Korkanlar kolaya kaçar

Hepimiz, dünyayı algılama biçimimize göre çeşitli abartılı tepkiler veriyoruz. Çok karamsar olanlar, ülkeyi terk etmenin yollarını aramaya başladı. Paranoyak olanlar, suçlu aramaya başladı ve siyasi görüşlerine göre mutlaka birilerini buldular. Öfkeye meyilli olanlar buldukları suçluları kendi kendilerine cezalandırmaya başladılar.

Canlı bombalar patlıyor. Her gün şehit haberleri geliyor. İnsanlar bazı yerlerde sokağa çıkamıyor, ölen yakınlarını buzdolabında saklıyorlar. Az ötede siyahlı adamlar kafa kesiyorlar. Birkaç sene önce senin benim gibi sıradan hayatlar yaşayan milyonlarca insan, onların korkusundan akın akın başka ülkelere ulaşmaya çalışıyor. Annesinin özenle giydirdiği küçük çocuğun ölü bedeni, kaydırakta gülümsediği fotoğraftan birkaç gün sonra kıyıya vuruyor. Gazeteler taşlanıyor, iki gün sonra bir daha taşlanıyor.

Herkeste bir korku, bir umutsuzluk. Ya aynısı başımıza gelirse? Otobüste bomba patlarsa, benim polis yakınım da aracında taranırsa, bir gün benim evime de şehit haberi gelirse? Birileri mensup olduğum ırkı beğenmeyip beni linç etmeye, evimi yakmaya kalkışırsa? Bir habere kızıp gazete taşlayanlar, protesto gösterisini  beğenmeyip palalarla adam avına çıkanlar, benim gibileri de hedef almaya karar verirse? Siyahlı adamlar hızlarını alamayıp buraları da din adına cehenneme çevirirse?. Biz de kaçmak zorunda kalırsak? Cesetlerimiz kıyılara vurursa?

Bütün bunların üzerimizde bir takım etkileri var. Her gün ölüm kalım savaşı veren insanların haberlerini alıyoruz. Onların travmalarını ileride nasıl yeneceği, bu durumun ileride toplumumuza nasıl etki edeceği apayrı bir sorun. Ama bire bir içinde olmasak da tüm bu toplumsal olaylar bizi etkiliyor. Hiçbiri için "bunlar çok kötü ama benim ve yakınlarımın başına hayatta gelmez" , ya da "bunlar kötü şeyler ama bizden çok farklı insanların başına geliyor" diyemiyoruz çünkü.

Üzücü, korkutucu toplumsal olayların yarattığı stresin sonuçlarını biliyoruz. Bu durumun bir de, hayata bakış açımız ve toplumsal tepkilerimiz üzerine etkisi var. Biraz açıklayayım. Daha önce kısaca değindiğim gibi*, beynimiz ve bedenimizde korkutucu olaylara karşı tepki vermemizi sağlayan bir sistem var. Hayatımızın tehlike altında olduğunu düşündüğümüzde, bu sistemin içindeki organlar farklı biçimde çalışmaya, ve bir takım kimyasal değişiklikler ortaya çıkmaya başlıyor.

Beynimizdeki bu değişiklikler, bizi bir düşman karşısında savaşmak, kaçmak ya da hareketsiz kalarak saklanmak için hazırlama amacı taşıyor. Buna karşılık, o sırada fazla lüks olabilecek işlevlere enerji harcamıyor vücudumuz ve beynimiz.

Birkaç örnekle anlatmak gerekirse, peşinize sizi öldürmek isteyen bir ayı takılsa, o sırada düşünüyor olduğunuz her şey anlamını yitirir. Hayattaki en önemli şey ayının size ne kadar yakınlaştığı olur. Ayı peşinizdeyken, matematik problemi çözemezsiniz, sanat eseri ortaya çıkaramazsınız, çocuğunuzun okuldaki başarısının nasıl artıracağınızı düşünemezsiniz, işinizi büyütmek için yapacağınız yatırımları tartamazsınız.

Veya, çalıştığınız işyerinden çok sayıda insanın hemen çok yakında işten çıkarılacağını öğrenseniz, oradaki kişilerle ilişkilerinizi zenginleştirmek, bir çalışan olarak eksik yanlarınızı düzeltmek, sizden farklı düşünen insanların görüşlerini anlamaya çalışmak ile uğraşmazsınız. İnsanlarla ilişkilerinizde temel bakış açınız nasılsa, böyle bir kriz anında da her şeyi aynı gözlüklerle görmeye başlarsınız. Örneğin genel olarak size birilerinin kötülük yapacağını düşünen, biraz paranoyak biriyseniz, herkesin kuyunuzu kazdığından emin olursunuz. Kolay öfkelenen biriyseniz, her fırsatta birilerine parlarsınız. Böyle bir dönemde, üretemez, güvenemez, yeniliklere açılamazsınız. Size benzemeyen herkesten korkarsınız.

Bu toplumda yaşayan kişiler olarak, peşinden ayı takip eden ya da her an gerçekleşebilecek bir işsizliğe hazırlanan insanlardan bir farkımız yok. Üst üste, ucu her an bize de dokunabilecek tehlikeler, felaketler, acılara şahit oluyoruz. Böyle bir durumda yeni iş kurmak için riske girmek, hayatımızı daha anlamlı kılmak, yaratıcı bir eser ortaya çıkarmak için çalışmak o kadar zor ki. Hepimiz, dünyayı algılama biçimimize göre çeşitli abartılı tepkiler veriyoruz. Çok karamsar olanlar, ülkeyi terk etmenin yollarını aramaya başladı. Paranoyak olanlar, bütün bu durum için suçlu aramaya başladı ve siyasi görüşlerine göre mutlaka birilerini buldular. Öfkeye meyilli olanlar buldukları suçluları kendi kendilerine cezalandırmaya başladılar.

Hayatınız tehlike altında ise, kısa bir süre için her şeyi unutup savaşmak ya da kaçmak zorundasınız. Biz de bu şekilde tehdit edilmiş hissediyoruz. Ama biz ayının kovaladığı tek bir kişi değil, yaşamak için işbirliği yapmak zorunda olan bir toplumuz. Bizim için esas tehdit, birbirimize düşman olup, diyalog kanallarını kapatır, bizden farklı olana saldırmaya başlarsak, bu kaos içinde üretmekten, gelişmekten vazgeçersek ortaya çıkacak. Herkesin içindeki en zayıf ve kötü tarafı ortaya çıkaran bu korku sarmalından nasıl çıkarız, siyaset biliminden anlayanlar daha iyi öneride bulunur. Ben psikoloji bilen birisi olarak ancak, bu iklimin bireylere ve dolayısıyla topluma kesinlikle yaramayacağından emin olduğumu söyleyebilirim.