Karanlıkta, bir caddede...

Gencecik tecavüz kurbanlarının bile başlarına gelenden sorumlu tutulabildiği bir yerde yaşıyoruz.

Tıp fakültesi öğrencisiydim. Staj yaptığımız klinikten geç bırakmışlardı, herhalde saat 9 falandı. Otobüsten sahilde indim. Kış mevsimiydi, İzmir Karşıyaka'da sokaklar bomboş, hava karanlıktı. Önümde yürünecek 10-15 dakikalık bir mesafe vardı.

Bazı şeyleri birdenbire tüm açıklığıyla anladığınız anlar vardır. Anıları zihninize kazınır, sizi hiç bırakmaz. O günden sonra bir konuda fikirleriniz hiç aynı olmamıştır çünkü.

İşte o günlerden biriydi. İlgi çekici görünmemek için paltomun önünü kapatmış, saçlarımı toplamıştım. Koşmadan, ama hızlı hızlı, kararlı görünerek yürümeye başladım. Baş ve göz hizamı öyle bir ayarlamıştım ki, ileri doğru bakıyor, ama bir yandan kimse ile göz göze gelmemeyi de garanti ediyordum. Arkamdan benimle aynı hızda gelen ayak sesleri duydum birden. Ürktüm. Geri dönüp bakmaya cesaret edemedim. Sonra, bu sefer karşıdan, göz ucuyla erkek olduklarını anladığım iki kişi göründü. Daha da korktum.

Karşıdaki iki kişi yaklaştı. Erkeklikle çocukluk arasında kalmış, çatallı seslerini duyunca yüzlerine bakabildim. 14-15 yaşında iki iri ergendiler. Beni ve çevrelerini hiç umursamadan, sohbet ederek basketbol oynamaktan geliyorlardı.

Onlardan aldığım cesaretle arkama döndüm. Ayak seslerinin sahibi, aynı benim gibi karşıda bir yere bakarak hızlı ve ürkek bir şekilde yürüyen 30'larında bir kadındı.

İşte o anda, kadınlarla erkeklerin bu kadar farklı olmalarının nedenlerinden birisini algıladım. İzmir gibi bir şehirde, gayet modern bir çevrede yetişmeme rağmen, başıma sokaklarda, otobüslerde çok kötü bir şey hiç gelmemiş olmasına rağmen, sürekli, o karanlık akşamda olduğu gibi korku altındaydım. Kadındım çünkü; tek başıma sokakta dolaşıyorsam, her an birisi beni taciz edebilirdi. Bu yüzden, ilgi çekici (bir kesime göre tahrik edici) olmamak için sürekli önlem almak, kadınlığımı saklamak, her dakika tetikte olmak ihtiyacı hissediyordum. Oysa karşıdan gelen o iki delikanlı, yaşça ve cüsse olarak benden ve arkamdaki kadından küçük olmalarına rağmen, o kadar vurdumduymaz, o kadar rahat, o kadar doğal yürüyorlardı ki.

O yaşa kadar, kadınlara atfettiğim bazı kişilik özelliklerini beğenmezdim. Kadınların bana göre biraz içten pazarlıklı, kendilerine güvensiz, sürekli ıvır zıvır ayrıntı düşünen yapılarına sinir olurdum. Daha direkt olmaları, daha korkusuz olmaları gerektiğine inanırdım.

O akşam, iki kadın ve iki erkeğin sokaktaki duygu ve duruşlarındaki tezat, o delikanlılar gibi çevresini umursamadan, sadece kendiyle meşgul olarak salına salına bir sokakta bile yürüyememenin bizdeki etkilerini düşünmeme yol açtı. Çocukluktan beri sürekli dışarıdaki tehlikelere karşı tetikte olmak zorunda hissetmenin bir insanın kişiliğini ne kadar değiştirebileceğini, ne kadar güçsüz hissettirebileceğini  fark ettim.

Kadın ve erkeğin bir çok açıdan eşit olduğu bir aile ve çevrede yaşamama rağmen, toplum içinde sürekli ürkek ve zayıf hissetmenin mutlaka karakterime bir etkisi olmuştur.

O akşam, arkamdaki genç kadından başlayarak tüm kadınları, bu ürkeklik ve tehlikeler ile birleşmiş, birbirlerini anlaması, savunması, desteklemesi gereken kader arkadaşları olarak görmeye karar verdim.

Şimdi, ne zaman bir kadının, cinsimize yakıştırılan bir takım genellemelerle yerden yere vurulduğunu duysam, galeyana gelip eleştirmenler korosuna katılmadan önce, çocukluktan beri karakteri, her köşe başında başına gelmesinden korktuğu tehlikeler ve toplumsal önyargılarla mücadele ederek şekillenmiş, temel önceliği kendini korumak olan bir birey ile karşı karşıya olduğumu hatırlatırım. Onu anlamaya, eleştirdiğimiz davranışlarının kaynağını görmeye çabalarım. Buna kimileri pozitif ayrımcılık diyebilir, ben ise sadece empati yaptığımı düşünüyorum.

Gencecik tecavüz kurbanlarının bile başlarına gelenden sorumlu tutulabildiği bir yerde yaşıyoruz. Sokaklarda korkusuzca yürümenin de, başına gelen şanssızlıkları topluma açıklamanın da giderek zorlaştığı şehirlerimizde, kadınların anlaşılmaya, desteklenmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.