğiniz gibi kadınlar, olumsuz stresli olaylar karşısında bu olayı derin derin düşünerek, bu düşünceleri tekrar tekrar akıllarına getirerek yanıt veriyorlar. Üstelik olumsuz olayları böyle derinlemesine düşünmenin onlarla baş etmek için önemli olduğunu düşünüyorlar.

Biliyorsunuz, ergenlik döneminden itibaren kadınlar major depresyon geçirmek açısından daha büyük risk altında. Bunun çeşitli hormonal nedenleri var.  Ama son zamanlarda kadınların daha fazla ruminasyon yapmalarının ve bunun faydalı bir şey olduğunu sanmalarının da depresyon olasılığını artırdığı  düşünülüyor. Buna karşılık erkekler, başlarına olumsuz bir şey geldiğinde bunun ayrıntılarını düşünmek yerine aksiyona geçiyorlar.

Peki neden kadınlar kötü olaylar karşısında uzun uzun düşünmeyi tercih ediyorlar? Bunun nedenlerinden bir tanesi, toplumdaki güçsüz konumlarından ötürü, kadınların başına daha fazla kötü olay gelmesi ve bu kötü olayların, örneğin istismar, tecavüz gibi daha az kontrol edilebilir şeyler olması. Dolayısıyla ayrıntılı bir şekilde düşünerek kötü olasılıklar için önlem almaya çalışıyor olabilirler.

İkincisi, duyguların ifadesi söz konusu olduğunda, toplumun kız ve erkek çocuklarına karşı farklı tutumları. Kızlar birçok toplumda duygusal olarak daha hassas olarak kabul ediliyor ve üzüntü ve korku gibi duygularını ifade etmeleri daha doğal karşılanıyor. Duygularını ifade etmek onları çözmek için yardım almayı sağladığında iyi  bir şey olabilir. Ama korku ve üzüntü gibi duygularını bastırmayan bir insan, bunun karşılığında çözüme yönelik bir yardım almazsa, o düşünceye saplanıp kalma olasılığı artıyor.

Son olarak, kız çocukları, erken yaşlardan itibaren, duygusal gelgitlerini kontrol edilemez faktörlere, örneğin hormonlara bağlıyorlar. Dolayısıyla olumsuz bir duygu yaşadıklarında, onun değişebileceğine daha az inanıyorlar, konuya daha fazla takılıp kalıyorlar.  İlişkilerindeki olumsuzluklara da erkeklere kıyasla daha hassaslar, o yüzden en ufak bir pürüzde hemen çözebilmek için uzun uzun akıl yürütmeye çalışıyorlar.

Kısacası, biz kadınların dırdırıyla, aynı konu üzerinde takılıp kalmasıyla bizi yoran bir beyni var. Sanki hayatta başka derdimiz yokmuş gibi!

Peki duygularımızı aşırı bastırmadan ruminasyonu yenip olumsuz durumlar ile daha iyi baş etmenin bir yolu var mı?

 Buradaki en önemli adım, olayları bir miktar değerlendirdikten sonra küçük, erişilebilir hedefler belirleyerek aksiyona geçmeye çalışmak.  Yani klasik kız arkadaş muhabbetini bilirsiniz ya, duygularımızı ve hayal kırıklıklarımızı konuştuğumuz? Bunların bir noktasından sonra yaşadığımız üzüntü verici olayın ayrıntılarını daha fazla didiklemek yerine, "bundan sonra ne yapılabilir?" kısmına odaklanırsak bu sohbetlerden çok daha fazla verim alabiliriz .

Başka bir nokta da, enerjimizi, ilgimizi, zamanımızı tek bir sosyal ilişkiye yatırmak yerine farklı alanlara bölüştürmek. Bu sayede hem bir alandaki sorunlardan etkilenme olasılığımız azalabilir, hem de birisi kötü gittiğinde,  onunla ilgili ruminasyona  başlasak bile diğer alandaki hedef ve görevlerimiz karamsar düşüncelere kapılıp gitmemizi engelleyebilir.

Biz kadınlar duyguları daha iyi anlamak ve anlatabilmek gibi bir avantaja sahibiz. Bunun üzerine, olumsuz duygulara kapılıp gitmemeyi, onları anlayıp aksiyona dönüştürmeyi ekleyebilir ve bize yardımcı olacak farklı sosyal destek ağları oluşturabilirsek, hayatımız çok daha mutlu ve verimli geçebilir!