Psikiyatristler azıcık deli mi olur?

Psikiyatrist ve psikologlar mutlaka azıcık egzantrik, hatta garip tipler midir? Öyle olmak zorunda mıdırlar?

Annemin şu an oturduğu eve taşındığımızda 10 yaşındaydım. Evimiz zemin kattaydı.  Apartmana taşınmadan önce oturduğumuz bahçeli ev, benim gibi kitap okumak ve mandolin çalmak dışında hiçbir aktivite ya da spordan zevk almayan bir çocuğa bile bir  şeyler katmıştı: Ağaçlara tırmanmayı çok seviyordum.

Bu yeni evde bahçe olmasa bile, yüksek bir zemin kat balkonu  vardı. Ve bu zemin katın balkonuna tırmanmak için bayağı bir beceri ve uğraş  gerekiyordu.

Ben 10 yaşımdan, evden ayrıldığım 26 yaşıma kadar, evde  birisi olduğu sürece, hiç apartman kapısını kullanmadım. Hep iki metre yukarıdaki balkona  tırmanıp camı tıklattım.

Annem ilk kez, 25 yaşımda bana şöyle dedi: "Kızım koskoca psikiyatri asistanı oldun, hala balkondan hırsız gibi giriyorsun eve. Rezil olacağız komşulara."

Birdenbire bir  fırsatı fark etmiştim: "Anneciğim, psikiyatristler biliyorsun azıcık deli olur. Soran olursa ne yapalım bu meslekte kafayı yedi dersin!"

Bu olayın üzerinden yıllar geçti. Ben eve balkondan girmek dışında pek delilik yapmadım.. Ama birçok kez, "Psikiyatristler kendileri de azıcık kafayı üşütmüş tiplerdir" önyargısı ile karşılaştım.

Toplumda bu düşüncenin çok yaygın olduğunu biliyorum. İnsanlar şöyle diyorlar: " Bu psikiyatristler, deli insanlarla sohbet ede ede bir garip oluyorlar" veya " Zaten kendi sorunlarını çözmek için psikiyatriyi seçiyorlar".

Bu önyargıdan dolayı psikiyatriste gitmekten çekinenler var. Veya sıradan görünen psikiyatristlerin yeterince iyi olmadıklarını düşünenler.

Peki bu durum gerçekten böyle midir? Yani psikiyatrist ve psikologlar mutlaka azıcık egzantrik, hatta garip tipler midir? Öyle olmak zorunda mıdırlar?

Bu meslekte geçen uzun (ca)  yıllar, bana bu "deli psikiyatrist" tiplemesinin bir önyargı olduğunu ve aslında bir psikiyatristin ayakları yere basan biri olması gerektiğini öğretti.

Öncelikle böyle bir önyargının neden oluştuğuna bakalım. Etkili ve yan etkisi az psikiyatri ilaçlarının ve tedavilerinin bulunması, ancak son 30-40 yıl içinde mümkün olabildi. Ondan önce, psikiyatrist olmak biraz iğneyle kuyu kazmaya benziyordu. Emeği çok, kazancı  ve tatmini az olduğu için, psikiyatriyi bazen  klasik tıbbı (yani cerrahi, dahiliye, pediyatri gribi branşları) o kadar çok sevmeyen kişiler ya da psikiyatrik sorunlarla ilgili özel bir hassasiyeti olan  (örneğin kendisinde ya da ailesinde psikiyatrik durumlar olan) doktorlar tercih etti.

Bunun dışında, çevresini umursamak istemeyen bazı akıllı psikiyatristler, balkona tırmanabilmek için anneme uydurduğum bahanede olduğu gibi, "garip psikiyatrist" önyargısını kullanmış olabilirler.

Ama ben çalıştığım farklı işler,  dernekler nedeniyle Türkiye'deki ve Avrupa'da çok sayıda meslektaşını tanımış bir insan olarak şunu söylüyorum: Bütün önyargıların aksine, psikiyatristler oldukça normal, hatta sıradan insanlardır. Ve de bu durum, psikiyatristler için olmasa bile, hastaları için iyi bir şeydir.

Neden mi?

Artık psikiyatriye sadece ağır hastaların değil, günlük yaşamında sorunlar yaşayan sıradan insanların da gidiyor.  Son zamanlarda gelişen etkili ilaç tedavileri  ve psikoterapiler sayesinde,  birçok psikiyatrik durumun çok az yan etki ile tedavi edilmesi veya kontrol edilmesi mümkün oldu. Dolayısı ile doktorunun ya da terapistinin psikolojik durumunu algılayamayacak kadar ağır hastalar yerine, çoğu zaman işini gücünü sürdüren, karşısındaki kişinin kendisine iletişim biçimi ile de destek ve örnek olmasını bekleyen bir  grup geliyor psikiyatriye.

Bir insan acı çekerken, duygusal gelgitler yaşarken, güç bela sorunlarını birisine anlatmaya karar vermişse, karşısında garip birini değil, ona destek olacak, sakin kalabilecek, güçlü durabilecek  birisini istiyor.

Dolayısıyla bir psikiyatrist ya da psikoloğun, biraz sıradan olması, kendi psikolojisine de hastalarınınkine olduğu kadar dikkat etmesi aslında hiç de fena bir şey değil.

Bizim karşımızdaki kişinin duygularını anlayıp, anladığımızı gösterip, yine de onlara kapılmamamız gerekiyor. Bu hiç de kolay bir şey değil. Ama biliyorum ki,  benim gibi bir çok meslektaşım hoşgörülü, anlayışlı ama bir yandan da sağlam olabilmek için çok çaba harcıyor.

Peki hepimiz yaşamın her dakikasında normal ve olgun davranabiliyor muyuz?  Hayır ama, deniyoruz. Mesela ben baba yadigarı evimize , artık sadece sokaktan kimse geçmezken balkona tırmanarak giriyorum. Bu kadarcık çılgınlığı hastalarım, komşularımız ve bu satırları okuduğunda "cık cık cık" diyerek kafasını iki yana sallayacak annemin hoş göreceğini umuyorum.